Category: PS3

Grand Theft Auto V: Play responsibly

Geçmiş örneklerinin bambaşka hikayeleri olsa da, PlayStation 2’yu GTA III için almıştım. Ona keza PlayStation 3 ile ilk oynadığım oyunlardan biri GTA IV’dur. Aslında Vice City ve Episodes from Liberty City gibi örnekleri sayarsak bir konsol serisi için aynı altyapıyı kullanan yalnızca bir Grand Theft Auto olurdu. Ama kabahati ister PS3’nin piyasa döngüsüne isterseniz de teknik yeretliliğine bağlayın, PS4’un tanıtıldığı ve oyunun ertelendikçe ertelendiği bir ortamda GTA’nın beşinci neslinin PS3 macerası kesinlikle bu konsol sahiplerine verilmiş en büyük ödül.

Hikaye, karakter dönüşümleri hakkında o kadar şey anlatıldı ki, açıkçası GTA V yazımı kendime özel kılmak istiyorum. Oyun tarihinin en büyük yapımının (artık sanat eseri olarak bile anmak çok doğru) yeni halkası.. Ön siparişim sayesinde Amerika’da satışa çıkışından bir gün sonra (ki saat farkını düşünürsek teknik olarak aynı gün) elime ulaşması muhteşemdi. Bayadır kenarda yatan PS3 yazılım güncellemesi ve oyunun kurulması aşamalarını Blu-ray kutusundan çıkan harita ve evrakları inceleyerek geçirmek de ayrı bir zevkti.

Neyse, oyun ve PS3 hazırlandı ve bir gün önceden full şarj ettiğimiz DualShock 3’lerimizle karşısına geçiverdik. Spoiler’sız gideceğim; film gibi bir açılış karşıladı bizi. Franklin’le başlayıp Michael’le devam eden hikaye ilerledikçe son ana karakterimiz Trevor’ın da teşrifiyle zincir tamamlandı. Aslında GTA’da karakterle bir bütünleşme vardır ve adından soyadına her şeyiyle o olursunuz. Ama GTA V, hikaye anlatımı konusunda o kadar başarılı ki, şu arabayı kullanırken Franklin olacaktım ile bu plan olsa olsa Michael’dan çıkar gibi doğru varsayımları, henüz ilerleme seviyeniz yüzde 5’lerdeyken bile kurabiliyorsunuz. Ayrıca madem karakterlerden bu kadar bahsettik, manuel değişimlerinin yanında herhangi bir görev esnasında örneğin motorsikletteki Michael’dan van’daki Franklin’e oyun sizi yönlendirdiğinde müthiş keyif alıyorsunuz. O an, tüm plan sizin ve işin arkaplanından uygulamasına kadar her saniye sürpriz bir görevle karşılaşabiliyorsunuz.

Ana görevler, yan görevler, hikaye ve GTA’nın olmazsa olmazı boş boş takılacak alanlar o devasa haritayla tek kelimeyle harika ama eski oyuncuların kafasına takılacak bir nokta var ki o da kontroller. Belki GTA IV ile ilk gördüğünüzde alıştınız ama standart kontroller şekline dönüşen kavram son iki nesildir araba kullanırken R2 gaz, L2 fren/geri, X el freni şeklinde. Ama GTA IV’da izin verilen klasik GTA kontrolleri; X gaz, kare fren/geri ve L1 el freni kombinasyonu malesef ve malesef ki GTA V içerisinden çıkartılmış. Alışılmayacak bir şey değil elbette ama ilk başlarken özellikle araçla yapılan geri manevralarda bana baya ters geldi. Ayrıca araçlar için ileri komutu muhtemelen R2 gibi X’e göre daha kademeli bir tuşla fonksiyonel olabilir ama X’in üzerindeki baş parmak yerine R2’ye karşılık gelen yüzük/orta parmak ikilisi insan anotomisine ters. On foot yani araç dışı yürür durumlarda sorun yok ama var olan bir kontrol seçeneğini oyuna dahil etmemek inanılır gibi değil. Update ile gelir mi? IV ile alıştırıp GTA V ile ortadan kaldırılma planına göre düşük bir ihtimal ama talep meselesi; benim gibi ayağa kalkan çok olursa belli de olmaz.

Her daim kafamda döndüğü üzere, GTA V, PS3 dünyası için harika bir veda. 2006 sonundan beri piyasaya olan bir konsolu pas geçip direk biz bunu PS4 için yapıyoruz dese Rockstar, kimse de kalkıp bir şey söyleyemez hatta kuzu kuzu PS4 sırasına girerdi ama PS3; firmanın satışlarını uçurmakla beraber Sony’e de hala onun kosoluyla çalışmalarına rağmen pazarlama anlamında büyük bir çalım oldu. PS4 için Rockstar’ın çılgın bazı planları yoksa, Sony’nin global anlamda zarar etmediği ve inanması güç ama fitmayı taşıyan sayılı alan olan PlayStation’ın yakın geleceği biraz durgun olabilir.

Son olarak Grand Theft Auto V’ı bilgisayarları için bekleyen büyük bir kitle var. Gelir ya da gelmez önemli olan bu değil ama GTA geleneği sandığınızın aksine mouse yerine DualShock’la daha iyi gidiyor. Burada PC/PS3 fanlığı yapmaya gerek yok yani sonuçta bilgisayarı olmayan PS3 sahibi kolay kolay bulamazsınız, bu sebeple gayet tarafsız bir yorum bu. Dandik bilgisayarınızı GTA V upgrade’ine sokup anakarta uysa bile ekran kartına, ram’e vereceğiniz yüzlerce dolar, muhtemelen PS3’nin yerlere inen güncel fiyatına çok yakın olacaktır. PS3 ile GTA dışı ulaşacağınız dünyalar ve HD TV’de yaşayacağınız oyun deneyimini saymıyorum bile.

Sosyal hayatlarımız tehlikede; açık ve net. Ama GTA V ile hayal bile edemeyeceğiniz detaylar düşünülüp üzerine birde size sunulmuş. Hani alkol reklamlarında drink responsibly vardır ya, fazla abartmamaya dikkat ederek kendinizi bırakın GTA V dünyasına. Play responsibly 🙂

0

F1 2010 PlayStation 3 İncelemesi

Formula 1 severlerin uzunca bir süredir beklediği oyun, 2009’daki Wii ve PSP denemesinin ardından nihayet F1 2010 ismiyle ve Codemasters tarafindan PlayStation 3, Xbox 360, Games for Windows, Nintendo Wii, PSP ve tabi ki Mac platformlari için piyasaya çıktı. Oyuncuları en çok ilgilendiren PC versiyonunun bir hayli bug’la dolu olduğu duyumlarımın ardından incelediğim PS3 versiyonuna geçiyorum.

Öncelikle PlayStation 3’te performans olarak kesinlikle her şey yerli yerinde. PC ile kıyasladığınızda “yok efendim işlemci şöyle, ram böyle, minumun 4 GB ekran kartı (o kadar oldu mu bu arada? :)) gibi problemler olmadan oyunu takıp oynuyorsunuz. Sizi tek bekletecek şey, oyunun Blu Ray’inin PS3 versiyonunuzu güncellemesi (ki yakın zamanda başka yeni oyun aldıysanız bu iş zaten gerçekleşmiştir) ve kısa yükleme süreci. Burada da bir virgül atmak istiyorum, eskiden PlayStation 3 OS’i güncellemek için Wi-Fi veya Lan bağlantısına ihtiyacımız vardı. Güncel oyunlarda ise bu işi oyunun Blu Ray’i üzerinden gerçekleştirmek gerçekten konsol kullanmanın rahatlığını bir daha göstermiş oluyor.

Neyse efendim teknik işlerden uzaklaşıp biraz da oyuna bakalım. Sürekli bir pilotun gözünden 3D olarak karşımıza çıkan menüler oyunun atmosferine sizi hazırlarken, ilk isminizi ve takımınızı seçtiğiniz basın toplantısında belirttiğiniz hedeflerinizse gizliden gizliye oyunun zorluk derecesini seçiyor ve oyunu bildiğimiz klasiklerden bir hayli farklı bir yere getiriyor. Size tavsiyem, başlangıç aşamasında "çaylak bir pilotum, elimden geleni yapacağım” gibi daha mütevazi hedefler belirlemeniz. Kariyer modunda çıtayı yüksekte tutmanız Lotus, Virgin ve HRT’den başka takım seçtirmezken diğer seçeneklerde Force India, Sauber ve Toro Rosso gibi takımların kapısı da, en baştan itibaren size açılabiliyor.

Oyunda toplam 4 mod mevcut. Kariyer (career) modunda, çaylak olarak başlayıp tüm pistleri sırasıyla geçiyor, takım değiştirebiliyor ve gelecek sezonlara da beklediğiniz gibi devam edebiliyorsunuz. Röportajlar, takım içi çekişmeler ve araçların gelişmesi de, kariyer modunun diğer eğlenceli özelliklerinden. Grand Prix modunda istediğiniz pilot, takım ve pisti seçerek kafanıza göre takılıp yine belirlediğiniz pistlerde ufak sezonlar düzenleyebiliyorken, Multiplayer modunda internetten rakiplerinizle karşılaşabiliyorsunuz. Son olarak Time Trial modundaysa arkadaşlarınız ve yine internetteki oyuncularla zamana karşı yarışabiliyorsunuz.

Kontroller konusunda oyun iki default kontrolün yanı sıra size tam tam bir kişiselleştirme imkanı veriyor. Açıkçası otomobil kontrolünde en nefret ettiğim L2’nin accelerate (hızlanma) oluşunu bu kişiselleştirme ile X’e taşımam oyunun kontrollerine daha rahat alışmamı sağladı. Bununla birlikte ayarlardaki traction control kapalı iken aracı pistte tutmak imkansızlaşırken, fren ve ideal yarış çizgisi asistanları da oyuna alışma süresince işinize yarayabiliyor. Ayrıca ne kadar alışırsanız alışın, hızlı bir durumdaki hafif pist dışı ziyarenleriniz bile kolaylıkla spin atmanıza yol açabiliyor. Bu durumlarda gazı kesip sol analogu (veya sizin yön tuşunuz hangisiyse) sürekli tutmadan pist yönüne kaydırmanız içinde bulunduğunuz durumdan nispeten kolay ve en az zararla çıkışınızı sağlıyor.

Büyük ölçüde kariyer modunda takıldığım oyunun PlayStation 3 için en önemli (ve başka bulamadım) bug’unun cezalar olduğunu söyleyebilirim. Rakiplerinizle girdiğiniz basit bir ikili mücadele, ciddi bir kazaya dönüşmeden bile size 10 saniye cezası aldırtabiliyor ve bu durum araç geçme arzunuzu bir hayli azaltıyor. Aynı şekilde ufak pist dışı ziyaretleri de, köşeleri kestiğiniz gerekçesiyle derhal uyarılmanıza sebep oluyor ancak ceza, araçlara temastaki kadar hızlı ve acımasız bir şekilde gelmiyor. Ayrıca cezalar demişken, atıyorum aldığınız bir 10 saniye cezasını pitte değil de yarış sonu derecenize zaman eklenmesi şeklinde çekmenizde başta bir “pite girmedim siyah bayrak gelir mi” sorusunu akıllarınıza getiriyor ki bu yüzden belirtmekte fayda gördüm.

Güncellemelerle giderilecek bu hataların dışında oyun gerçekten beklentileri karşılayacak düzeyde. Kariyer modunda ufak takımdan başlayıp yükselme hırsınızdan tutun da, grafiklere ve detaylara kadar her şey lisanslı bir Formula 1 oyununa yakışan cinsten olmuş. F1 2010’un, en son PS2 için yanılmıyorsam 2006’da çıkan ve pek tutulmayan son oyunun ardından açlığınızı bir hayli bastıracağına şüpheniz olmasın.

image

0