Category: Teknoloji

Pebble İncelemesi

Akıllı saat pazarı ne kadar anlamsız gelirse gelsin, dahil olduğumuz gerçeğini değiştirebilecek seçeneğimiz olduğunu sanmıyorum. Akıllı saat pazarının ilk örneklerinden Pebble’a şöyle bir göz atalım.

image

Öncelikle 2013 sonlarında çıkan Pebble’ın çıktığı günden beri alınmama nedeniyle bugün alınma nedeni aynı. Biraz garip oldu değil mi? O zaman biraz açalım. Pebble ilk çıktığında hemen hemen herkesin aklındaki akıllı saat neydi sorusunu yöneltirsek, alacağımız cevap ya Apple Watch ya da Google’ın akıllı saat altyapısını kullanan Samsung, LG, Motorola gibi üreticilerin Android Wear kullanan akıllı saatleri olurdu. Hatta bu isimler ortada yokken bile iWatch ve Google’ın akıllı saati olarak pekçoklarının hayalini süslüyordu bu ürünler.

Ve tanıtıldılar. Pebble incelemesini daha fazla onlara ayırmadan bir gün ancak idare eden şarj süreleri ve 250-350 dolardan başlayan güzel fiyatlarıyla diye boşlukları doldurmayı size bırakıyorum.

image

Pebble, Kickstarter’ın en başarılı projeleri arasındaydı ve 150 dolarlık başlangıç fiyatıyla (ki diğer arkadaşlar sayesinde şu an 100 dolara indi) satışa sunuldu. Pebble ekibinin aldığı bana göre en doğru karar, saatte ekran olarak e-ink teknolojisini kullanmaları. Pil ömrü ve güneş altındaki okunabilirlik anlamında yanına bile yaklaşılamayacak avantajlara sahip bu ekran hem akıllı saat piyasasına giriş için idealdi hem de, sonrasında çıkan süslü renkli-dokunmatik ekranlar karşısında Pebble’ın hayli dik durmasını sağladı. İleriki nesillerinde neler olur bilinmez ama Pebble e-ink çizgisini bozmadan piyasaya yeni ürünler sunmaya devm ederse, rekabet avantajı konusunda tamamen farklı bir konumda olduğundan endişe dahi etmeyeceği bir geleceğe yelken açabilir.

image

Ekran ve pil ömrünün ardından uygulamalara gelelim. iOS ve Android cihazlarınızla mail, mesajlaşma ve sosyal ağlar gibi uygulamaların uyumluluğu ve anlık bildirimleri zaten akıllı saatten beklenen temel nitelikler arasında. Ama telefonunuzla bağlantısını kesseniz dahi Pebble’da sizi oyalayan çok şey var. İlk başta saat yüzleri. Dijitalden klasiğe, saniye bazında hareketliden en şık tasarımlara kadar neler yok ki? İçerisindeki üç taneye ek olarak Pebble’ın uygulamalarla paylaştığı 8 alanını bu watchface’lerle doldurabiliyorsunuz. Başta daha fazla olsa mıydı diye düşünmedim değil ama iki klasik üç de dijital watchface’e ek olarak fitness-adımsayar programı, kronometre ve geri sayım sayacıyla tam limitte ihtiyaçlarıma göre durabildim. Bunun dışında telefonunuzdaki uygulamada istediğiniz kadar saat yüzünü saklayıp anında Pebble’a göndermek de mümkün. Evet fazla olsa iyi olurdu ama yetersiz de değil kısacası.

Fitness uygulaması hakkında baya soru var ona da biraz yer ayıralım. Öncelikle Pebble evet bu fitness programlarına yeni (v2.6 ile) kavuştu. Açıkçası öyle çok spor yapan biri değilim ama en azından günlük yürüme aktivitelerini tutabilmek insana güzel bir istatistik sağlıyor. Bu anlamda telefonlardaki adım sayar benzeri programlar bugüne kadar pek işime yaramadı çünkü özel olarak yürümeye diye çıktığım durumlar dışında telefon üstümde olmayabiliyordu. Ama Pebble ile, en küçük aktivitenize kadar kayıt altında ve bu, günlük ofiste çalışan ve en ufak bir ihtiyaç için bile arabaya başvuran biri için günde 4000 adım demek. Bunu Pebble’ın arkaplanda her daim açık uygulaması Misfit ile rahatlıkla takip edebiliyor, telefonunuza senkronize edebiliyor ve hatta iOS’un Health uygulamasına dahi işleyebiliyorsunuz. Ayrıca kullanana bisiklet ve uyku düzeni gibi özellikler de sunuyor. Pebble’la geçirdiğim yaklaşık 1 haftada diğer saatlerimi takmamak için önemli bir neden oldu ve inanın saat yüzlerini saymazsak bir saati değiştirmeden en uzun süre takış rekorum Pebble’a gitti.

Bir de donanıma değinmek istiyorum. Metal saatlerin ağırlığı sebebiyle kullanışsızlığını tatmış biri olarak Steel yerine orijinal Pebble’da karar kıldım ve en risksiz tercih olan JetBlack bu konuda gayet şık. Üzeri parlak daha çok piano black dediğimiz tarzda ve rahat da bir kayışı var. Ayrıca kişiselleştirme ve ilerideki deformasyona karşı, kayış boyutu standart saat ölçülerinde ve rahatlıkla değiştirilebilir. Bununla beraber Pebble’ın en kullanışlı bulduğum özelliklerinden biri de ışığı oldu. Sol düğmeye basarak manuel açabileceğiniz gibi kolunuzu geri-ileri sallayarak otomatik yanması da elinizde. Saatin gündüz görülebilirliğinin yanında karanlıktaki bu kolaylığı da muhteşem.

image

Toparlarsak; ben baya beğendim. USB üzerinden ortalama bir saatte dolan şarjı, o kadar kurcalamama rağmen 5 gün gitti ve klasikten dijitale birçok saat yüzüyle hiç sıkılmama izin vermeyen eğlenceli bir cihaz olarak buldum Pebble’ı. Diğerlerinin yanında sadece 100 dolarlık fiyat etiketi ve rengarenk kasaları ile gayet başarılı.

0

Nook

“Kitabı okurken sayfaları çevireceksin, altını çizeceksin, sayfaları arkaya katlayacaksın, o dümdüz kitap okunmaktan şekil değiştirmeye başlayacak ve belki de en önemlisi o kokuyu alacaksın…”

Evet kesinlikle benim de paylaştığım değerlerdi. Hatta teknoloji ile fazlasıyla iç içe olup elektronik kitaptan bunca yıl uzak kalabilmemin sebepleriydi.

image

Peki elektronik kitaptan bu uzak kalma çabasından Nook’a nasıl geçtim? Elbette İngilizce bir kitap araştırmakla. Türkiye’de bulmak zor, zaman alıcı ve işinizi görmeyecek kadar uzanamayacağınız mesafede. Bekle ki gelsin etkisi ve internetin kolaylığı kitabı birkaç dakikada iPad’ime getiriverdi. iBooks deneyimi zaten yeterince üst düzey. Kolayca alıştım ve sevdim. Ama bir yanlış vardı. Gözler..

Akıllı telefona biraz bakınca olan etkiyi üç veya dört gibi bir rakamla çarparsanız iPad ya da markadan uzaklaşalım tablet seviyesine ulaşırsınız. Birde işe kitap okuma aktivitesini eklerseniz ne olur? Kırmızı kırmızı gözleriniz olur, oldu.

Ve burada e-ink (elektronik mürekkep) teknolojisi devreye girdi. Birkaç yararlı bilgi vereyim. E-ink durduğu yerde enerji harcamıyor. Yani cihazınız hep açık (kutusundan çıktığında bile). Aleti alıp gözünüzün dibine kadar bile yaklaştırsanız diğer ekranlarda yaşanan herhangi bir titreme, hatta kağıttan ayırt edecek bir iz bile bulmanız mümkün değil. Yani temelde tek enerji ihtiyacı sayfaları değiştirmek olan bir cihaz düşünün.. Günde yarım saat okuma ortalamasıyla 2 aya varan şarj süresi ve içinde binlerce kitap.. Nook çok cazipti. O, sadeliğin, basitliğin gücüydü.

image

Bu ve bunun gibi kitaplara ne kadar ihtiyacım vardı? Yeterince. Peki yanına Türkçe kitapları da eklersem ne olurdu? Oradan oraya gezerken basılı kitapların yükü demek istemiyorum ama hadi bu sefer de yanıma almayayım gibi bahanelerden kurtulabilirdim. Benden daha iyi kitap okuma performansına sahip dostların (direk isim veriyorum bakın; Canan ve Gizem :)) tavsiyelerini de ekleyince Nook’umun bana ulaşmasının üstünden bir hafta geçmeden onu önerir oldum.

Başa dönersek, alt çizmeyi highlight ile, sayfaları katlamayı kılıf ile ve göz yormamayı e-ink ile çözdük. Kitap kokusu ve sevgili İlayda’nın söyleyip de bana yaa cidden öyle aslında dedirten fiziksel kitap koleksiyonu dışında tüm sorunlara denk düşüyor sanırım bunlar. Vazgeçilemezler ama teknoloji gerçekten çok fena. Buna alışabilirim..

0

Analiz: iPhone 6, iPhone 6 Plus ve Apple Watch

Ah Apple.. Yine bir sonbahar ayı ve yine gündemi uzunca bir süre meşgul edeceksin değil mi? Çevrede dolaşan (bizim de Limon’da hazırladığımız) o kadar haberin yanında ürünlere biraz da yorum katmak lazım. O zaman fazla uzatmadan başlayalım.

Iphone-6-6-plus

iPhone 6 ve iPhone 6 Plus

Haber kirliliğinden uzaklaşıp direk Apple’ın sitesine karşılaştırmalı tablolara bakıyorum.. iPhone 5S ile iPhone 6 arasındaki farklılıklar: Foxus Pixels netleme, optik görüntü stabilizasyonu, 43 MP megapixel’e kadar panorama ve video’larla ilgili bölümleri. A8 işlemci, M8 hareket işlemcisi ve ekran boyutu.

Daha çok fotoğrafçılığa odaklanmış gibi dursa da teknik kamera değerleri ise 5S ile birebir aynı. İşlemci; o da muhtemelen birkaç yıl içinde fark yaratacaktır ve büyük ekran.

Dikkatinizi çekmiştir. Örnek olarak iPhone 5 ve 5S aynı tasarımı paylaşırken özellik anlamındaki esas iPhone yenilikleri (64-bit işlemci, parmak izi okuyucu vs) 5S’te çıkmıştır. Bugün tanıtılan iPhone 6’ya bakıyorum da, evet her şey güzel lafım yok ama aylardır internette gördüğümüz iPhone 6 tasarımlarının tamamen aynısının içerisine iPhone 5S konmuş gibi.

iPhone 6 Plus ise ayrı bir macera. Samsung’un Galaxy Note serisindeki başarısının açık bir şekilde Apple tarafından da kabul edilmesinin örneği. Tabi kalem vb aksesuarlardan da yoksun olarak.

image

Birde Apple’ın kapasite seçimi var ki dillere destan. 16GB, 64GB ve 128GB’lık üç seçenek sunuyor iPhone 6. Sadece bir uygulamanın 1-1,5GB değerler yakalayabildiği günümüzde 16GB ile başlamak ne kadar doğru? Hele ki 32’yi komple kaldırıp ilk yükseltmede 64GB sunarak? Sanırım burada Apple karşıtlığına geçtiğim an gibi düşünebilirsiniz ama orijinal iPhone’dan 3GS, 4, 5, 5S diye giden bir kullanıcı olarak iPhone 6 tasarımını hayli beğenmiş olmama rağmen bu soruları sormadan geçemiyorum.

Apple Watch

Apple Watch

iWatch ismine gerçekten ne oldu? başında “i” olmadan o yeni tasarlanmış sitede “watch” olarak nasıl sırıtıyor fark ettiniz mi?

Her neyse. 350 dolar gibi bir fiyat etiketi belirlendi Apple Watch’a. Güncel kur hesaplamasıyla kaba taslak 750, vergi vs 1000 TL.

Tasarım olarak kiminle karşılaştırabilirsiniz derseniz, akıllı saat piyasasının pek çok kişinin zevkine en çok uyan modeli olan Android Wear’lı Moto 360 en sağlam rakip olabilir. Fiyatı 250$ ve Apple Watch’a kadar 3G’li Samsung modellerini devre dışı bırakırsak en pahalı akıllı saatti. Şimdi siz ne yaparak en yakın rakibinizden 100 dolar pahalı bir ürün çıkartabiliyorsunuz?

Apple Watch Sport

Telefonda, tablette, notebook’ta evet 100 dolar oradan buradan arttırılabilir ama akıllı saat piyasası için neredeyse ürünlerin %50’sine oynayan bir rakam bu. Pebble, tamam renkli ekran falan değil ama iyi bir piyasa payı var ve 150$.

Sadece bir ürünü Apple olduğu için bu kadar yükseklerden uçurmak kimse kusura bakmasın ama tüketici açısından hiç de hoş görünmüyor. “İstemiyorsan almazsın” yaklaşımı ile markanın müşteriyi ne olarak gördüğünün tartışılmaya başladığı bir noktadayız ve Apple Watch tanıtılalı daha 12 saat olmadan analistlerin “neden Apple Watch almayacağım” içerikli yazıları internette hızla yayılıyor.

Ürün için bir şey demiyorum, zaten kalite, tasarım ortada ama hem iPhone 6 hem de Apple Watch, biraz şımarıklıkla karışık Steve Jobs’ın zamanındaki Macintosh fiyatlandırmasında ve konumlandırmasında şirkete verdiği derse ters düşüyor. “Biz artık meyveleri toplayacağız diyorsanız” size iyi elma yemeler de diyebilir tüketici. Sonuçta kapitalizm de bir yere kadar..

0

Larry the Turk

21 Mart. Twitter’ın Türkiye’de engellendiği (ya da öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, ilk engellendiği diyeyim) tarih. “Geliyorum” diyor muydu? Diyordu. Sürprizi kaçmış bir hediye gibi bir sabah üzerimize iniverdi.

Twitter da neyin nesi?
Tabi hediyeler her şeye rağmen iyi gelir. Yasaklar ise yasaktır işte. İyi bir yan aramak için mazoşistlik bile insanı kurtaramaz. Ama yasakların ilginç bir yanı daha vardır. Aslında bunu en iyi anlaması gereken de yasaklayıcı zihniyetin ta kendisidir ki, yasaklar doğası gereği yapılan eylemi cazip kılar. Ufacık bir çocuktan koskoca bir insana kadar normalde yapmayacağı bir işi “onu/bunu yapma” diye söylediğinizde merak eder, bir noktadan sonra inadına yapar. Psikolojik boyutta insan kendisi sıkılmadan neyi yapıp yapmayacağının söylenmesinden hoşlanmaz. Yönlendirilebilir ancak engellenemez. Basit Twitter engellemesi gibi. İnternet’in fişini komple çekmnedikçe veya sıkça dile getirildiği üzere bir adım daha ilerisi elektrikleri kesmediğiniz sürece insan, oraya ulaşır. “Ulaşmayın” dedikçe daha da merak edilir, alakasız kişilere yayılı, “aa bu iyimiş” der katlanarak devam eder.

Larry the Bird
“Geliyorum” dediğini söylemiştik engellemenin. Zaten engel/yasak/sansür kültürü yeterince geliştiği için çeşitli önlemler halihazırda bilgisayarlarında fazlasıyla vardı çoğu kişinin. Peki ne yaptık? Twitter kültürünü bu denli hayatın içerisine sokan cep telefonu ve tabletlerimize de o önlemleri ekledik. Sonuç? Elinde sonunda açılacağı belli olan Twitter’ın açıldığını (ki ben daha ilk gün bekliyordum) yine Twitter’dan öğrenen bir uygarlık haline geldik. Ne kadar trajikomik. Hayır, özgürlükleri engellenen bizler için değil, kendisine verilen “yetkileri” hizmet etmek zorunda olduğu halkın alehine kullanarak özgürlüklerini ellerinden almaya çalışıp, başarısızlık ve rezillik utancını ömürleri boyunca üzerinde taşıyacak olanalar için.

Bugün
İnsanların ülkesine olan bağlılığı hızla düşüyor. Elbette bu bir tek Twitter’la olacak iş değil ama olanı biteni saniyeler içinde tüm dünya ile paylaşabilecek bir özgürlüğü insanların ellerinden almaya çalışmak en temel insan haklarına ters düşen bir davranış. Bunu o dedi, bu dedi, ben dedim, yüksek mahkeme dedi ve ülkede tabanı belli olan cumhurbaşkanı bile dedi. Dikkat ederseniz “engelleme, yasaklama” gibi olayı fiilien anlatan kelimelerimin yanıda sürekli “çalışma, deneme” gibi sonunda gerçekleşmediğini belirten vurgular vardı. İnsanların sesini duymaktan korkarak o sesi kafada daha çok arttırdığını hissetmek bu kadar zor mu?

En-gel-le-ye-mez-si-niz!

0

KitKat

Bildiğimiz üzere Android’in Jelly Bean’den sonraki pazarlama taktikli alfabetik sıralı K’si; 4.4 KitKat, kısa bir süre önce Samsung Galaxy S4 için yayınlandı. Bunu kutlamak adına, hızlı bir ilk bakış yapalım:

image

1,5 GB’lık bir dosya yüklemesinin ardından yaklaşık beş dakikada Samsung Galaxy S4’e kurulan Android 4.4.2’de ilk dikkat çeken şey kuşkusuz üst taraftaki bildirim bölümündeki pil simgesi. Google’ın genel Android uygulaması olarak Samsung’un tüm Android modellerinde gözüme batan yeşil pil simgesinin beyaza dönmesi şık olmuş.

KitKat çıkmadan önce abartılarak reklamı yapılan kilit ekranındaki kamera simgesi, Samsung’un zaten var olan kilit ekran kısayollarıyla ezilirken, 4.3 ile gelen Hangouts-SMS birleşimi de KitKat’ın yenilik hanesinden bir özelliği daha çalmış.

image

En faydalı ve göze batan özelliklerden biri, döküman ve fotoğrafların yazıcıya gönderilmesi ve PDF olarak kaydedilmesi gibime geldi. Bununla beraber Galaxy S4 için Android 4.2’den beri her güncellemede değişen klavye biraz daha evrimleşmiş. Ama her evrim iyi olacak diye bir şey yok elbet. 4.3’ün klavyesi kişisel favorim olmak üzere sıralamayı şöyle yapardım: 4.3>4.4>4.2.

Onun dışında I9500 model Galaxy S4 için konuşacak olursak, hız anlamında bir değişiklik olduğunu söyleyemem. Stock Android’in biraz altında, klasik mevcut model Samsung Galaxy S performansı. Aslında S3’lerin güncel halini gördükten sonra, tanıtılan S5 ile birlikte S4’te de bir miktar yavaşlama olur muydu diye düşünmedim değil ama problem yok.

image

Kısacası KitKat, büyük bir pazarlama taktiğinin yanında ufak güncellemeler barındıran bir Android sürümü. Fazla bir şey beklemeden kendinizi bırakabilirsiniz.

14/3/2014
Güncelleme #1: İlk bakışı atlattıktan sonra aşama aşama yenilikleri görmeye devam ediyoruz.

İşime baya baya yarayacak bir şey buldum; varsayılan uygulamalar. Android’in varsayılan uygulama seçtirmesi 4.4 öncesi bildiğimiz üzere uygulama yöneticisinden yapılıyordu. Program ekleyip kaldırma temel işlevinin yanında özellikle de belirli bir amaç için kullanılan programları bilmediğinizde koca listede oradan oraya gitmek hayli kullanışsızdı. Ama varsayılan uygulamalarda launcher dahil belirtilen ana işlev çerçevisinde seçilecek programlar harika düşünülmüş.

Ve bir gereksizlik; kendi kendine gelen Line. Tamam WhatsApp’ı Facebook aldı ama piyasayı Line’a bırakacak kadar da düşmedi henüz di mi? Blakis, last seen’in artık Android için de kapatıp açılabilmesiyle yol bile katetti. Line, işletim sisteminin içerisinde gelmek için iyi para vermiş olmalı. Sildim gitti 🙂

0

Mac’teki Pencere Macerası

Mac’te, daha doğrusu yer kaygımız kalmadı MacBook’ta Windows işletim sistemi..

Sürecin genelde tam tersi çalıştığının farkındayım. Yani Windows işletim sistemi doğasına her zaman yukarıdan baktığı düşünülen/sanılan OS X kurulmaya çalışılır, normal bir bilgisayar kullanıcısının belki de kolay kolay asla ulaşamayacağı yöntemlerle verimsiz sonuçlar denenir durur. Bu bağlamda OS X’in (evet X, ten diye okunuyor burada) uğraşsız geldiği Mac dünyasında Windows’un yerine şöyle bir değinmek istedim.

Neden? Cevabı çok basit: Merak. Snow Leopard ile başlayan OS X macerama, hayli hatası olduğu söylenen Lion’ı atlayıp Mountain Lion ve Mavericks’le devam etmiştim. Gerek sistemlerin formatsız üst üste güncellenerek eklenmesi, gerekse de iOS dünyasından takip ettiğiniz geçmiş modellerin güncelleme ile anlamsız yavaşlaması artık en azından bir format ihtiyacını üç yılın sonuna yaklaşırken doğurmuştu. Ve burada merak ile intikam devreye girdi. Madem Apple tüm cihazları için güncelleme ile sistem ihtiyacı mevcut satılan modellerle yarışan Mac’ini yavaşlatıyor, eh ona verilecek en iyi cevap “kutsal” birleşimde Windows’u denemek olacaktı.

Ama yiğdi öldür hakkını yeme. Macbook’larda Windows kurmaya izin veren Boot Camp, harika bir yazılım. Önce hard diskinizde Windows için yeni bir partition ayırıyor sonra da Windows iso’sundan bootable USB’yi oluşturmaya (Boot Camp bu menüyü içermiyorsa Air’ler için uygulanan Boot Camp güncellemesini yapabilirsiniz, bana ulaşın :)) ve içerisine Windows sürücülerini eklemeye kadar her şeyi yapıyor. Size de, o USB ile normal bir bilgisayara Windows yüklemek dışında bir şey kalmıyor.

Ve açılış. Tam bir şeyler gaeksik gibi gelirken USB içerisindeki Boot Camp’i Windows’a yüklüyoruz ve bum! Ekran kartından trackpad’e kadar en ufak sürücüye kadar her şey tek setup ile yükleniyor. Bunu Windows için tasarlanan bir bilgisayarda gördüğümü hatırlamıyorum.

Performans ise Late ‘11 MacBook’um için yüklediğim Windows 7 için konuşursak piyasada bulabileceğiniz Windows bilgisayarlardan bir fark bulamazsınız. Elbette üstünlük de bulamazsınız. 32-bit Windows için ram kullanımında hafif verimsizlik olsa bile, 4GB ram ile bu miktar hissedemeyeceğiniz seviyede kalıyor. Her şey iyi hoş ve meydan okurcasına kanıtlanabilir ama hiç mi kötü yön yok? Elbette var.

Donanım olarak sadece bir diyeceğim var; Windows’un aşırı bir pil tüketimi. Mac’i genelde şarjda kullanmayıp işi bittikçe şarja takan biri olarak OS X’te 4 saatleri geçen pil ömrüm Windows’ta 1,5’lara kadar indi. İlginç bir şekilde bunu iOS ve iPhone’da da görürsünüz. Android’li modellere göre hayli düşük pil kapasitesiyle iPhone’lar hemen hemen aynı bekleme/konuşma süresini sunar. Anlayacağınız Apple, yazılımsal olarak sistemi hafifletmeyi ve kaynak kullanımını iyi biliyor. Yazılımsal olaraksa hepimizin karşılaştırabildiği gibi Windows’un yaygınlık avantajı malesef ki zararlı yazılım vb etmenlerle pozitif yönlerini sürdüremiyor. Bununla beraber (ve doğal olarak) Microsoft Office’in Windows sürümü, OS X sürümüne göre oldukça cazip ve hızlı.

Şimdi ne olacak? Apple’ın evet geçmişi şöyle bir geleceğe döndürmek adına bazı yavaşlatıcı etmenleri var ama sistemin doğası bağıra bağıra OS X diyor. Benim gibi yükleme sırasında OS X part’ına format atmadan ikisini birlikte açılışta alt tuşu ile de değiştirebilirsiniz (gereksizzz hard disk alan kaybı!) ama çıkacağınız her Mac’teki Pencere maceranız, sizi dönüp dolaşıp OS X’e geri döndürecektir.

Denendi, görüldü ve OS X’e geri dönülecek; en kısa sürede 🙂

0

Grand Theft Auto V: Play responsibly

Geçmiş örneklerinin bambaşka hikayeleri olsa da, PlayStation 2’yu GTA III için almıştım. Ona keza PlayStation 3 ile ilk oynadığım oyunlardan biri GTA IV’dur. Aslında Vice City ve Episodes from Liberty City gibi örnekleri sayarsak bir konsol serisi için aynı altyapıyı kullanan yalnızca bir Grand Theft Auto olurdu. Ama kabahati ister PS3’nin piyasa döngüsüne isterseniz de teknik yeretliliğine bağlayın, PS4’un tanıtıldığı ve oyunun ertelendikçe ertelendiği bir ortamda GTA’nın beşinci neslinin PS3 macerası kesinlikle bu konsol sahiplerine verilmiş en büyük ödül.

Hikaye, karakter dönüşümleri hakkında o kadar şey anlatıldı ki, açıkçası GTA V yazımı kendime özel kılmak istiyorum. Oyun tarihinin en büyük yapımının (artık sanat eseri olarak bile anmak çok doğru) yeni halkası.. Ön siparişim sayesinde Amerika’da satışa çıkışından bir gün sonra (ki saat farkını düşünürsek teknik olarak aynı gün) elime ulaşması muhteşemdi. Bayadır kenarda yatan PS3 yazılım güncellemesi ve oyunun kurulması aşamalarını Blu-ray kutusundan çıkan harita ve evrakları inceleyerek geçirmek de ayrı bir zevkti.

Neyse, oyun ve PS3 hazırlandı ve bir gün önceden full şarj ettiğimiz DualShock 3’lerimizle karşısına geçiverdik. Spoiler’sız gideceğim; film gibi bir açılış karşıladı bizi. Franklin’le başlayıp Michael’le devam eden hikaye ilerledikçe son ana karakterimiz Trevor’ın da teşrifiyle zincir tamamlandı. Aslında GTA’da karakterle bir bütünleşme vardır ve adından soyadına her şeyiyle o olursunuz. Ama GTA V, hikaye anlatımı konusunda o kadar başarılı ki, şu arabayı kullanırken Franklin olacaktım ile bu plan olsa olsa Michael’dan çıkar gibi doğru varsayımları, henüz ilerleme seviyeniz yüzde 5’lerdeyken bile kurabiliyorsunuz. Ayrıca madem karakterlerden bu kadar bahsettik, manuel değişimlerinin yanında herhangi bir görev esnasında örneğin motorsikletteki Michael’dan van’daki Franklin’e oyun sizi yönlendirdiğinde müthiş keyif alıyorsunuz. O an, tüm plan sizin ve işin arkaplanından uygulamasına kadar her saniye sürpriz bir görevle karşılaşabiliyorsunuz.

Ana görevler, yan görevler, hikaye ve GTA’nın olmazsa olmazı boş boş takılacak alanlar o devasa haritayla tek kelimeyle harika ama eski oyuncuların kafasına takılacak bir nokta var ki o da kontroller. Belki GTA IV ile ilk gördüğünüzde alıştınız ama standart kontroller şekline dönüşen kavram son iki nesildir araba kullanırken R2 gaz, L2 fren/geri, X el freni şeklinde. Ama GTA IV’da izin verilen klasik GTA kontrolleri; X gaz, kare fren/geri ve L1 el freni kombinasyonu malesef ve malesef ki GTA V içerisinden çıkartılmış. Alışılmayacak bir şey değil elbette ama ilk başlarken özellikle araçla yapılan geri manevralarda bana baya ters geldi. Ayrıca araçlar için ileri komutu muhtemelen R2 gibi X’e göre daha kademeli bir tuşla fonksiyonel olabilir ama X’in üzerindeki baş parmak yerine R2’ye karşılık gelen yüzük/orta parmak ikilisi insan anotomisine ters. On foot yani araç dışı yürür durumlarda sorun yok ama var olan bir kontrol seçeneğini oyuna dahil etmemek inanılır gibi değil. Update ile gelir mi? IV ile alıştırıp GTA V ile ortadan kaldırılma planına göre düşük bir ihtimal ama talep meselesi; benim gibi ayağa kalkan çok olursa belli de olmaz.

Her daim kafamda döndüğü üzere, GTA V, PS3 dünyası için harika bir veda. 2006 sonundan beri piyasaya olan bir konsolu pas geçip direk biz bunu PS4 için yapıyoruz dese Rockstar, kimse de kalkıp bir şey söyleyemez hatta kuzu kuzu PS4 sırasına girerdi ama PS3; firmanın satışlarını uçurmakla beraber Sony’e de hala onun kosoluyla çalışmalarına rağmen pazarlama anlamında büyük bir çalım oldu. PS4 için Rockstar’ın çılgın bazı planları yoksa, Sony’nin global anlamda zarar etmediği ve inanması güç ama fitmayı taşıyan sayılı alan olan PlayStation’ın yakın geleceği biraz durgun olabilir.

Son olarak Grand Theft Auto V’ı bilgisayarları için bekleyen büyük bir kitle var. Gelir ya da gelmez önemli olan bu değil ama GTA geleneği sandığınızın aksine mouse yerine DualShock’la daha iyi gidiyor. Burada PC/PS3 fanlığı yapmaya gerek yok yani sonuçta bilgisayarı olmayan PS3 sahibi kolay kolay bulamazsınız, bu sebeple gayet tarafsız bir yorum bu. Dandik bilgisayarınızı GTA V upgrade’ine sokup anakarta uysa bile ekran kartına, ram’e vereceğiniz yüzlerce dolar, muhtemelen PS3’nin yerlere inen güncel fiyatına çok yakın olacaktır. PS3 ile GTA dışı ulaşacağınız dünyalar ve HD TV’de yaşayacağınız oyun deneyimini saymıyorum bile.

Sosyal hayatlarımız tehlikede; açık ve net. Ama GTA V ile hayal bile edemeyeceğiniz detaylar düşünülüp üzerine birde size sunulmuş. Hani alkol reklamlarında drink responsibly vardır ya, fazla abartmamaya dikkat ederek kendinizi bırakın GTA V dünyasına. Play responsibly 🙂

0

Si-Es-Sevın

Evet harfler bu defa küçük yazılıyor. iPhone 3GS ve 4S aynen kullandığım şekilde yazılırken beşinci neslin temsilcileri 5c ve 5s (ilk kez çoğula dikkat) için böyle uygun görmüş Ste.. Öhü öhü! Tim Amca.

iPhone 5, Apple tarihinde orijinal iPhone’dan sonra 355 günle en az piyasada kalan model ünvanıyla sahneden ayrılırken (evet 4S hala satılacakken 5 üretimden kalktı), özelliklerini birebir 5c’ye, tasarımı da 5s’e bıraktı. C, cheap/color/China hangisine denk geliyor olursa olsun gözünüzde, sempatik bir model olmuş. Hatta 5’ göre biraz şişmanlamasa, rahatlıkla atlanır ama abartmamak lazım; hele ki halihazırda bir iPhone 5’iniz varsa.

image

5s ise klasik amiral gemisi yaklaşımının Apple yorumu. Hiçbir şeyi tam yapma ama pazarlayacak iyi bir şeyler ver. 64-bit işlemci ile telefonda ne yapılır ya da o pil kapasitesiyle ne yapılmalı pek ilgilenmiyorum ama etik kaygıları bir yana atarsak, parmak izi tarayıcı şifre girmeyi geçin, slide to unlock’u bile bitirdi. İz sadece cihazda kalacak, üçüncü parti yazılımlarla paylaşılmayacak vs.. İnanıp inanmamak bir yere kadar ama Birleşik Krallık veya Amerika gibi önlem delisi ülkelere yolculuk yaptıysanız zaten NSA ayarı kurumların iştahını kabartan biyometrik verilerinizi halihazırda verdiniz demektir.

S bonusu: gold iPhone 5s ile resmi “kıro” imajınız Apple güvencesiyle.

Ve iOS 7. Artık fotoğraflarımı müzüklerimi kedi yavrusu gibi taşımaktan yıldım ve developer hesabımla bile (tamam kabul biraz da Galaxsy S4 ile oyalandım :)) beta 3’ten sonrasını kurmadım. Şu ana kadar beta 7-8 oldu galiba. Her neyse.

Yazıyı bu kadar geç yazmamı haklı çıkarırcasına bugün (birde bana yazıp yazıp kenarda bekletiyor diyorlar 18/9 işte :)) TSI 20:00’de iOS 7 tüm Apple kullanıcılarının beğenisine sunulacak. Jonathan Ive gibi üstün bir hardware tasarımcısı için software bence sağlam bir riskti ama modern trandler, flat dizayn vs işin içinden çıktılar. Yeniliklerde ne kadar göz boyanırsa o kadar az işlev farklılığı vardır o sebeple hala elinizdekinin bir iPhone olduğunu illa ki hissedeceksiniz. Kurulum konusuna gelince. OTA update yerine artık GB’a erişen dosyaları indirip sıfırdan iTunes’la restore demekte fayda var ki hayvanınız bi nefes alsın. Bununla beraber Apple’ın geleneksel gözden düşürmesi olarak iOS 7’ı destekleyen en eski telefon iPhone 4 artık çekilmez olacak, 4S gözden düşecek ve ancak iPhone 5 gerektiği gibi yeni sistemin olanaklarından faydalanmanızı sağlayacaktır. 5c ve 5s zaten yani; yazmaya gerek duymuyorum.

Kış gelir, elma çıkar.

0

iOS 7 İncelemesi

Steve Jobs hayalleri olan bir insandı ama bunları gerçekleştirirken en az o hayallerini aktarıp somut gerçekliğe taşıyabilecek bir ekibe de sahipti aynı zamanda. Belki de kendisiyle yakından uzaktan ilgisi kalmayan iOS 7 için bu giriş de nereden çıktı diyeceksiniz. Şuradan çıktı ki, artık hayallerini gerçekleştirme sırası, bugüne kadar donanım alanında kendini gösteren Jonathan Ive’de.

Öncelikle iOS 7’nin sonbahar 2013’te son kullanıcıya sunulacağını belirterek başlayayım. Şuradaki ve şuradaki çağrılarıma ticari kaygı gütmeden dönüp, iPhone 5’imin udid kaydını yapan “developer” Ranna’ya sevgilerimi sunarak iOS 7 beta’yı bugün kurmuş bulunuyorum.

Telefon kendine geldiğinde sizi ilk karşılayan Android ayarı her taraftan slide to unlock yapmanıza izin veren açılış ekranı oldu. İlk altı nesildir artık gözü kapalı halde yapabildiğimiz bu çok da önemsenmeyecek ayrıntının ardından gerek flat, gerekse de diğer onlarca isimle anılacak alışılmış iOS tasarımından çok YouTube’ta falan gördüğümüz iPhone konseptlerinden fırlama simgelerle homescreen karşımıza geliyor. Burada iyi veya kötü yargısı yapmayacağım ama bu tasarıma (henüz) ayak uydurmamış Apple dışı simgeler görüntüyü hayli bozuyor. Geliştiricilerin kendi zevkleri çerçevesinde giderebileceği bir uyumsuzluk elbet. Yuvarlak çekim gücü barları en zorlama kısım olmuş söylemeden geçemeyeceğim.

Tasarımın haricinde en büyük göze çarpan kısım, yukarıdan inen notification center’ın Anadolu Yakası kıvamlı aşağıdan çıkan kısmı control center. Uçuş modu, ekran parlaklığı, wi-fi vb el altı olması gereken işlemleri, tam da olması gerektiği hale getirmiş. Yine de, Android gibi notification center’a dahil etmek daha temiz bir iş olabilir, alt bölüm de multitasking’e ayrılabilirdi.

Multitasking? Yine home tuşuna iki kez basıyoruz ama gelen ekran Windows Phone. Açık uygulama ve üzerinde penceresi ve daha gerçekçi bir çoklu kullanım. Uygulama kapatmak için görüntüyü yukarı kaydırın bu kadar. Yine de açılışı hala fiziksel tuşta ve hantal.

Control center’dan sonra dikat çeken bir kısım da kamera/galeri. Kamera Instagram benzeri kare fotoğraf ve efektleri kendi içerisinde barındırıyor artık ve örneğin Instagram dışı servisler için iyi bir paylaşım seçeneği yaratıyor. Galeri ise tam anlamıyla organize. Tarih/mekan/genel görünüm.. Kargaşaya artık yer yok.

Tasarım ve özellik anlamında denge kurmaya çalışırsak iOS 7 iki tarafa da gerekn önemi vermişe benziyor. Geçtiğimiz yılki do not disturb’ten başka elle tutulur artısı olmayan iOS 6 (ki 5,5 olarak anılır 🙂 major sürüm ise iOS 7 yeni bir işletim sistemi bile sayılabilir. Bununla beraber yeni tasarıma kuşkuyla yaklaşanlar için resmi bir tema desteği olarak eski sürüm sunulsa nasıl olurmuş? Kulağa hoş geliyordu ama Apple, kendi istediğini kullanıcılara yansıtacaktır kuşkusuz.

Beta etiketinden sonbaharda kurtulacak iOS 7, iPhone 5, 4S, 4, iPad 4, 3, 2 ve iPod Touch 5 tarafından destekleniyor. Tavsiyem, iPhone 5, iPad 4, 3 ve iPod Touch 5 sahipleri performansı dert etmeden kurmalı, iPhone 4S sahipleri yeni tasarıma yenik düşüyorsa kurarken biraz yavaşlamayı göze almalı ve iPhone 4-iPad 2 sahipleri iOS 7’den uzak durmalı.

0

Online şifre, aktivasyon ve diğer birkaç banka zırvalığı..

İnternet şubesinde kendi hesabımızdaki vadesiz parayı, vadeliye aktarmak için türlü imkansızlıkları kovaladığımız şu günlerde, başkasının hesabına girip içini boşaltanları hırsızlık bölümü dışında takdir etmemiz gerektiğini anladım.

Şimdi efendim bu bankalarla operatörler arasında, sim kartınızı değiştirdiğinizi anlayacak kadar büyük bir paylaşım var. Aslında her şey aylık bir rutin olarak girişte bahsettiğim basit bir para aktarma işinden ibaretti. Zaten her seferde insanı şifrem manyağı yapan internet şubesinden ümidi keseli çok olmuştu ama cep şubesi gibi kalan son kaleyi kaybetmek beni neredeyse bankacıların yanında çay içilen günlere döndürüyordu.

Salı akşamı (Vadenin doluşuna 2 gün)
Yeni telefon, yeni sim ikilisiyle cep şubemi yeniden aktive etmek için bilgisayar karşısında kolları sıvadım. Müşteri numarasını girdim ve her seferde unutulduğu için cep şubesine yöneldiğim online şifremin telefonuma gönderilmesini istedim. Ne dese beğenirsiniz? Kart değişikliği yapılmış, biz artık bu numaraya şifre falan yollamayız içerikli robotik bir mesaj. Eee ne yapacağız? ATM’den blokeyi kaldırın. İyi, iş yerinde var, yarın hallederiz.

Çarşamba (Vadenin doluşuna 1 gün)
ATM’ye kartı takıyorum ve biraz hayal gücüyle ilgili bloke kaldırma menüsünü ilk denemede buluyorum ve müşteri numarasını istiyor. Hımm kartın üzerindeydi bu. İşlem iptal, kart dışarı, üçlü ezber ve tekrar menüye giriş. Müşteri numarası, giriş ve hooop; online şifre!

Ben, online şifremi almak için telefonuma mesaj yollatmak istedim kartın bloke olduğunu söyledi. Blokeyi kaldırmak için yine online şifre?? Müşteri hizmetleri.. Başka şans yok. Akşama ararız.

Çarşamba akşamı (Vadenin doluşuna yarım gün)
Operatöre bağlanmak için istenenler: Müşteri numarası, online şifre!

Online şifre belası neymiş arkadaş böyle derken artık en eski numara kayıp/çalıntı kart ekibinin bu tip aksiyonları almadığını öğrenip bu sefer kredi kartı borç bilgisi paravanıyla operatöre bağlanma çabası… Operatöre bağlanmak için istenenler: Müşteri numarası, kart şifresi. Hah nihayet! İki çalış ve operatör karşımızda.

Buyrun nasıl yardımcı olabilirsiniz faslı ardından dert anlatılır ve tiki kızımızın uzun uzun düşüncelerinin ardından önerisi bankamatikten mobil blokenin kaldırılmasını olur. Kısır döngü bu sefer kendisinin anlayabileceği dille anlatıldıktan sonra işin içinden çıkamayacağı bellidir ve şubeye gitme gibi bir seçenek daha sunar müthiş zekasıyla. Mesai saatlerinde piyasada olma gibi bir lüksümün bulunmadığını ve öyle bir imkan yaratırsam bunu sadece tüm parayı çekmek için yapacağımı söylememle 1-2 dakikalık daha sessizliğe bürünen hanım kızımız, online şifreyi sıfırlamak gibi alınmış bir akılla döndü ve hızlı bir onaylıyor musunuz faslıyla gerçekten de becerdi.

Perşembe sabahı (Vade doldu)
Sıfırlanan şifreyi ATM’den yine şanslı menü seçimleriyle fakat ölümüne unutabileceğim bir kombinasyonla oluşturdum ve telefona mesaj gelmesini sağlayarak vade bitimine son günde yetiştim.

Hayatı kolaylaştırması gereken teknolojiler yaratırken güvenlik endişesi için bile olsa, sonunda böyle kendi içerisinde çelişen sistemler ortaya çıkarmak gerçekten çok gereksiz. Bugün vadeli/vadesiz gibi kaybı büyük olmayan konularla başlayan kayıplar yarın öbür gün daha büyük bir hal aldığında buna sorumlu aramaktansa kısa yoldan banka değiştirmek için güzel sebepler bunlar.

Bir etti İş Bankası, sayıyorum 🙂

0