Tolga Erbak

Cougar Town

Kabul etmek lazım ki 2019 yılı Cougar Town keşfi için biraz geç kalmış bir sene. Ama gelin görün ki; 2010’ların başındaki sitcom curcunası o kadar kalabalıkken sıranın Cougar Town’a kadar ilerlememiş olması da bizlerin kabahati olamaz.

Hayali bir yer olan Gulfhaven, Florida’da geçen Cougar Town’ın başrolünde Friends’in Monica’sı Courteney Cox var. Friends’in ardından geçen yıllar Cox’u 40’lı yaşlarında “single mother” rollerine taşırken, hayat verdiği karakterin ismi ise Jules Cobb. Jules, bir türlü büyüyememiş kocası Bobby’den ayrıldıktan sonra oğlu Travis’le beraber yaşıyor. Jules ve Travis’in paylaştıkları hayat, aynı zamanda dizinin komedi unsurları içinde de güzel bir yer tutuyor.

“Ayrıldık, bir daha görüşmeyiz” ya da “sadece Travis için görüşebiliriz”den çok, Jules ve Bobby’nin ilişkisi arkadaşlık seviyesinde kalma işini fazlasıyla başarmış durumda. Birbirlerinin ilişki durumlarına sonuna kadar saygı duyan ikili, oğulları Travis’e de ihtiyacı olandan fazla ilgiyi göstermekte eksik kalmıyorlar.

Sırada, Bobby’nin evden karadaki bir tekneye taşınmadan önceki, Jules’ın ise halihazırdaki yan komşuları Torres’ler var. Ellie, Jules’ın en yakın arkadaşı. Eşi Andy de Bobby’nin hayranı ve ona göre Bobby en iyi arkadaşı. Ellie’nin baskın karakteri karşısında durumu idare ediyor gibi görünüp zamanla pek çok şeye hakim olduğunu anladığımız Andy, tam bir anlatılmayıp yaşanacak bir karakter. İkisi de eğlenceye katkıları oldukça yüksek bir ikili ve bebekleri Stan’le atılacakları daha çok macera var..

Cougar Town adına bahsedeceğimiz son “ikili” ise Grayson Ellis ve Laurie Keller. Gray’s Pub’ın sahibi ve Jules’un karşı komşusu Grayson, Jules gibi boşanmış ve yalnız yaşamasına rağmen ilişkiler konusunda Jules’un birkaç kat önde gibi bir hava estiriyor Cougar Town’da. Elbette dizi, ilerleyen bölümde altında yatan sebepleri fazlasıyla irdelemekten geri kalmıyor.

Jules’ın emlakçı iş arkadaşı ve Ellie ile aralarında seçim yapamadığı “en iyi arkadaşlık adayı” Laurie Keller ise, oyuncusu Busy Philipps’in Dawson’s Creek’teki devam karakteri ile karşımıza çıkıyor adeta. Sorunlu bir aile geçmişi, tek başına sürdürülen bir hayat gibi gibi.. Oyuncuların üzerine yapışan karakterler olur ya, Dawson’s Creek’in Audrey’i gider, aldığı yaşları üzerine ekleyen kopyası Cougar Town’un Laurie’si gelir. Busy Philipps de onu yaşıyor adeta. Peki Cougar Town’a yakışıyor mu? Yakışıyor. Bu da esasen tartışma bitirici nokta.

Toparlarsak, 2009-2015 arasında altı sezon yayınlanmış eğlenceli bir dizi Cougar Town. Başlangıçta adapte olmak için hızla izlediğiniz, ikinci sezon gibi ise, her gün bir bölüm harcamaktan kaçınarak hemen bitmemesi ruh haline büründüğünüz sıcak bir yapım. Sitcom ihtiyacınıza fazlasıyla yanıt vereceğine kuşkunuz olmasın. Üstelik sürpriz Friends cameo’ları da cabası!

0

F1: 2018 sezonunun esas sorusu

Takvimdeki yarışlar tamamlanmadan şampiyonun belli olduğu bir Formula 1 sezonunu daha geride bıraktık.

Aslında cümlenin kulağa geliş tınısına bakacak olursak sanki hiç heyecan vermeyen bir sezon izlenimi yaratıyor 2018. İşin aslıysa, Mercedes dominasyonunun başladığı 2014’ten beri belki de en çekişmeli sezona şahit olduk.

Bütün yan rolleri bir kenara bırakacak olursak 2018’in elbette iki başrolü vardı. Mercedes’ten Lewis Hamilton ve Ferrari’den Sebastian Vettel. Mercedes’in peş peşe şampiyonluklar kazandığı dört yıllık güvenine karşın, on senedir pilotlar (ve hatta artık markalar) şampiyonluğu yaşayamayan Ferrari’nin açlığı.

Sezon başlangıcında taraftarların ve pek çok yorumcunun ortak kanısı “bu sefer olmuş” dedirtebilecek bir Ferrari üzerinde yoğunlaştı. İlk iki yarışı Sebastian Vettel ile kazanan Ferrari, karşısındakinin başarısızlığından beslenmekten öte, kendi gücü ile yarış kazanan, doğal bir çizgiye taşıdı kendisini.

Mercedes ise geçtiğimiz yıllarda açık ara sorun yaşadığı Monaco, Macaristan gibi yavaş pistlerde yaşadığı sorunları hafifletecek bir dingil boyuna sahip yeni aracını son yıllardaki popüler tabirle “anlama” derdindeydi. İlk beş yarış sonunda Vettel’in iki galibiyetine Hamilton da aynı galibiyet sayısıyla karşılık verdi.

Sezon ortasına kadar dengede giden şampiyonada iki pilot da iddialı gözüktü ve yıl sonu tahminleri bu sebeple daha çok araçlar üzerinde yoğunlaştı. Ferrari ilk yarıdan bu denli yüksek puan toplayarak ayrılmışsa sezonun ikinci yarısında Macaristan, İtalya, Singapur, Meksika karakteristiğindeki pistlerde geçtiğimiz yıllarda elde ettiği derecelere de bakarsak daha avantajlı görünüyordu.

Ancak işler değişmeye başladı.

2017 sezonunda Ferrari’de moralleri yerle bir eden Singapur GP ilk tur kazasının 2018 karşılığını sorsanız F1’i takip eden herkes size Almanya cevabını verir. Vettel’in kendi evinde ve pole pozisyonunda kalktığı yarış, yağmur geçişiyle Alman pilotu yarış dışı bıraktıktan sonra Lewis Hamilton’a hiç tahmin etmediği bir zafer hediye etti. Ardından bu sonuç, Mercedes adına adeta bir uyanış çağrısını başlattı.

Almanya’nın ardından Macaristan’la başlayan ve İtalya, Singapur, Rusya ve Japonya’yı kapsayan muhteşem bir kazanma üstünlüğü… “Mercedes o pistte iyi, bu pistte kötü”lerden arınmış saf bir galibiyet zinciri. İşte Formula 1 dünyasının beklemediği şey Mercedes dominasyonunun, sezonun bu kısmında ortaya çıkmasıydı.

Hamilton ve Mercedes kazandıkça Vettel daha daha hataya zorlandı ve 2018’in tablosu 2017’nin kaderini paylaşırcasına Lewis Hamilton’a Meksika’da kürsüye dahi çıkmasına gerek kalmayan bir dünya şampiyonluğu ilanı getirdi.

Ve gelelim can alıcı soruya: Şampiyonluğu Hamilton mı kazandı yoksa Ferrari mi kaybetti? Lewis Hamilton aldığı pole pozisyonları, yarış galibiyetleri ve değişken hava koşullarında sürekli göstermiş olduğu üst düzey performansıyla soruların ötesinde beşinci şampiyonluğunu hak etti. Mercedes’in özellikle zayıf olduğu alan ve pistlerde gösterdiği inanılmaz yükseliş de İngiliz pilotun doğru takımı seçtiğini fazlasıyla kanıtladı.

Ferrari’de ise 2018 sezonu bambaşka bir soru işareti doğurdu: Sebastian Vettel yeterince iyi mi?

Vettel’in özellikle 2018 Almanya GP’sinde yağışlı havada kendi kendini yarış dışı bıraktırmasıyla başlayan hatalar zinciri, sezonun son çeyreğinde artık F1 taraftarlarının sayamadığı spin’lerle doruk noktasına ulaştı. Bu da demek oluyor ki artan Mercedes baskısına Sebastian Vettel yeterince karşılık veremedi ve hataya zorlandı.

Ferrari, uzun bir süre sonra belki de şampiyonluğu kazanmaya en yakın olduğu aracı hazırlayıp kişisel hatalarla bunu kaybetmeye odaklı bir takım değil. Vettel’e bunun iması hem kelimenin tam anlamıyla hem de şampiyonluğu Raikkonen’den çok isteyen Charles Leclerc transferiyle yapılmış durumda.

Belki de esas soru “şampiyonluğu Hamilton mı kazandı yoksa Ferrari mi kaybetti” değildir. Vettel’in şampiyonluk serisi olan 2010-2013 arasında Red Bull’un baskın performansına karşılık aynı dönemde rakibinden çok daha gerideki bir Ferrari ile şampiyonluğu son yarışlarda kaçıran Fernando Alonso, 2018 Ferrari’sinde olsa sizce sonuç ne olurdu? Evet, haklısınız…

0