Tolga Erbak

El Camino: A Breaking Bad Movie incelemesi

Breaking Bad, yaklaşık altı yıl önce sorulara aldığımız cevaplar kadar, yeni cevap bekleyen sorular ortaya koyduğu bir final gerçekleştirdi. Bu yeni sorulara, Breaking Bad’in spin-off’u Better Call Saul gerek dizinin zaman çizgisinin gerisinde kalması gerekse de Saul Goodman odaklı olması sebebiyle yeterince yanıt verecek konumda olmadı. Ama sorular olduğu yerde duruyordu…

Devamı için tıklayınız…

0

Tolga Erbak’ın ikinci kitabı; Yaz, tamamlandı

“Kayıp Kedi” kod adıyla yola başlayıp “Yaz” ismini alan ikinci kitabım 21.05.2019 itibariyle bitti.

Şehirdeki yaşantılarının bir yere varamayacağını anlayan Nisan ve Tuna’nın aslında pek çoğumuzun hayalini kurduğu Ege’ye yerleşip burada yeni bir hayat kurmaları üzerine kurulu sıcak bir roman olarak karşımıza çıkıyor “Yaz”.

İkilimizin orakları Şirin ve Yunan Nico ile beraber işlettikleri pek örneği bulunmayan tematiklikteki restoranları Yaz, Nico’nun ailesi ve daha birçok ilhama sahip öykümüz.

Tarz olaraksa artık iyice üzerime oturmaya başlayan romantik-polisiye çerçevesinde kalıp, macera dozunu önümüzde artık somut karşılaştırma sağlayan ilk kitabım Gidecek Var’a göre daha az tuttuğum söylenebilir. Bir başka deyişle daha çok edebiyat daha az macera.

Gidecek Var’da özellikle hikaye ilerledikçe olanı biteni okuyup bana destek olan dostlarımın faydalarını asla unutamam. Yaz için de şu an en iyinin de iyisi biriyle beraber gittiğimizi söylersek yanlış olmaz. Ancak fazladan birkaç göze her daim ihtiyaç duyulacağı için hikayeyi baştan sona okuyup imla hataları ve açıkta kalan hikayeler konusunda yardımlarınız elbette sevindirici olacaktır. Bunun için 5 kişilik bir ekip şimdilik güzel görünüyor.

İletişim için info@tolgaerbak.com adresini kullanabilirsiniz.

0

Game of Thrones’un iki finali

Yazı, Game of Thrones 8×05 spoiler’ı içerir.

“Her bölüm bir final” kavramı her ne kadar ilk duyuşta ağız sulandırsa da Game of Thrones gibi bir yapımın 6 bölüme sıkışan final sezonunu ele aldığımızda işler biraz değişiyor.

Hadi bölümleri biraz daha eleyelim ve Game of Thrones 8. Sezon 5. Bölüm itibariyle iki final bölümü şeklinde ele alalım.

Bunlardan ilki elbette 8×03; The Long Night. Sen, ben, o düşünmeksizin yaşayan ordusuyla ölülerin ordusunun mücadelesi. Hatta hangi görüşe sahip olursa olsun (bu noktada Cersei politikalarını devre dışı bırakıyoruz) insanlık adına oradan toplanan “yaşayan ordusu” duygusunu o denli verebilen bir bölüm ki; aynı anda izlediklerinizden “bizimkiler” sözünü duyunca sizi hafifçe gülümseten bir etkisi var. Henüz ilk sezonda Ned Stark’ın ağzından duyduğumuz, Game of Thrones’un belki de mottosu olmuş “winter is coming”in winter’ı baya baya karşınızda. Nasıl bir bölüm olduğu zaten milyonlarca kez konuşuldu ama Game of Thrones gibi bir dizi dışında böyle bir etkiyi yaratan değişkenler sizce nasıl bölümde kullanılırdı? Sezon finali mesela? Gayet olası. Seri finali? Elbette ki mümkün. Peki Game of Thrones için bu bölüm nasıl anda kullanıldı? Son sezonun aradaki üçüncü bölümünde. İlk sezondan beri tüm insanlığı tehdit eden ve en derin kabusları yaşatan ölüler ordusu, Night King’in bir bıçak darbesiyle yok edilmesi sonucu bir anda tarih oldu.

Game of Thrones’un taht, Yedi Krallık çerçevesindeki genel hatları gereği bunun esas final olmamasını anlamak güç değik. Hatta sonunda bu ana fikre inen bir senaryo oluşup beklenenler dahilinde kabul edilebilirdi. Ancak bu kadar hızlı bir final havası, ölüler ordusu için hızlı çekim oynayan bir film etkisi yarattı.

İkinci final ise 8×05; The Bells. Bu sefer gayet yaşayanlar arasında ve taht oyunları ismine yaraşır biçimde Yedi Krallık’ın Demir Taht’ı için olan, Daenerys ile Cersei arasındaki esas mücadelemiz var sırada. Jon Snow’un hızlı atladığı seviyeler karşısında egemenliği daha elde etmeden kaybetmekten korkan Daenerys adına psikolojik bir savaş da var bilinç altında. Buradan yola çıkarak gayet barışçıl bir finale sürüklenirken hikaye, “Madking soyu Madqueen ile mi canlanıyor” sorularını sordurtacak kıvama geliyor bir anda. Game of Thrones’un geçmiş yıllardaki ana karakter harcama geleneğinin azaldığı son dönemlere inat, kalan son bir bölüme fazla ihtiyaç kalmamacasına ölüyor pek çok sekiz sezonluk isimler.

Bazılarınca abartılı bulunsa da, ölülerin bölümüne kıyasla daha gerçekçi, başla-bitire daha uygun ve oldukça vahşi bir final izliyoruz, Tyrion’un duyulduğunda barışçıl bir teslimiyet olmasını umduğu çalan çanlara inat.

Game of Thrones’un seri finali bir adım uzaklıkta artık. Geriye ise “Daenerys mi Jon Snow mu” sorusundan başka pek bir şey kalmış değil açıkçası. Bu sebeptendir ki yayınlanacak bölüm final havasından çok Game of Thrones’un son bölümü sıfatı daha ağır basan bir gösterim olacağa benziyor. Senaristlerin teorilerden ne kadar etkilendiği bilinmez ama George R.R. Martin elini biraz çabuk tutup dizinin filmi geçmesine izin vermeseydi her şeyin daha yerli yerine oturacağı bir Game of Thrones final sezonumuz olacağı kesindi. Her koşulda 8 sezon, 9 yıl büyük heveslerle beklenen ve o intro müziği duyulduğunda pek çok şeyi unutturan uzun ve güzel bir yolculuktu.

0

6.27 Treni – Jean-Paul Didierlaurent

Kitapları öğütmek kadar vahşice az şey bulunur.

Temelde düşündüğümüzde birinin arşivinde yer edinemeyen bir kitap bile, bambaşka diyarlarda el üstü tutulup başucu eserine bile dönüşebilir.

Ama konu işleyişe gelince bu düzeni sağlamaktansa direkt öğütme aşamasına geçmek, tüketim toplumuna yaraşır yok oluşlara sebebiyet veriyor.

36 yaşındaki Guylain Vignolles de, kağıt dönüşüm fabrikasinda Zerstor 500 isimli canavarın kitapları oğütmesini maalesef ki iş edinmiş bir 6.27 treni yolcusu. Trenle işe gidip geldiği sıralarda Zerstor 500’den arta kalan birbirinden alakasız kitap sayfalarını yolculara okumak ise, onun hayata karşı başlatmış olduğu pasif-agresif tepkisinin en zararsız dışa vurumu olarak karşımıza çıkıyor.

Tren yolculuğu, iş ve ev arasındaki monoton hayatı, 6.27 treni dışında fazla bir sosyal çevresi olmamasının da katkısıyla yine tren sayesinde bozulmaya başlıyor. Bu noktonda “monotonluk” ve “bozulma” kavramlarının iki olumsuz ettiği ve neticede pozitif bir beklenti içerisine girmemiz gerektiğini de kitabın gidişatının etkisiyle kolaylıkla anlayabiliyoruz.

Kısaca bahsetmek gerekirse 6.27 treninde bulduğu bir USB belleğin içindekiler onu belki de böyle bir kişinin varlığına bile inanamayacağı Julie ile tanıştırırken yine trendeki hayran kitlesi Guylain için harika bir okuma topluluğu yaratmaktan geri kalmıyor.

İçerdiği 130 sayfada baştan sona sıcaklık yayan ve sizi içerisine çeken bir kitap 6.27 Treni. Uzunca bir süre aradığınız, başka işlerle uğraşırken bile tamamlayıp başına dönmek isteyeceğiniz duyguları uyndıran bir roman. Şu anda okuduğunuz veya bundan sonra okumayı planladığınız pek çok kitabın yerine düşündüğünüzde sizi pişman etmeyecek bir yapıda olduğunu 6.27 Treni’ni elinize aldığınız anda fazlasıyla hissedeceksiniz.

Kitap bittiğinde ise  kendinizi 6.27 Treni’nin yazarı Jean-Paul Didierlaurent’in diğer kitaplarını araştırırken bulmanız hayli olası.

0

Cougar Town

Kabul etmek lazım ki 2019 yılı Cougar Town keşfi için biraz geç kalmış bir sene. Ama gelin görün ki; 2010’ların başındaki sitcom curcunası o kadar kalabalıkken sıranın Cougar Town’a kadar ilerlememiş olması da bizlerin kabahati olamaz.

Hayali bir yer olan Gulfhaven, Florida’da geçen Cougar Town’ın başrolünde Friends’in Monica’sı Courteney Cox var. Friends’in ardından geçen yıllar Cox’u 40’lı yaşlarında “single mother” rollerine taşırken, hayat verdiği karakterin ismi ise Jules Cobb. Jules, bir türlü büyüyememiş kocası Bobby’den ayrıldıktan sonra oğlu Travis’le beraber yaşıyor. Jules ve Travis’in paylaştıkları hayat, aynı zamanda dizinin komedi unsurları içinde de güzel bir yer tutuyor.

“Ayrıldık, bir daha görüşmeyiz” ya da “sadece Travis için görüşebiliriz”den çok, Jules ve Bobby’nin ilişkisi arkadaşlık seviyesinde kalma işini fazlasıyla başarmış durumda. Birbirlerinin ilişki durumlarına sonuna kadar saygı duyan ikili, oğulları Travis’e de ihtiyacı olandan fazla ilgiyi göstermekte eksik kalmıyorlar.

Sırada, Bobby’nin evden karadaki bir tekneye taşınmadan önceki, Jules’ın ise halihazırdaki yan komşuları Torres’ler var. Ellie, Jules’ın en yakın arkadaşı. Eşi Andy de Bobby’nin hayranı ve ona göre Bobby en iyi arkadaşı. Ellie’nin baskın karakteri karşısında durumu idare ediyor gibi görünüp zamanla pek çok şeye hakim olduğunu anladığımız Andy, tam bir anlatılmayıp yaşanacak bir karakter. İkisi de eğlenceye katkıları oldukça yüksek bir ikili ve bebekleri Stan’le atılacakları daha çok macera var..

Cougar Town adına bahsedeceğimiz son “ikili” ise Grayson Ellis ve Laurie Keller. Gray’s Pub’ın sahibi ve Jules’un karşı komşusu Grayson, Jules gibi boşanmış ve yalnız yaşamasına rağmen ilişkiler konusunda Jules’un birkaç kat önde gibi bir hava estiriyor Cougar Town’da. Elbette dizi, ilerleyen bölümde altında yatan sebepleri fazlasıyla irdelemekten geri kalmıyor.

Jules’ın emlakçı iş arkadaşı ve Ellie ile aralarında seçim yapamadığı “en iyi arkadaşlık adayı” Laurie Keller ise, oyuncusu Busy Philipps’in Dawson’s Creek’teki devam karakteri ile karşımıza çıkıyor adeta. Sorunlu bir aile geçmişi, tek başına sürdürülen bir hayat gibi gibi.. Oyuncuların üzerine yapışan karakterler olur ya, Dawson’s Creek’in Audrey’i gider, aldığı yaşları üzerine ekleyen kopyası Cougar Town’un Laurie’si gelir. Busy Philipps de onu yaşıyor adeta. Peki Cougar Town’a yakışıyor mu? Yakışıyor. Bu da esasen tartışma bitirici nokta.

Toparlarsak, 2009-2015 arasında altı sezon yayınlanmış eğlenceli bir dizi Cougar Town. Başlangıçta adapte olmak için hızla izlediğiniz, ikinci sezon gibi ise, her gün bir bölüm harcamaktan kaçınarak hemen bitmemesi ruh haline büründüğünüz sıcak bir yapım. Sitcom ihtiyacınıza fazlasıyla yanıt vereceğine kuşkunuz olmasın. Üstelik sürpriz Friends cameo’ları da cabası!

0