Category: Formula 1

Mor giysili, kel adam mı? Aman abi uzak durun ondan!

Son Formula 1 yazımı yazdığımda, 2013 sezonuna yüz küsür gün vardı. Ama geride kalan sezon, belirlenen şampiyon dışında o kadar sürprizlere açıktı ki, Formula 1 severler daha sezon biter bitmez Twitter üzerinden yeni sezona kaç gün kaldığını gün gün paylaşmaya başladılar. Geçtiğimiz yıllarda sırf kişisel merakımla Formula 1’in resmi sitesinden öğrendiğim bu küçük bilgiyi, takip ettiğim birden fazla ismin her gün paylaşması açıkçası Formula 1’e olan güzel bir açlıktı.

Artık sezonu açacağımız Avustralya GP’sine neredeyse bir ay var ve 2013 araç tanıtımları ve Jerez testleri ile yeni sezonun havasına fazlasıyla girmiş olduk. Takımların son yıllarda birbirlerinden sakladıkları görüşler ışığında konuşmanın çok erken olduğunun farkındayım ama geleceğe tahmin niteliğindeki yetmiş günlük maceramızın kilit noktalarından bazılarına göz atmadan da olmazdı.

Öncelikle Pirelli. Formula 1’in tek lastik sağlayıcısı İtalyan firma, 2012’de yarattığı belirsizliklerle hakkından çok konuşturtmuştu. Kısaca özetlemek gerekirse takımlara sağlanan lastiklerin nerede/nasıl tepki vereceğini Pirelli’nin kendisi bile bilmiyordu. Evet heyecan katmadı desek yalan olur ama, milyon dolarların döndüğü bir piyasa ve onlarca araştırma-geliştirme faaliyetlerinden sonra ürettiğiniz aracın belirsizlikler üzerinde pistte seyretmesi bana kalırsa özellikle buna ihtiyacı olmayan büyük takımları fazla mutlu etmedi. 2013 öncesi esasen bu belirsizliklerin biraz giderilip tanışma evresinin başlaması öngörülebilecekken, Pirelli yaptığı açıklamada, 2013 sezonu için daha fazla belirsizlik yaratacak lastikler üreteceklerini duyurdu. Galiba İtalyan üreticinin hedef aldığı esas olay, yorumcuları bitirmek olacak. Başarılar diyelim..

Ve takımlarla pilotlar..

Ferrari, 2013 aracını, 2013’ün 13’ü ve V8 motorların son yılı şerefine F138 olarak isimlendirdi. 248F1, 150° Italia gibi son yıllarda anlam yükleyecek çok şey bulan takım için hiç de sürpriz bir isim değildi. Ama istikrar anlamında baktığımızda 2007 yılında Kimi Raikkonen ile kazanılan şampiyonluğun ardından “Formula 1’in en başarılı takımı”nın beş senedir şampiyonluk elde edememesi hayli düşündürücü. Pist üzerinde, kağıt üzerinde, isim etiketi üzerinde.. Ferrari dikiş tutturamıyor. Fernando Alonso’nun ev verimli sayılabilecek yıllarını daha fazla heba edecekler mi bekleyip göreceğiz ama Jerez’deki Massa’nın çelişkili açıklamalarını beğenen bir Ferrari taraftarı olduğunu sanmıyorum.

Disiplin=McLaren. 2013’te de bu böyle olacağa benziyor. Tüm yarışları izleyip onlarca haber okumuşumdur geçtiğimiz yıl, ama McLaren’ın 2012 ve 2013 araçlarını sponsor logoları olmadan (evet ayırmanın sırrı bu) önüme koysanız hangisi MP4-27, hangisi MP4-28 söyleyemem. Üzerine kurulmuş, geliştirilmiş, falan filan.. McLaren bildiğinden şaşmıyor ve hep derim, yine diyorum en hızlı olmasalar bile şampiyonluk savaşından en zor kopacak takım McLaren’dir. Bu yıl tek handikapları ise pilotları gibi duruyor. Şimdi itiraf edelim, Jenson Button ve Sergio Perez, pist üzerindeki en iyi iki pilot değiller. Kişisel olarak Button’ın yakın performans gösteren bir araçla şampiyon olma ve Perez’in de beşlı başına “büyük pilot” olma yolunda yapacak işleri var. 2013’te bu gelişmeleri sağlayabilirler mi? Neden olmasın?

Formula 1’de takımlar neden bulunmak ister? Hımm bazısı yarış tutkusu, bazısı da yol otomobilleri ve/veya takımın sahibi olan diğer şirketler için iyi bir çehre yaratabilmek için diye yanıtlar bu soruyu. Geriye de fazla seçenek kalmıyor zaten. Ama son üç senedir bu tanımlardan hiçbirine uymayan bir takım da var. Mercedes GP. Brawn’ın artık denize saçılacak küllerinden başarılı bir doğum olmayacağını hepimiz az çok tahmin ediyorduk ama bir arpa boyu yol katedemeyecekleri de beklemiyorduk. Üç senedir elde ettikleri saçma sapan bir galibiyete karşın, Michael Schumacher ve Mercedes markalarına verilen harika zararlar bana kalırsa Alman ekibe çok zarar yazdı. Bunlar yetmiyormuş gibi 2013 yılına da Lewis Hamilton’la, Jerez’de iki günde iki farklı teknik sorun yaşayan ve tabi ki pek de umut barındırmayan bir araçla giriyorlar.. Takıma sihirli bir değnek değmedikçe, Mercedes’in F1 geleceği artık tehlikede.

Lotus. Hemen sıcak bir magazin haberiyle başlayalım, Kimi Raikkonen ve eşi Jenni Dahlman bugün ayrıldıklarını açıkladılar. Aslında Raikkonen’in yaşam tarzını bilenler için pek de ilgi çekici bir haber değil. Hatta bu kadar nasıl devam edebildikleri bile sorgulanabilir.. Her neyse, Raikkonen’i etkilemeyeceği ortada ve Lotuıs’a geçecek olursak Jerez’de Grosjen’la göz daha şimdiden göz doldurdular. E21 için kullandıkları “Do you think I’m sexy?” tanıtım kampanyası da, Raikkonen’le yakaladıkları espri anlayışını destekler nitelikte. Takımda garip bir şekilde her şey yolunda görünüyor ve ilerleyen dönemde şampiyonluk için varlık gösteremeseler bile Formula 1’e renk katacakları aşikar.

RedBull paragrafı bulunamadı, lütfen ilgiyi maddeyi kontrol ediniz: Adrian Newey. (Şu mor giysili, kel adam mı? Aman abi uzak durun ondan!)

Ufak takımlar/Formula 1 imajı deyip durduk yıllardır. İlk kopuşlar bu sene başladı, gözünüz aydın. Önce ’12 Birleşik Devletler GP’sine bile nasıl geldiği tartışılan HRT Formula 1’den çekildiğini açıkladı, sonra da bir zamanlar birbirinin yendiği Formula 1 pilotluğundan Virgin/Marussia sayesinde Timo Glock nasıl kaçacağını şaşırdı. Tablo her şeyi açıklıyor olsa gerek. İşin boyutu mavi bayrak sayısının artması dışında bir hal almaya başladı..

Türkiye’nin malesef büyük bir fırsatı elinin tersiyle itmesiyle, 2013 sezonunda 19 grand prix kaldı. Testler, tanıtımlarla uyanışa geçen F1 dünyası, 17 Mart (ve haftası) Avustralya GP’siyle geri dönüyor. Margarita’larınızı hazırlayın..

0

2012: Sebastian’landı

Sebastian’lamak,
Fiil

  1. Gerçek anlamda diğerlerine üstün gelebilecek bir araçla Formula 1 sezonu boyunca inişli-çıkışlı gir grafik sergileyip daha önce bilinmeyen bir pistte rakiplerinin büyük strateji hatalarından yararlanıp şampiyon olmak.
  2. Üstün olduğu şüphe götürmeyen bir araçla tüm sezonu domine edip şam/piyon olmak.
  3. Üçüncülükten geride başlayıp yarış kazanma şerefine (hala) erişemeden, birkaç şaibeli temasla “yükselişi beceriyorum” imajı verip, FIA’nın kural değişikliklerini yarım sezonda onlara yedirten tasarımla ikinci maddeye dönmek.

Sebastian Vettel. Üç kez dünya şampiyonu. Eh ünvan Alonso alsa da gideceğinden doğal olarak en genç üç kez dünya şampiyonu hatta.

image

Tanımlamalarda elde edilen açıklamaları beğenen olur beğenmeyen olur. Ama şundan emin olun ki, Brezilya’da şampiyonluğunu ilan eden isim Fernando Alonso olsaydı da, sezonun ilk yarısında nasıl o konumda olduklarına resmi anlamda şaşıran Ferrari için de eleştirsel bir yaklaşımım olacaktı. Ferrari’nin elinde belki de en parlak dönemini geçiren bir pilot ve normal şartlarda ilk üçe giremeyecek bir araç, Red Bull’da ise aradığı istikrarı geç de olsa bulan bir paket ile artık olgunlaşmaya başlayan bir pilot vardı. Kim bilir seneye yukarıda bir dördüncüsünü eklersek, Sebastian’lanmak biraz daha olumlu yerlere gelecektir. Yoksa 2012 şampiyonluğu için yarış günü kullandığım tanımımdan farklı bir şeyi hala düşünemiyorum:

Artık önümüze baksak fena olmayacak. Sezon sonrası hepimiz, FIA ödül töreninin İstanbul’da olması ironisini düşünmeye başlamışken Türkiye Grand Prix’si için yeni -belki de son- bir kapı aralandı. İstanbul Park ihalesinin firmalar arası el değiştirmesi başta olumsuz bir hava yaratsa da, yeni ekibin Formula 1 ciddiyeti ile birleşen New Jersey cadde pistinin en az 2014’e ertelenmesi artık deyim yerindeyse “her şeyin bittiği noktada” bir umut oldu. Devletin verdiği 13 milyon dolara ek ilgili firmanın 5 milyon ekleyeceği söylentileri FIA’nın talebi 20 küsür milyon dolarına yaklaşan bir orta yolu sağlıyor. İlerleyen günlerde (ki muhtemel ödül töreni zamanı olur bu) neler olur göreceğiz ama devletin payının hala devam edip etmemesi ve eğer ediyorsa FIA/Bernie’nin tutumu çok değişkenli denklemimizin yeni parçaları.

HRT. Türkiye GP’sinin takım ayağı adeta. Amerika’da yarışıp yarışılamayacağı tartışıldığında aslında hazin sonu az çok belliydi ama FIA’nın 2013 katılım listesinde (şimdilik) yer almaması, bu küçük bütçeli Formula 1 takımının sonunun geldiğinin kabulü oldu adeta. Formula 1 için kayıp kayıptır elbet ama son gidenlerden Super Aguri’yi sorarım size, kaçınız hangi yıllarda yarıştığını hatırlıyor? HRT de o hesap. Formula 1 tarihine mavi bayrak kullanımını arttırma dışında katkıda bulunmayan takımların F1 imajını lekelemeye başlamaları malesef kaçınılmaz. “Amatör ruh”, Formula 1 kurtlar sofrasında meze bile olamıyor anlayacağınız.

Ve sıkça takıldığım bir şey; numaralar. Mercedes GP’de dikkat ettiniz mi bilmiyorum, Michael Schumacher 7, Nico Rosberg 8 numaralı otomobili kullanıyordu son yıl. Bu bir kural çerçevesinde sınırlandırılmamış ama geleneksel olarak geçmiş yılda pilotlar şampiyonasında üst sırada yer alan pilot daha küçük numarayı alıyor. Schumacher’in ismi gereği (ya da uğurlu rakamım 7 demesi gereği) Mercedes bunu yıllar yılı aksattı. 2013 için de, FIA’nın katılım listesinde Nico Rosberg 9, Lewis Hamilton 10 olarak sıralanmışlar. Halbuki Hamilton ile Rosberg’in 2012 pilotlar şampiyonasındaki yerlerini paylaşmaya gerek bile duymuyorum. Sevgili Metin Mete, takıma yeni gelen pilot ne olursa olsun büyük olanı alıyor dedi ama Rosberg için de, Schumacher etkisinin ardından biraz iade-i itibar olmuş bana göre.

Son olarak 2012 sezonunun, geçen yılın aksine heyecanı hayli yüksek bir sezon olduğu konusunda hemfikir olmadığımız bir insan çıkmaz diye düşünyorum. Daha sezon yeni bitmişken “Formula 1’e 104, 103, 102… gün kaldı” şeklindeki geri sayımlar spora olan açlığın nasıl da doymak bilmediğinin güzel bir örneği. Yine Sebastian’lansak bile, 2013’te de en az bu denli heyecanlı bir sezon dilerim şimdiden. İçinde Türkiye Grand Prix’si olursa da, tadından yenmez.

0

Hamilton Söküğü

“Lewis, Hamilton, McLaren, Mercedes, Sauber, Sergio, Perez, Michael, Schumacher, yaa o McLaren’la Mercedes zaten aynı şey değil mi?”

Son bir haftada Formula 1 dünyasını takip edenlerin duydukları. Hatta işi biraz daha ileri götürmemiz gerekirse; yankı o kadar küçümsenemeyecek boyutta ki, F1 dünyasıyla yakından uzaktan alakası olmayanların bile azıcık duydukları bunlar.

Peki ne anlatıyor bu laf kalabalığı? Lewis Hamilton, aslında hiç de şok edici olmayan bir kararla 2013’ten itibaren Mercedes GP’de yarışma kararı aldı. Bu bozguna (daha iyi bir kelimesi olan varsa lütfen mail atsın gerçekten merak ediyorum) derhal tepki verme gayretinde olan McLaren, ezeli rakibi Ferrari’nin sürüş akademisinin bir ferdi ve taraftarlarının ağızlarının suyunu akıtan (kısaca kırmızı tescilli) Sergio Perez’i, boşalan koltuğuna aldı. Ve Michael Schumacher, 2009’un Kimi Raikkonen deja-vu’su ile 2006’nın Schumacher sürgünü arasında kararsız kaldığım bir durumda ortada kaldı. İşin özeti bu mu? Evet.

Ama özetin ötesinde bir şeyler olmalı bu çorap söküğünü tetikleyen. Aslında taa Brawn’ın Honda’yı alışından tutturabilirim ama benim gibi siz de sıkılırsınız bundan eminim. O zaman esas kahramanımız Hamilton’a atlamaktan başka çare yok. Lewis Hamilton; 2007’de Formula 1’e, McLaren’la katılan bir star. Formula 1’e katılmak; McLaren’la… Formula 1’e katılmak; McLaren’la ve Formula 1’e katılmak; McLaren’la. Burada garipsediğiniz bir şey var mı? Fernando Alonso; Minardi, Michael Schumacher; çokı kısa bile olsa Jordan ve Kimi Raikkonen; Sauber. Üç güncel şampiyon örneği. Başlangıç yerleri nasıl? Hayli “salaş”.

Bunun da ötesine geçmek istiyorum. Ferrari’nin 2005, 2009 ve 2011 araçları için ne dersiniz? Taraftarlık müessesesinden bir şey elde edilmese bile Ferrari taraftarlarının yaa anma şu yılları dediğini duyar gibiyim. Berbat araçlardı ve galibiyetle şans eseri tanıştılar sadece. Aynı olay Mercedes GP’nin üç yıllık ömründeki tüm araçları ve son yılların fırtınası Red Bull’un Newey öncesi dönemi için de geçerli. Peki McLaren? Üzerine basarak söylüyorum ki, her sene çok net galibiyetler alabilen bir araç/paket ortaya çıkarabilen tek takım McLaren’dır.

Lewis Hamilton böyle bir takımda Formula 1’e girdi. Disiplin, anlaşamama veya McLaren’da her ne olduysa en ufak bir merakım olmadan devam ediyorum ki Mercedes GP ile bir şeylere sıfırdan başlayabilmek için gitti. Çünkü Lewis, her şeyi tam olan tek takımla bunların hiçbirini yaşayamadı. Kazanmayı değil, kazanmaya giden yolun inşaası onu Alman ekibine çekti.

Onun dışında ne diyorduk Perez merez.. Piyango vurdu resmen. İleride ismini yukarıdaki efsaneler arasına rahatlıkla yazdırabilecek imkan ayağına geldi. “Schumacher” ismi içinse nahoş bir durum. Michael bundan etkilenmez hatta bana göre 2012’de Mercedes’ten çok daha heyecan verici bir takım Sauber’e bile gidebilir ama o soyadı.. Yakışık almıyor bir yerden sonra. Takım içi görev soslu ana yemekten sonraki tatlı Michael & Schumacher ikilisini en iyi şekilde birleştirir. Ferrari demeyin sakın!

Ve evet McLaren ve Mercedes GP iki ayrı takım. 2012 tam isimleriyle Vodafone McLaren-Mercedes ve Honda’yı devralan Brawn GP’yi motorundan girip ele geçiren Mercedes AMG Petronas.

0

The Red Knight Rises

Hepimiz, Stefano Domenicali’nin ‘11 sezonuna havlu attıktan sonra verdiği Ferrari’nin 2012 aracı çok radikal, rekabetçi olacak zırvalarının boşa çıktığını düşünmeye başlamıştık. Aslında genel tabloda sonuç ne olursa olsun kötü bir başlangıç gerçeğini değiştiremezler ama İtalyan ekipteki son dönemdeki “kıpırdanmalar” kayıtsız kalınacak gibi değil.

Temelde Ferrari’nin (artık Ferrari deyinca Fernando Alonso’yu algılayabilirsiniz lakin Felipe Massa’nın yarış kazanması halinde tüm bu satırları değiştirme riskini göze alıyorum) 2012 sezonunda sadece üç galibiyeti olsa da, bahsettiğimiz yıl rekabetin doruklarındaki 2012 olunca bu rakam hayli büyük kabul ediliyor.

Bu galibiyetlerden ilk Malezya’da gelmişti. Geçmiş yazılarımı karıştırsam çok benzer ifadeler yer alacak biliyorum o yüzden kısaca üzerinden geçerek en “Ferrari destekçisi” bile bu galibiyetin büyük bir şans eseri ve rekabetten tamamiyle uzak bir F2012 ile kazanıldığını kabul edecektir diyorum. Galibiyet galibiyettir diyerek, elde var biri ekliyoruz.

İkinci mutlu son içinse Avrupa GP’sine gidiyoruz. Bu süre zarfında Ferrari’nin toparlanma çabaları ve Williams ile Mercedes GP dahil diğer takımların arasında bir güzel paylaşılan galibiyetler var. İtalyan ekip sezon başındaki saf hız bakımından dördüncü hatta beşinci iyi takımlıktan iki-üç seviyelerine çıkarken, Fernando Alonso’nun şahsi başarılarıyla zor dönemlerdeki hasarlar bir nebze olarak azaltıldı ve Sebastian Vettel’in bilmem kaç yarış sonraki DNF’iyle Alonso’nun doğru yer/zaman ikilisi, kırmızıların hanesine bir galibiyet daha ekledi. Buradaki kilit faktör elbette ki takımın ikinciliği alacak güce sahip olmasıydı.

Ve Almanya GP. ’12 sezonundaki üçüncü Ferrari/Alonso galibiyeti. Pole pozisyonundan galibiyete kadar neredeyse hiç zorlanmadan alınmış ve şans faktörü sadece teknik aksaklıkları bertaraf edecek seviyelerde yarışın içindeydi. Tek kelimeyle gerçek bir galibiyet.

Sezon başından beri ne değişti derseniz Ferrari deyim yerindeyse çok “ortada” bir araç yapmıştı. Modifiye edilebilir ve kendi karakteri olmayan bir araç. İlk birkaç yarışı izleyip hepimiz çok rahat McLaren’ları şampiyon ilan edebilirdik ama İngiliz ekibin aracı yenilikleri kaldıracak kadar ortada değil, tam tersine kendi karaktetine sadıktı ve değişen gereksinimlere cevap verebilecek güncellemeler bu paket için fazla radikal olurdu. Ferrari’nin tepkileri ve deneme/yanılma kuşkusunu barındırmakla birlikte yaptığı değişiklikler önce ilk üç ve Almanya GP’sinde gördüğümüz gibi İtalyan ekibi zirveye taşıdı.

Şampiyonluk şarkıları söylemek için çok erken ama Fernando Alonso’nun en yakın rakibi Webber’le arasına koyduğu 34 puanlık fark, iyi bir yaz dönemi geçirilmesi halinde sezonun kalanında hasar azaltma rahatlığı verebilir. Gerisi gelsin veya gelmesin, yarıştan yarışa kırmızı şovalyenin yükselişine beraberce tanıklık ettik. Bakalım devamı nasıl gelecek..

0

Valencia ’12

Geçen sene çok net, ondan önceki yıllarda da bekleneni verememesi anlamında hatırlıyorum ki; Valencia, 2008’den beri tüm heyecanlarını adeta 2012 Avrupa Grand Prix’sine saklamış.

Yazacak o kadar şey olmasına rağmen dikkatimi çekenlere değinip kalanı hayal gücünüze bırakacağım..

Aslında kendi kafamda komplo teorisi yaratmamıştım ama Red Bull’un bunu düşünmekten öte hem pilot hem de üst düzey bir ağızdan dillendirmesini görünce kayıtsız kalamadım. Güvenlik aracı Vettel’in ilk bölümde elde ettiği devasa farkı kapamak için sudan bir sebeple mi gönderildi? Belki de Sebastian Vettel’in, güvenlik aracı periyodundan kısa bir süre sonra teknik arıza ile yarış dışı kalması tartışmanın alevlenmesini bir nebze olsun önledi. Ancak Vettel’den sonra buna benzer birçok parça pistte görüldü ve tamamı sarı bayraklarla ekarte edildi. Burada yarış kontrol dışında kimse “evet, güvenlik aracı girmeli” veya “girmemeli” gibi bir gerekçeyi sadece TV ekranlarından söyleyemez ama genel geçer güvenlik standartlarının “aşırı” uygulanmış halini gördük Valencia’da.

Fernando Alonso’nun Malezya 2012’de kazanmasıyla ilgili tekrarı zor gerçekleşir demiştim.. Zor oldu ama oldu. Hala şans faktörüne fazla bel bağlanarak şampiyonluk hesabı yapılmaz diyorum ama Ferrari ve Alonso, hiç beklemediği bir konumda, ‘12 Avrupa Grand Prix’sinin ardından 20 puan farkla lider. Potada kalabildikçe Vettel’in 2010’da yaptığını gördük. Şampiyona lideri olduğu tek an, şampiyonluğu ilan ettiği andı. Bu puan sisteminde her şey olabilir ama ısrarla Ferrari’nin kendini biraz geliştirmesi lazım.

Eski dost Michael Schumacher de sahnedeydi Valencia’da. İkinci kariyerinin ilk podyumunu aldı ama yine rahat değil. Yok efendim sarı bayraklar altında DRS açıkmış vs vs.. Twitter’da bir fotoğraf gördüm; Schumacher’in DRS açık ama hızı 260’larda, tam arkasındaki Webber’in DRS durumunu bilmiyorum, 0.2 saniye geride hızı 300’lerde. Sarı bayrağa kim uyuyor kim uymuyor görün. Ceza çıkmadı ama efsanenin çok beklenen podyumuna bir “oh” demek için biraz daha bekledik 🙂

Lewis Hamilton & Pastor Maldonado.. Hamilton için diyorduk ama Maldonado da ondan aşağı kalır değil hani. İkisi de pes etmeyecekti, ikisi de eli boş döndü. Şampiyonluk motivasyonundan uzak iki isim görüntüsü verdiler. Maldonado için neyse de, Hamilton 2 puan için çok daha fazlasını feda etti. Kaçıncı kez olduğunu sayamıyorum bile.

Ve genel olarak McLaren. O pit hatalarını geçmiş beş senede yapmamışlardır eminim. Operasyon anlamında ciddi sıkıntıları var ve bunların bağlandığı tek isim ön plana çıkıyor; Sam Michael. Willaims’tan ayrıldığı yıl takım yıllar sonra yarış kazandı. McLaren’da da tam tersi olacaksa sevgili Sam Michael erken emekliliğin tadını çıkarabilir.

Sohbet havasında oldu biraz ama iyi yarıştı ya. Valencia’nın tarihteki en iyisi, ’12 sezonunun muhtemelen en iyisi ve daha bir sürü şey.. Twitter’da yazmıştım ısrarla buraya da ekliyorum; hani Formula 1’le ilgisi olmayanlara da hitap eden yarışlar olur ya, işte öyleydi Valencia ’12. Bu tabiri daha önce Spa için kullanmıştım ve tekrar kullanacağım pistin Valencia olması en az yarış kadar şaşırtıcıydı. Neyse, sonuçta mutlu ayrıldık di mi? Şu manzaraya baksanıza:

Altı yılda fazla yaşlanmamışlar di mi? Takımlar karmakarışık o ayrı konu 🙂

0

Massas Dengeler

Felipe Massa.. Diğer değerli yorumcular ve medya cephesindeki tüm hikayeleri esgeçsem bile, sadece kendi adıma onun hakkında ne çok yazdığımı/düşündüğümü tartamıyorum.

Su üstünde Ferrari gibi bir takımda son iki senedir “çuvallayan” bir görüntü çizmenin yanında Brezilyalı pilot, aslında biraz derin düşündüğümüzde gayet hassas dengeleri (itiraf ediyorum esas başlığım hassas dengelerdi ama kelime oyununa yenildim ben de) yerinde tutan garip bir konumda duruyor ve temelde koltuğunu koruması için bu dengelere ihtiyacı var.

Peki nedir bu denge? Formula 1’i öyle on yıllardır takip etmeye gerek yok. Şöyle son beş yıla tanıklık etmiş olan ortalama bir F1 severin rahatlıkla söyleyeceği üzere; birinci pilotu destekleyip İtalyan ekibi takımlar şampiyonasında destekleyici bir konumda tutmak yeterli. Tam da bu noktada az önce önemsemediğim on yıllık düşüncelere şöyle bir bakarsak; Rubens Barrichello’nun, 2000’lerin başında Michael Schumacher’in yanında başardığının da farklı bir şey olmadığını görebiliriz.

Massa’da ise işler, çift yönlü olarak biraz karıştı. 2006’da Schumacher’e ve 2007’de Raikkonen’e, Ferrari’de deyim yerindeyse harika bir “kavalye” olan Felipe Massa’nın yıldızı hatırladığınız üzere 2008’de hayli parladı ve saniyelerle ölçülecek seviyede de olsa şampiyonluğun kapısını aralar gibi oldu. Kimsenin o an önemsemediği ise, Massa’nın atrtık Kimi Raikkonen’i yenebilecek özgüvene sahip olduğuydu. Massa; yeni kral? Neden olmasın?

Olmadı. Takvim yaprakları 2009’u gösterdiğinde değişen kurallar İtalyan ekibi alaşağı ederken Kimi Raikkonen koltuğundan oldu. Massa ise geçirdiği talihsiz kaza yüzünden neredeyse canından oluyordu. 2010’a kadar yarım sezondan fazla ara, iyileşme süreci ve sevsin/sevmesin şu an grid’te herkesin en iyi pilot olarak kabul ettiği yeni takım arkadaşı Fernando Alonso, Massa’nın tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği özgüvenini yerle bir etti. O ana kadar zorla oluşan (gerçi işlese belki sorun yaratacaktı) güçlü Massa performansı giderken Brezilyalı pilot, Ferrari’nin o hassas ikinci pilot denkleminin de gerisine düşmüştü.

Teknik değişiklikler, psikolojik baskılar, fazla üstün bir takım arkadaşı, vs.. Ne derseniz deyin, Massa ve Ferrari’nin dengelerinde bir oynama var. Massa eğer bu yıl Ferrari’de kalırsa (ki son yarışlardaki performansını sürdürürse bu ihtimal çok gerçekçi) yarış kazandığı için değil, blakis kazanamadığı ama İtalyan ekibi takımlar şampiyonasında potada tutacak 4-5 gibi sonuçları istikrarlı bir biçimde aldığı için olacaktır. Massas dengeler.. İtiraf edelim, Ferrari’nin esas istediği bu değil mi?

0

Şampiyonlar Zorda

Formula 1’de kafalarda sürekli soru işateri yaratan sorular vardır ya.. Bunlar arasında bir liste oluşturulmaya çalışılsa, kuşkusuz şampiyonluk yaşamış pilotların bulundukları iyi takımların ötesinde daha ortalama takımlarda neler yapacağı tartışmaları ilk sıralara oynar. Normal bir dönemde muhtemelen bu sorumuzun cevabını (2009 gibi her şeyin karmakarışık edildiği yıllar dışında) kolay kolay alamayız ama kağıt üzerinde normal gözüken ve grid’te tam 6 şampiyon pilot bulunan 2012’de, işler bu yıldızların çoğu için, ilk iki yarış itibariyle çok ilginç başladı.

Fernando Alonso ile başlayalım.. 2010 yılında son yarıştaki amansız şampiyonluk mücadelesinin ardından performans anlamında günden güne eriyen Ferrari’de kişisel yeteneği ile bir şeyler yapmaya çalışan İspanyol pilotun en iyi araçtan öte, ona şampiyonluk için yetecek bir araç beklentisi 2012 yılında da şimdilik boşa çıkmış gibi görünüyor. Tabi şimdi puan tablosuna baktığımızda tam tersi bir tablo görünüyor olabilir ama Ferrari’nin 2012 performansının normal şartlarda geçen bir Malzeya GP’sini kazanmak için yetmeyeceğini sokaktaki kediler köpekler bile biliyor artık. Formula 1’de özellikle Avrupa sezonunun açıldığı dönemlerde hep bir geri dönüş umudu vardır ama o dönemden sonra her şey yolunda gitse dahi şampiyonluğu kazanmak için yılın tamamına bakmak lazım. Bu halde Avrupa’ya kadar bir Malezya sürprizi daha çıkar mı Alonso için? Ya da sürpriz beklemek ne kadar gerçekçi? Bunları düşünmek lazım..

Son iki buçuk yıla adeta damga vuran ve iki şampiyonluk çıkaran kim? Tabi ki Vettel. 2012’de Sebastian Vettel & Red Bull Racing ortaklığı da son yıllarda alıştırdıkları performansın bir adım gerisinde başladı. Ferrari kadar korkunç durumda olmasalar da, gerek sıralama turlarındeki tek turluk performanslar, gerekse de yarış uzunluğunda; en iyi takım olarak gözükmedi kırmızı boğalar. Şartların bir süre daha benzer şekilde devam etmesi halinde, özellikle 2011’deki Red Bull’un harika aracının ardından Vettel için bulunmaz bir kendini gösterme imkanı olacak bana göre bu sezon. Mücadeleci, gerilerden tırmanan bir Vettel mi yoksa grid poziyonuna oynayan bir Vettel mi izleyeceğiz merak ediyorum doğrusu. Tabi altın çocuk Adrian Newey’in her an dengeleri değiştirecek bir yenilikle tüm dengeleri altüst etmesi de ihtimaller dahilinde.

Ve en çok merak edilenlerden biri; Kimi Raikkonen’deyiz. 2009 sonunda Ferrari’den ayrılışının ardından Formula 1’i de bırakan Fin pilot, dönüş için gelecek vaat eden bir takım; eski Renault, yeni Lotus’u seçti bildiğiniz üzere. Lotus belki şampiyon bir pilot aldı ama Raikkonen’le birlikte bana kalırsa şanssızlığını da aldı. İki yarış, hızlı sayılabilecek bir araç ve yaşanan türlü problemler.. Raikkonen’in özeti gibi di mi? Fin pilotun yeteneği ve yapabileceklerine kişisel olarak belki de grid’teki her pilota oranla daha fazla güveniyorum ama ortada bir şanssızlık döndüğüne de fena halde inanmaya başladım artık. Baksanıza daha ilk yarıştan direksiyon sorunları, vites kutusu problemleri.. Araç en iyi olsa ne yazar? Raikkonen’in 2005 McLaren’ı en iyisi değil miydi? Formula 1’in resmi sitesinde Fin pilotun hemde bugün alıntıladığım sözü her şeyi açıklıyor: Kimi Raikkonen: We just need some better luck.

Schumacher.. Mercedes GP’nin, Brawn’ın ardından emekleme dönemi yaşayacağını anlayabilecek kadar tecrübeli, sadece yarışmaktan eğlendiğini söyleyecek kadar kötü durumda. Arkanıza bir yaslanın ve düşünün; Michael Schumacher’den bahsediyoruz! İki senedir sezonun yarısında havlu atıp gelecek yıl için mükemmel bir araç üretmeye çalışıyor Mercedes GP. Sonuç? Belki bu yıl o da çok ama çok az bir ilerleme. Yeterli mi? Kesinlikle hayır. Schumacher ne kadar eğleniyorum derse desin, Mercedes GP’nin kısa vadede şampiyonluk yaşayacak bir takım olduğunu ben artık düşünmüyorum. Michael Schumacher bundan sonra ne yapar ne eder farketmez ama 2012’de herhangi bir yarışta, Malezya’daki Alonso gibi şansı dönüp bir podyum görmesi onu seven/sevmeyen herkesin arzuladığı bir manzara bana kalırsa.

En iyiyi sona sakladım; McLaren. Tasarım, performans, dayanıklılık ne düşünürseniz düşünün, 2012’nin en iyi paketine İngiliz ekip sahip. Lewis Hamilton ve Jenson Button gibi farklı şartlarda en iyi sonucu çıkarabilecekleri iki harika pilota da sahipler, sonuç olarak genelde olduğu gibi başaldığı gibi biten bir sezon izlersek bu ikiliden birinin sene sonunda mutlu sona erişmesine hiç şaşırmam.

0

Yayıncı Kuruluş

Denince aklımıza hemen şu meşhur top ve peşinde koşan 22 adam geliyor değil mi? Ancak bu sefer, ülkemizde her anlamıyla arapsaçına dönen Formula 1 yayıncı kuruluşuyla gündemde. Üstelik bana yazının giriş kısmını başlık olarak girdirtecek kadar.

Formula 1 takviminden çıkarılmamızın ardından ülkemizdeki F1 taraftarlarının kafasını yaklaşık 5-6 aydır bu konu kurcalıyordu. Önce sözleşmesi sona eren Trt’nin yerini kimin alacağı konuşulurken ilerleyen dönemde Formula 1’e olan über(!) ilgi neticesinde bir yayıncı kuruluş olup olmayacağı seviyesine kadar düştük ve bu soru işareti 2012 Avustralya GP’sine sadece 5 gün kala netleşti.

Evet nihayet bir yayıncı kuruluşumuz oldu ve ismi D-Smart. Türkiye’de zaten yeterince popüler olmayan bir spor olan Formula 1, önümüdeki üç yıl boyunca abonelik sistemiyle çalışan D-Smart bünyesinde faaliyet gösteren Smart Spor HD’de yayınlanacak.

Kendi açımdan bakma bencilliğini gösterecek olursam; D-Smart’ı, neyin yanında hediye aldığımı bile hatırlamadığım bir geçmişten beri TV çözümü olarak kullanan bir evdeyim ve HD’si cartu curtu her şeyi bu geçmiş değerli(!) üyelik sayesinde açık. Haa ben DVD player, PS3 ve belgeseller dışında TV ile alakasın olmayan biri olarak haberi alır almaz 77. kanala bakıp Smart Spor HD’nin açık olduğunu doğruladım ama paket safsatalarını geçtim ya D-Smart’ı olmayanlar ne yapacak?

Bu genişşş grup için tatsız oldu açıkçası. Kendim araştırmadım ama kimse ayda 50~70 lira arasını Formula 1 için aylık ödemez. F1 değmez demiyorum ama ülkemizde bu kültürün gelişmediğini kabul etmek için paralı kanallara gelene kadar yüzlerce başka sebep sayabilirim. Bununla birlikte hadi internet yayınlarının geliştiği şu dönemde spora gönül verenler izleyecekleri yeri bulacaktır ama esas darbe bana kalırsa yeni nesle inecek ve zaten emekleyen sistem, fena halde geri sarmaya başlayacak.

Elbette imzalar atıldı ama D-Smart’a beyhude bir çağrıda bulunmam gerekirse Formula 1’i, CNN Türk veya yayın grubundaki başka bir açık kanala kaydırmasını ya da hiç olmadı abonelik sistemini geniş kapsamlı diğer kanallarını pazarlamak için değil de, sadece Formula 1 için biraz daha ulaşılabilir tutmasını önerebilirim.

İyi bir şey duymak isteyenlere de, Serhan Acar’ın sunumu ve HD yayına sahip bir Formula 1’imiz, şu yazıyı okuyan herkesin ulaşamayacağı düzeyde de olsa en azından hala var. Çıkmadık candan ümit kesilmezmiş ne yapalım..

0

F1’in son damlaları

Son iki -hatta teknik olarak iki buçuk- yıldır hüküm süren baskın Red Bull performansı, Formula 1’de birçok şeyin üzerini örtü ve belki de bir o kadarını da ortaya çıkardı. Eski performansını o veya bu sebeplerle bulamayan efsaneler, en verimli yıllarında elinde yapacak bir şeyi kalmayan şampiyonlar, performanssızlığıyla oturduğu koltuğa adeta yapışıp hala nasıl orada olduğuna inanılamayan ordövrler ve yakalayacağı çıkış için doğru kombinasyonu aramakla koskoca bir kariyeri harcayan şanssızlar.. 2012 sezonu kadar son bir damlayla taşacak, gergin bir sezon daha hatırlıyor musunuz?

Red Bull dedik madem onlarla devam edelim. Aslında en rahat takımlardan birisi Red Bull bu sene. İki yıl üst üste şampiyon olduktan sonra rehavete kapılsalar bile -ki Adrian Newey faktörü ile bu çok ama çok zor- Red Bull için kimsenin başarısız diyebilmesi kolay olmaz. Sebastian Vettel yönünde genişletilmiş bir anlaşmayla birlikte son damlaları arayan gözlerimiz Mark Webber üzerinde odaklanıyor kuşkusuz. Avustralyalı pilot için sadece birer yıllık yenilenen kontrat sürelerinin bu yıl da soru işaretleri yaratacağı bir gerçek. 2010’da Vettel’le mücadelesi anlamında takımı memnun eden Webber’in (ve sivri dilinin) 2011’de beklenenden biraz daha uzak kalması, ilerleyen yaşıyla birlikte 2012 için elde edeceği şansın son olma ihtimali yüksek. Takım arkadaşları arasında oluşabilecek yen bir krizde ise Red Bull’un daha açık bir şekilde Vettel’in yanında olacağından kimse şüphe duymasın.

McLaren cephesinde ise bardak Lewis Hamilton odaklı olarak dolmaya başladı. Formula 1 kariyeri boyunca ilk kez bir takım arkadaşının gerisinde sezonu tamamlayan Hamilton’ın şampiyonluk savaşından öte, aldığı kararlar ve özel hayatındaki sorunlarla baş etme ihtiyacı İngiliz pilotu ister istemez 2011 sezonu boyunca zayıflattı. Bulunduğu yere McLaren’ın himayesinde gelen Hamilton için birkaç yıl önce sorulsa İngiliz ekipten ayrılışı tam bir sürpriz olacakken bugün Bernie Ecclestone bile olası bir McLaren-Hamilton ayrılığına ışık tutar oldu. Mark Webber ve Lewis Hamilton’ın 2012’de bitecek olan sözleşmeleri ve söylentiler Red Bull & Hamilton birlikteliği getirir mi göreceğiz ama McLaren & Jenson Button cephesinde işler oldukça tıkırında. Tecrübe ve olgunluk anlamında hiç bu kadar üst düzeyde bulunmayan Button, McLaren için en doğru seçim olduğunu kuşkusuz 2011’de gösterdi ve 2012’de de artan güveniyle sahnede olacak.

Ve Ferrari. Üzerine kırmızı t-shirt giyip grand prix’lerin başına oturan herkesin anlayacağı gibi Fernando Alonso’yu gün ve gün tüketiyor Ferrari. 2010’un ikinci yarısında işler çok iyi durumdayken 2011’deki düşüş, İspanyol pilotun başta da anonim olarak atıfta bulunduğun gibi en verimli yıllarını heba etmeye başladı. Ferrari’nin 2011 aracıyla Alonso’nun start’ları ve çıkardığı puanları Red Bull’a gerek yok, 2011 McLaren’ı gibi bir araçla gerçekleştirseniz, geçtiğimiz yılki şampiyonluk savaşı büyük ölçüde bu kadar zevksiz geçmezdi. Alonso için değil ama, Alonso’nun Ferrari için bardağı taşmadan İtalyan ekibin iyi bir paketi bu yeteneğe vermesi gerektiğine inanıyorum. Massa içinse gerçekten konuşulacak bir şey yok, beni takip edenler bilir; hala o koltukta oturmasını Ferrari taraftarlarına hakaret olarak görüyorum. 2009’da yaralandı vs lafım yok ama kötü bir araca sahip olsa da Alonso’daki çabanın yarısı bile yok Felipe Massa’da. İnsan olarak çok sevilesi birisi umarım 2012’de uzuuuuun yıllardır beklenen Massa’nın dönüşünü izleriz ama ümit de pek yok gibi..

Formula 1’de onu sevsin sevmesin herkesin saygı duyduğu ve halen yarışan tek bir isim vardır; Michael Schumacher. Açıkçası geri döndüğünde herkesin hemfikir olduğu potansiyeli iki yılda da takım arkadaşı Nico Rosberg’in gerisinde kalmasıyla tartışmaya açılmış olabilir ama Schumacher için bardak dolma-taşma hesabını takımın yapamayacağını da çok iyi biliyoruz. Schumacher fazla lider ruhlu biri ve bana kalırsa şampiyonluk için savaşamayacağı bir konumdayken takım arkadaşına karşı yarışıp onu geçmek de pek ilgi alanına girmiyor. Bende bazen böyle hissederim yani inanmadığın ve gerçekleştiremeyeceğini bildiğin bir yolda kötünün iyisi olsan ne olur olmasan ne olur? Mercedes’in iyi bir araç hazırlayabilmesi dengeleri değiştirebilir ama bunu Schumacher’in ne kadar bekleyeceğini yıl sonu göreceğiz. Nico Rosberg ise post modern Jenson Button gibi. Orada burada yıllarını harcadı ve şampiyonluk hatta onu geçtim ilk galibiyeti için bile çok geç kaldı. Gerçek anlamda şampiyonluğa ulaşabilecek potansiyele sahip bir takımın yaaa burada Rosberg vardı gelin şunu alalım dediği güne kadar da bekleyeceğe benziyor.

Ufak takımlarda kaynayan kazanın (ya da tematiğimize uysun taşan bardakların) paralı pilotlarla döndüğü düşünülürse son beklentili takım olan Lotus’a, eski Lotus-Renault GP’ye de bir göz atalım. Kimi Raikkonen’le şampiyonluk hapını alan ve Romain Grosjean’la gençlik aşısını vurulan Lotus’un tek ihtiyacı olan iyi bir paket. Son damlalardan bahsedemeyecek kadar bu işte yeni, artık başarıya ulaşabilecek kadar eski yapısıyla her an sürprize açık bir takım olacak 2012’de Lotus. Umarım, en azından heyecanımızı boşa çıkarmayacak kadar da rekabetçi olurlar ki, bugün anlatmak istediklerimin dışında sadece görmek istediğim için bu satırlarda yer alışları boşa çıkmaz.

2012 sezonu için son testleri saymazsak sadece iki boş haftamız kaldı. Kimin bardaklarının taşacağı, kimin son damlaları ustalıkla idare edip kendini ve/veya takımı kurtarabileceğinin ışığını daha ilk yarıştan almaya başlayacağımız bir sezon olsun 2012. Kim nereye giderse gitsin, bu şartlar altında çok eğleneceğiz.

0

F1’in Çirkin Yüzü: 2012

Formula 1’de yıl içerisinde şampiyonun belirlendiği anlar kadar, ortada rekabet adına pek bir şey olmadığı halde bile heyecan yaratan zamanlar da vardır. Bu anlardan en etkileyicisi ise, bana sorarsanız yeni araçların tanıtıldığı Ocak sonu Şubat başı dönemleri..

Aslında çok azımız yeni bir Formula 1 aracını görüp, yeni tasarımın mühendislik anlamında ne sonuçlar verebileceğini değerlendirebilecek nitelikteyiz. O azınlık içinde olmadığım için bende diğer tüm F1 taraftarlarının yanında, herkesin bir şeyler gizlediği test seanslarını saymazsak, ilk grand prix’ye kadar 2012 araçlarını estetik olarak değerlendirmeye çalışacağım.

Ocak ayının sonlarında Caterham’la başlayan ve Ferrari, Lotus, Force India, Sauber, Red Bull ve diğerlerinin izlediği 2012 araçlarının örtü kaldırma mevsiminin tek bir ortak noktası ve tek bir istisnası vardı: 2012 kurallarına uygun kademeli alçalan bir ön kanat ve her şeye rağmen geleneksel bir tasarımı seçen McLaren.

İngilizce kaynakların tamamına yakınının ortak metni “ugly F1 cars in 2012” yani 2012’deki çirkin F1 araçları oldu. Formula 1 elbette performas başta olmak üzere belki de estetik dışında hemen her şeyin yarıştığı bir motorsporları serisi ama iş sizin benim gibi izleyicilere gelince ve ortada gerçekçi bir tur zamanı da olmayınca konuşacak tek şey de araçların tasarımları oluyor.

Aslında bu çirkin ördek yavrusu etkisinin ilk örneklerini 2009 yılında görmeye başlamıştık. 2000’lerin ilk yıllarında Michael Schumacher ve Ferrari’nin dominant performansı belki de -güncel- Formula 1 severleri ilk defa performastan başka alanlara, araçların nasıl göründüğü konusunda kafa yormaya itti. Ferrari’nin 2003 aracı F2003-GA ve ona ikiz kardeşi kadar benzeyen Sauber’in 2004 aracı C23‘ün şıklığını acaba unutanınız var mı? Ya da aynı Sauber’in 2012’de panda olarak anılan C31‘ine ne demeli? Peki ya Adrian Newey’in McLaren’da teknik problemlerini saymazsak tasarım olarak bir sanat eseri MP4-19 ve 19B‘si hala gözünüzün önünde değil mi?

Peki 2009’dan itibaren ne oldu? Kısaca kurallar değişti. Orantısız büyüyen ön kanatlar, daha yüksek ama dar arka kanatlar özellikle ilk bakışta bu izlenime kapılınmak üzere Formula 1’de, son günlerin popüler tabiriyle ucubeler yaratmaya yetti. Onu da sineye çektik ve 2010-2011 yıllarında bu tasarımları da benimsedik ve belki eski kurallara ait araçlar gözlerimize garip gelmeye başladı ama 2012…

2012 bana -ve birçok görüşe- kalırsa tasarım anlamında kötünün ötesinde bir çirkinleşme hareketi oldu. Bir F1 aracının en göze batan bölümü ön kanattır ve 2012 kurallarının, tasarım anlamında vurduğu en ağır darbenin de gözlerimizin bizi yanıltmadığını anladığımız an ön kanatlara olduğunu beraberce gördük.

Zamanla buna da alışır mıyız? Alışırız elbet ama FIA’nın geçmişte hatırlarsınız Sauber’in ön tarafından kaldırttığı uzun iki paçası gibi daha çok estetik amaçla aldığı kararların, 2012 tasarımlarını da yıl içinde olmasa da gelecek sezonlar için etkileyeceğini düşünüyorum. Tabi FIA’nın, bunun için teknik bilgisi dışında sporu gözleriyle izleyen taraftarları düşünmeye başlamasını beklememiz gerektiğini de aklımızın bir köşesinde tutmamız lazım.

0