Category: Formula 1

F1: 2018 sezonunun esas sorusu

Takvimdeki yarışlar tamamlanmadan şampiyonun belli olduğu bir Formula 1 sezonunu daha geride bıraktık.

Aslında cümlenin kulağa geliş tınısına bakacak olursak sanki hiç heyecan vermeyen bir sezon izlenimi yaratıyor 2018. İşin aslıysa, Mercedes dominasyonunun başladığı 2014’ten beri belki de en çekişmeli sezona şahit olduk.

Bütün yan rolleri bir kenara bırakacak olursak 2018’in elbette iki başrolü vardı. Mercedes’ten Lewis Hamilton ve Ferrari’den Sebastian Vettel. Mercedes’in peş peşe şampiyonluklar kazandığı dört yıllık güvenine karşın, on senedir pilotlar (ve hatta artık markalar) şampiyonluğu yaşayamayan Ferrari’nin açlığı.

Sezon başlangıcında taraftarların ve pek çok yorumcunun ortak kanısı “bu sefer olmuş” dedirtebilecek bir Ferrari üzerinde yoğunlaştı. İlk iki yarışı Sebastian Vettel ile kazanan Ferrari, karşısındakinin başarısızlığından beslenmekten öte, kendi gücü ile yarış kazanan, doğal bir çizgiye taşıdı kendisini.

Mercedes ise geçtiğimiz yıllarda açık ara sorun yaşadığı Monaco, Macaristan gibi yavaş pistlerde yaşadığı sorunları hafifletecek bir dingil boyuna sahip yeni aracını son yıllardaki popüler tabirle “anlama” derdindeydi. İlk beş yarış sonunda Vettel’in iki galibiyetine Hamilton da aynı galibiyet sayısıyla karşılık verdi.

Sezon ortasına kadar dengede giden şampiyonada iki pilot da iddialı gözüktü ve yıl sonu tahminleri bu sebeple daha çok araçlar üzerinde yoğunlaştı. Ferrari ilk yarıdan bu denli yüksek puan toplayarak ayrılmışsa sezonun ikinci yarısında Macaristan, İtalya, Singapur, Meksika karakteristiğindeki pistlerde geçtiğimiz yıllarda elde ettiği derecelere de bakarsak daha avantajlı görünüyordu.

Ancak işler değişmeye başladı.

2017 sezonunda Ferrari’de moralleri yerle bir eden Singapur GP ilk tur kazasının 2018 karşılığını sorsanız F1’i takip eden herkes size Almanya cevabını verir. Vettel’in kendi evinde ve pole pozisyonunda kalktığı yarış, yağmur geçişiyle Alman pilotu yarış dışı bıraktıktan sonra Lewis Hamilton’a hiç tahmin etmediği bir zafer hediye etti. Ardından bu sonuç, Mercedes adına adeta bir uyanış çağrısını başlattı.

Almanya’nın ardından Macaristan’la başlayan ve İtalya, Singapur, Rusya ve Japonya’yı kapsayan muhteşem bir kazanma üstünlüğü… “Mercedes o pistte iyi, bu pistte kötü”lerden arınmış saf bir galibiyet zinciri. İşte Formula 1 dünyasının beklemediği şey Mercedes dominasyonunun, sezonun bu kısmında ortaya çıkmasıydı.

Hamilton ve Mercedes kazandıkça Vettel daha daha hataya zorlandı ve 2018’in tablosu 2017’nin kaderini paylaşırcasına Lewis Hamilton’a Meksika’da kürsüye dahi çıkmasına gerek kalmayan bir dünya şampiyonluğu ilanı getirdi.

Ve gelelim can alıcı soruya: Şampiyonluğu Hamilton mı kazandı yoksa Ferrari mi kaybetti? Lewis Hamilton aldığı pole pozisyonları, yarış galibiyetleri ve değişken hava koşullarında sürekli göstermiş olduğu üst düzey performansıyla soruların ötesinde beşinci şampiyonluğunu hak etti. Mercedes’in özellikle zayıf olduğu alan ve pistlerde gösterdiği inanılmaz yükseliş de İngiliz pilotun doğru takımı seçtiğini fazlasıyla kanıtladı.

Ferrari’de ise 2018 sezonu bambaşka bir soru işareti doğurdu: Sebastian Vettel yeterince iyi mi?

Vettel’in özellikle 2018 Almanya GP’sinde yağışlı havada kendi kendini yarış dışı bıraktırmasıyla başlayan hatalar zinciri, sezonun son çeyreğinde artık F1 taraftarlarının sayamadığı spin’lerle doruk noktasına ulaştı. Bu da demek oluyor ki artan Mercedes baskısına Sebastian Vettel yeterince karşılık veremedi ve hataya zorlandı.

Ferrari, uzun bir süre sonra belki de şampiyonluğu kazanmaya en yakın olduğu aracı hazırlayıp kişisel hatalarla bunu kaybetmeye odaklı bir takım değil. Vettel’e bunun iması hem kelimenin tam anlamıyla hem de şampiyonluğu Raikkonen’den çok isteyen Charles Leclerc transferiyle yapılmış durumda.

Belki de esas soru “şampiyonluğu Hamilton mı kazandı yoksa Ferrari mi kaybetti” değildir. Vettel’in şampiyonluk serisi olan 2010-2013 arasında Red Bull’un baskın performansına karşılık aynı dönemde rakibinden çok daha gerideki bir Ferrari ile şampiyonluğu son yarışlarda kaçıran Fernando Alonso, 2018 Ferrari’sinde olsa sizce sonuç ne olurdu? Evet, haklısınız…

0

Bir Şampiyon Olarak Nico Rosberg

Formula 1 dünyası 2016 Abu Dhabi Grand Prix’sinde, 2010 yılından beri ilk defa yeni bir şampiyona; Nico Rosberg’e merhaba dedi.

Nico Rosberg içimizdeki “yetenek avcıları” tarafından sürekli eleştiriliyor ve takım arkadaşı Lewis Hamilton karşısında zayıflılığı sıkça dile getiriliyordu. Bunun üzerine bir de, 2016 şampiyonluğuna Lewis Hamilton’dan daha az galibiyetle ulaşması kuşkusuz yapılan yorumların yönünü bambaşka taraflara çekmek için ideal koşulları oluşturdu.

Özel hayatının da etkisiyle sürekli git geller yaşayan Lewis Hamilton’ın karşısında 2015’teki çıkışını 2016 başında sürdüren ve bunu yıl içine istikrar şeklinde yayan bir Rosberg izledik geride bıraktığımız sezonda. Aynı takımın sağladığı, aynı imkanları kullanan iki pilotu ayırmak için başka ne gerekirdi ki zaten? Tek bir şey: Şans.

Evet kabul etmek gerekir ki 2016 sezonunda şans fazlasıyla Rosberg’ten yanaydı. Sadece takım olarak Mercedes’teki değil, grid’te Mercedes motoru kullanan tüm araçlar arasında en çok teknik sorun yaşayan Lewis Hamilton oldu. Ama bu neyi hatırlatıyor biliyor musunuz? 2015’in Rosberg’ini. İki yarışta aldığı sıfır puan, bir yarışta sekizincilik ve muhteşem bir sezon sonu performansıyla üst üste üç galibiyet. İki yıl birbirine ne kadar da benziyor değil mi? Sonuçta 2015’in şampiyonu Hamilton, 2016’nın şampiyonu Rosberg oldu ve şampiyona tayinindeki şans faktörünün Hamilton’ın ima ettiği ve değerini düşürmeye çalıştığı gibi sadece Rosberg’e katkı sağlamadığını görmüş olduk. Yetenek, şans ve doğru yerde/doğru zamanda olabilme faktörü 2016’da Rosberg için fazlasıyla yeterliydi ve Alman pilot da bunu değerlendirmiş oldu.

Geleceğe baktığımızda, benzer imkanlarla evet Hamilton’ın yeni şampiyonluklara ulaşması daha olası durabilir. Ancak yetenek, şans ve doğru yer/doğru zaman bileşenlerinden biri eksildiği anda 2016’da olduğu gibi Hamilton’ın değişilmez olmadığının farkına varması açısından çok değerli bir sene geçirdik.

Şunu da eklemek gerekir ki, son yarışta Lewis Hamilton’ın elinden gelen tek taktik olan yavaşlayıp Rosberg’i arkadan gelenlere yem etmeye çalışmanın, etik olmadığı gibi pek çok Formula 1 otoritesi ve pilotu tarafından kirli görünen bir oyun olduğu dile getirildi. Elinizde kalan tek çare bu olsa başvurur muydunuz? Muhtemelen evet. Peki değdi mi? Tabii ki hayır.

Günün sonunda Rosberg’in elde ettiği şampiyonluğun Formula 1’e yeni bir soluk getirdiğine inananlardanım. Bir de Vettel’in şampiyonluk yıllarından beri grid’te görmediğimiz 1 numaralı otomobili Rosberg 2017 yılında kullanırsa, “4 4’lük” takım arkadaşına hoş bir mesaj gönderme imkanına sahip olabilir.

Gelecek yıl yepyeni teknik kurallar ve sürprizlerle F1’de görüşmek üzere!

0

Yıl: 2014, Ferrari’nin Son Şampiyonu: Raikkonen

Formula 1’de 2014 sezonunu yarıladığımız şu günlerde kuşkusuz Fernando Alonso & Kimi Raikkonen ikilisi, sezon öncesi tahminlerin aksine en ciddi takım içi savaşı yaşayan iki isim değil.

Ferrari’nin en son pilotlar dünya şampiyonluğunu hatırlıyor musunuz? 2007 idi. Yedi yıl.. Gerçekten de Formula 1’i yeni izlemeye başlayan bir nesil yaratacak kadar uzun, diğer tarafta bu yeni neslin anında sıkılmasına sebep olabilecek kadar da tekdüze yıllar geçirdik. Bilhassa 2009 ve sonrası dönemde. İşte Ferrari’nin büyük umutlarla transfer ettiği ve 2010’dan beri takımda yarışan Alonso’nun aksine, takımdan erken gönderilen, Formula 1’i bırakıp geri dönerek Lotus’ta harika işler yapan ve tekrar kırmızıları bürünen Raikkonen, halen İtalyan ekibin son dünya şampiyonu ünvanını elinde bulunduruyor.

Bunları aslında Ferrari’nin şampiyon olamadığı her sezon sonrası az çok konuşuyoruz ama adeta hatırlatma niteliğindeki bu girizgahın elbette bir nedeni var. 2014 sezonunun yarısına geldiğimiz şu günlerde, bazılarının futbol mu bu, öyle hesap olmaz demelerine rağmen Alonso ile Raikkonen arasında 10’a 0’lık İspanyol pilotun lehine bir önde bitirme durumu hakim ve o paralellikte Kimi’yi bitirme söylemleri. Bunun dayandırıldığı ve esgeçemeyeceğimiz birkaç prensip var.

Öncelikle kişilikler. Fernando Alonso 2010’dan beri Ferrari’de son yarışa kadar iki sezonda şampiyonluğu kovaladı. Bunların haricindeki yıllarda ise -gidişata göre bu seneyi de sayarsak- üç yıl, bu umutlarını son yarışa taşıyamamış olacak. Peki hangisinde vazgeçti? Hiçbirinde. Yapısı bu. Mücadeleci ve o kazanacağı sıra birincilik de olsa, beşincilik de olsa fark etmiyor. Peki Raikkonen? Aracın potansiyelinin olmadığı her grand prix, Fin pilot için deyim yerindeyse gereksiz. Raikkonen için kazanmak bir seçenekken diğer her sonuç ikinci şık içerisinde olarak görülüyor. Kazan ya da takıl. 2014 Ferrari’si ilkine yetersizken Raikkonen için fazladan birkaç sıra veya Alonso’yu geçme gibi dertler açıkçası yok.

İkincisi uyum. Beş yıldır Alonso üzerine inşa edilen bir takım var ve sürüş stilleri vb teknik konularda baz alınan pilot doğal olarak Alonso. Elbette bunu gerçekçi bir bahane olarak en azından kişilikleri/hırsları kadar ön plana çıkartamayız, sonuç olarak Raikkonen 2007’de Ferrari şampiyonluğuna ulaştığında da takımdaki ilk döneminin ilk yılıydı ama değişiklikler herkes gibi onu da etkiliyor.

Dedikodu kazanı Ferrari’de Raikkonen’in yerine Bianchi için kaynayadursun, Raikkonen’in takıma getirilme gerçeğiyle de bir kez daha yüzleşelim derim. 2013 sonunda Fernando Alonso’nun heba olan dört yılıyla beraber hafiften (ve haklı olarak) isyan bayrağını çektiğini gördük ve takım, sana muhtaç değilizin üstü kapalı ifadesi olarak grid’teki Alonso kadar etkili tek isim Raikkonen’i Massa yerine kadroya kattı. Raikkonen’in rekabetçi bir araçla neler yapabileceğini son on yıldır Formula 1’i takip edenler yeterince biliyordur. Bu süresi biraz daha kısa olanlar içinse bence Lotus’taki performansı bile bence çok şey ifade ediyor. Red Bull’un domine ettiği iki sezonda da üçüncülük ve beşincilik. Üstelik Formula 1’e ara vermişken.

Sözün özü, Kimi Raikkonen hala Kimi Raikkonen. Bitti, gitti, yaşlandı, vs çok boş şey bunlar. Eğer Ferrari, 2014 sezonunda Mercedes’le yarışabilecek bir araç yapabilmiş olsaydı, buzun ve ateşin şarkısı takım içinde çoktan başlamıştı. Ama bırakın lideri yakalamayı, sıralama turlarında Q3’e kalma savaşı verip strateji anlamında batırıp çıkaran bir takıma karşı Raikkonen yıllık parasını aldıktan sonra açıkçası sadece çıkar pistte döner durur. Alonso buna katlanamayıp takımı bırakırsa da, Bianchi ya da kim gelecekse gelir ve Raikkonen’in yanında yarışır.

Fin pilotun 2015’i de kapsayan Ferrari kontratının (ki Ferrari’den sonra F1’de yarışmayacağını da defalarca söyledi) 2010’daki gibi erken bitirilme durumu bana kalırsa insan hayatında bir kez tanık olunacak hatalardan ve bizim neslimiz bunu gördü. Henüz görmediğimizse; Raikkonen’den sonra bir Ferrari şampiyonu.

0

Rosberg vs Hamilton: Sil baştan

2014 Britanya GP’sinde Kimi Raikkonen’in geçirdiği korkutucu kaza sonrası (47G gibi bir değerden bahsediliyor) iyi haberini almamızın ardından Hamilton vs Rosberg’e odaklanıverdik yine. Rosberg’in yarış dışı kalmasının ardından fark 29 puandan sadece 4’e indi.

image

Süreç, Mercedes içerisinde Rosberg lehine bir inisiyatif kullanma aşamasına giderken aralarındaki farkı sıfırlarcasına Rosberg’in vites kutusundan kalması Formula 1 heyecanı açısından kesinlikle olumlu bir etki yarattı.

Uzun vadede tur başına bile üstünlüğünü görmeye başladığımız Hamilton için bu durum sıfırdan başlangıçtan çok, farkı açma yönünde işleyecekmiş gibi duruyor. Çünkü pist üzerindeki performanslarına baktığımızda kabul etmemiz gerekir ki İngiliz pilot bir kertik daha iyi.

image

Sezon başında evet Hamilton’ın yarış dışı kalmaları Rosberg’e rahat bir nefes aldırmıştı ancak Britanya sıralama turlarında gördüğümüz Hamilton’ın atmadığı tura karşılık Rosberg’in sonuna kadar zorlamasından çıkardığımız sonuç ise Alman pilotun da sonuna kadar bu savaşta kalacağı ve istikrarı elinde bulundurduğu.

Ama ne yazık ki, pilotların saf hız anlamında ön plana çıkmalarından çok teknik sorunlar puan tablosunu belirler oldu Mercedes’te. Sezon sonuna kadar çok yarış hatta finalde iki kat puan veren bir grand prix var. Diğer takımların yetişeceğini sanmıyorum ama hangi Gümüş Ok’un yarış dışı kalacağını düşünerek bir şampiyon belirlenmesi biraz sinir bozucu olmaya başladı..

0

Formula 1’e son 9 gün!

Değişen kural değişiklikleriyle merakla beklenen 2014 Formula 1 sezonunun başlamasına 9 gün kaldı.

16 Mart’ta Avustralya GP’si ile başlayacak olan sezon, 23 Kasım’da Abu Dhabi’de noktalanacak. Sezonun tüm yarışlarıysa şöyle:

Sezon öncesi testleri üst sıralarda tamamlayan Mercedes GP, 2014 Formula 1 sezonuna favori olarak girerken büyük takımlar arasında daha sabit bir performans sergileyen McLaren ve Ferrari, Alman üreticiyi takip eden takımlar oldu.

Testlerin en büyük sürpriziyse aralarında son dört yılın şampiyonu Red Bull’un da bulunduğu Renault motoru kullanan takımlar oldu. Test mesafesini dahi tamamlayamayan Renault motorlu Red Bull Racing, Lotus vb takımlar için ilk birkaç yarış kabus gibi geçebilir.

2014 sezonu için sürpriz adayı olaraksa iki takım ön plana çıkıyor; son dönemde zor günler geçiren efsane takım Williams ve Force India. Özellikle büyük takımların gelişim yarışları sonuç verene kadarki ilk yarışlarda iyi puanlar elde edebilecek bu iki takıma dikkat etmek gerek.

Ayrıca geçirdiği kayak kazası sonrası halen komada olan Formula 1’in efsane ismi Michael Schumacher’i de anmamak olmaz. Son olarak Uluslararası Bahreyn Pisti’nin ilk virajına, Alman pilotun ismi verildi. Schumacher’in de en kısa zamanda iyileşip yarıştığı yıllardaki savaşçı ismine yakışır onurlandırmalara erişmesini umuyoruz.

Bilinmezlikler heyecan yaratır ve 2014 Formula 1 sezonunda bu bilinmezliklerden fazlasıyla var. Onun veya bunun kazanması şeklinde olmasa bile, herkesin tadını çıkartabileceği bir yıl olsun.

0

Formül ’14

Çoğumuzun sıkılarak geride bıraktığı 2013 sezonunun ardından, motorlar dahil birçok kural değilikliği içeren Formula 1’in 2014 sezonunun, daha söyleyecek sözlerinin bitmediğini son günlerde görmeye başladık. Bugün, uzun zamandır belli olan teknik değişikliklerden çok, bu son gün formüllerine göz atacağız.

image

Öncelikle 2014 takvimi. 19 yarış üzerinden açıklanan son takvimde, geçtiğimiz yıl artık Formula 1 ile yollarının ayrılacağı neredeyse kesinleşen Kore yok. Eh, ülkelerin yarışları düzenleyebilmek adına ödediği on milyonlarca doları düşündüğümüzde, Kore hükümetinin Formula 1’den üstüne para talep etmesi zaten F1 kültürünün bir türlü oturmadığı ülke için sonun başlangıcı olmuştu. Haziran ayında tam anlamıyla Red Bull’un sponsorluğu, hatta sahipliği ve müthiş logosuyla (evet yukarıdaki) dönen Avusturya GP’si (Eski adıyla A1 Ring, yeni adıyla Red Bull Ring’te koşulacak) ise, tarihi pistlerin bir bir takvimden azaldığı son dönemler için güzel bir kazanç oldu. Ayrıca “brand-new” olarak anabileceğimiz Rusya GP’si ise 2014 takvimimizin Ekim ayına renk katmaya hazır.

Takvimden çıkanlar ve yeni katılanlar kadar, bu aşamaya gelemeyenler de var elbet. Austin’de iki yıldır koşulan Birleşik Devletler GP’sinin yanısıra düşünülen New Jersey cadde yarışı, Manhattan siluetiyle başta Bernie olmak üzere birçok Formula 1 taraftarının ilgisini daha başlamadan üzerinde toplamıştı. Ancak 2014’te de bu güzel manzaralı ve potansiyel sıkıcı yarışı izleyemeyeceğiz. Çabuk sönen Sergio Perez – McLaren macerası ne kadar etkili olmuştur apayrı bir konu ama 2014 için konuşulan Meksika GP’si de bir diğer “başka bahara” örneği olarak karşımıza çıktı.

image

Ve numaralar. Ben numaralara çok takılan bir insanım ve en baştan söylemek gerekirse takımların tamamladıkları yılın şampiyonluk sıralamasına göre aldıkları numara sistemini seviyordum. Geçtiğimiz yıl kimin ne yaptığının çok bariz bir işareti idi bunlar. Ama kısa süre önce söylentisi çıkan ve pilotların istedikleri numarayla yarışabilmesine olanak sağlayan sistem hayata geçti. Buna göre 1 numara şampiyona rezerve olmak üzere, pilotlar 2 ile 99 arası, istedikleri numarayla yarışma konusunda özgür olacaklar. Aynı numarayı iki pilotun seçmesi halinde geçtikleri yılın şampiyonluk sırası belirleyici olacakken, şampiyon pilot da, istemesi haline 1 dışında seçim yapabilecek. F1 tarihinde ve diğer serilerde çok kullanılan bir sistem ama Formula 1 dünyası bu başarı ile kazanılan numaralara alışmış, hatta şu an yarışan hiçbir pilot için “uğurlu rakam” kafalarımızda oluşmamıştı. Değişiklik evet ama yanında karmaşa da gelecek. 2008’de önceki yıldan ceza alan McLaren ile 22 numarayla şampiyon olan Lewis Hamilton etkisini uzunca bir süre göremeyeceğiz kısacası.

image

Birde pek söylentisi bulunmayan bombamız var elbet. Son yarış çifte puan. Burada aslında takvimde bahsetmek istediğim 2014’ün son yarışı ünvanına kavuşan Abu Dhabi üzerinden gideceğim. Öncelikle Abu Dhabi’nin final yarışı olarak performansını 2010 yılında hatırlamayanınız yoktur. Fernando Alonso ve Mark Webber’in erken pit stratejisiyle gerilere düşüp bir daha tırmanamamaları, Sebastian Vettel’i sürpriz bir şekilde şampiyon yapmıştı. Geçiş olanakları pitstop’larla sınırlı bir pisti son yarış yapmak, birde üzerine son yarışta iki katı puan kazanılacağını ilan etmek Formula 1 açısından kendi kendini vurmakla eşdeğer. Sürüşün ve/veya paketin başarısını ön plana çıkaran bir pistte düşünülebilir ama Abu Dhabi, son yarış olmayacağını çoktan ispatlamıştı. Tek mantıklı açıklama, sezon sonu genç pilot testlerinin yapıldığı pist olduğundan taşınmamak gösterilebilir ama F1’in bu kadar ufak lojistik hesaplara kadar tasarruf edebileceği çok daha büyük harcamaları var.

Şampiyonluk şansı olan takımları son yarışa kadar motive etmek amaç evet ama ne bileyim şöyle sona bir grand prix daha eklemek daha mantıklı olmaz mıydı? Zamanında her GP’de en çok on puan alınıyor, neden biri benim için daha özel olsun tarzı açıklamalar yıllar sonra birine dokunmuştur belki kim bilir.. Tabi bahsettiğim zamanlarda birinciye 10 puan veriliyordu. Vettel nesli 25 olarak düşünebilir 🙂

Formula 1’in 2014 için bize sundukları şimdilik bunlar gibi duruyor. Formul 14’ü sevin veya sevmeyin, eğleneceğimiz bir yıl olmasını diliyorum.

0

Dönüp duran araçlara doğru..

Düşünüyorum da, 2009’da Brawn GP’nin farklı yorumlanmış kurallarla ilan ettiği şampiyonluk sonrası Red Bull’u baya baya desteklemiştim. Sonuçta Formula 1’de temel olarak içten içe desteklediğiniz bir takım vardır, onun haricindeki senaryolarda şampiyonluğun hak eden takıma gitmesi daha adil gelir. 2009’da da artık Newey’in etkilerinin fazlasıyla görüldüğü Red Bull bu mertebedeydi, değişen kuralların kubanı bir yıllık gecikmeyle.

Ardından 2010. Büyüüüük Ferrari & Fernando Alonso yılı. Gündem olarak evet öyle de, RBR & Vettel ikilisinin acemiliklerini atıp birbirlerini tanımaya başladıklarını medya fazla geri plana itti ve yıl sonuna kadar güzel bir mücadele izledik. Abu Dhabi’de Ferrari’nin eski yönetimi olsa Webber’e göre ilk pilotu yönlendirir miydi soruları arasında kaldırdı Sebastian Vettel, şampiyonluk kupasını.

image

2011, Formula 1 için karanlık çağın başlangıcı gibi bir şey. Baştan sonra rakipsiz bir RBR & Vettel performansı ve mutlu(!) son. O kadar mutlu ki, gerçek bir mücadele beklentisi içerisindeki Red Bull Racing taraftarlarını bile zaman zaman sıkmıştır, buna kuşku yok.

Ve geçtiğimiz yıl. 2012’yi biraz avans yılı olarak görüyorum ben. Sezonun ortasına kadar performans olarak bu kadar zayıf bir Ferrari ile liderlik koltuğunda oturan Fernando Alonso, Vettel’deki kuşkuların aksine artık tüm çevrelece kabul gören kişisel çabalarıyla bir yere gelmiş, belki birkaç şans faktörü de, uzun araların ardından İspanyol pilotun yanında olmuştu. Sezon ortasından sonra Red Bull’un beklenen konumuna gelişi, bekleninin gerçekleşmesini sadece son yarışlara kadar taşıdı. Eminim bu mücadeleden Alonso’nun galip çıkması kendini de şaşırtırdı ve zaten Red Bull’un yarış dışı kalışlarına bağlıydı. RBR aracı pistte oladuğu sürece, sonuç zaten belliydi.

Arada birkaç yarış kaçırdım ve cumartesi günlerinde sabah 9’dan önceki sıralama turlarına kalkmak için hiçbir özel çaba harcamadım. Yıl: 2013. Diğerlerine benzetmeye kalkarsak, Pirelli’nin muhteşem(!) hamurlarıyla oynamasına kadar 2012 gibi. Sonrası 2011. Bu olayın sezon ortasından önce gerçekleşmesi Sebastian Vettel’in rahatlıkla alıp yürümesine fazlasıyla yardımcı oldu. Esasen bu, yıl sonu yazısı ama Japonya GP’sinin ardından ilk iki pilot; Vettel & Alonso arasındaki fark 90 ve Vettel’in şampiyonluğunu şimdiden kutlamamak için hiçbir sebep göremiyorum.

Bizlere o kadar heyecansız bir sezon yaşattılar ki, bu yıl kaçırdığım birkaç yarış ve sıralama turları, gelecek yılki Formula 1 zevkimi aynen Vettel’in şampiyonluğunu şimdiden kutladığımız gibi çok şeyi halihazırda götürdü. İşin kötü yanı, koskoca beş yılı içeren yazıda, ‘09 Brawn & Button şampiyonluğu dışında Vettel ve Alonso harici kimseyi yazmayarak öyle çok bir şey de atlamış değilim.

Bu yılın kendi açımdan son yazısı olduğuna pek şüphem yok. 2014 için yeni yeni kurallar ve Alonso & Raikkonen gibi kağıt üzerinde heyeacan verici takım arkadaşları bizleri bekliyor olacak. Olur da, değişiklikler 2009’dakine benzer sonuçlar verirse Formula 1’in son beş yılından daha kötü nasıl bir dönemi olur hayal edemiyorum. Herhalde tüm F1 izleyicilerinin hayatlarında bir dönemde illa ki maruz kaldığı dokundurma; “dönüp duran araçlar” gerçek olur. Kaybedecek fazla şeyimiz de kalmamış, ne dersiniz?

0

Altı Yıl

Ferrari’nin son pilotlar şampiyonluğunun üzerinden kaç yıl geçti bir kerede söyleyebilecek olanınız var mı? Kırmızılar gözümüze hep iddialı görünür ama oturup düşündüğümüzde pek de zor bir soru olmamakla beraber cevabı hafif dehşet de içermiyor değil. Yanıt, verimsiz 2013’ü de artık rahatlıkla listeye eklersek, 2007’den beri altı yıl.

Ferrari ve altı yıl şampiyonluk dışı kalmak.. Tarihte yaşanmamış değil ama “dehşet” dedim ya, kırmızılıları destekleyin veya desteklemeyin farketmez, inanması onca yıl Formula 1 takip etmemize rağmen zor geliyor. “O kadar yoktur ya”lardan kurtulduğumuzdaysa aklımıza gelen ilk isim en verimli yıllarını hızla harcayan Fernando Alonso oluyor.

Ferrari’nin son altı yıl içinde şampiyonluk ipini göğüsleyebileceği güçte olduğu tek yıl 2008 idi. Gerçekten hızlı bir araç, bir önceki sene kendince Nirvana’ya ulaşmış Kimi Raikkonen, her şeyini ortaya koyup uçuruma sürüklenen Felipe Massa ve en az Ferrari kadar oyunun içindeki McLaren-Hamilton. Üç seçenek vardı. Hamilton aldı.

Bunların dışında son yarışta kaçan şampiyonluklar adamı Fernando Alonso geliyor. 2010’da takıma katılmasıyla beraber Adrian Newey’in Red Bull meyvelerini topladığı mükemmel zamanlama İspanyol pilotu adeta selamladı. 2008’deki potansiyeli düşen Ferrari’nin 2010 ve 2012’de son yarışa kadar şampiyonluk kovalamasının tek sebebi açık ve net Fernando Alonso’nun kişisel çabalarıydı ve bu çabalar bir türlü uygun araç paketiyle birleşemedi.

Mark Webber’in aradan çekilerek ortalığı karıştıracağı belliydi ama bu kadarını da kimse tahmin edemezdi doğrusu. Olsa olsa Red Bull & Kimi Raikkonen mantıklı geliyordu çünkü Alonso her koşulda İtalyan ekibe güveniyor ve ne olursa olsun o mutluluk imajı bir şekilde yoluna devam ediyordu. Ama ’13 Macaristan GP’sinden sonra her şeyin o kadar da tozpembe olmadığını beraberce gördük. Önce Alonso’nun (haklı) takım eleştirileri ve hemen ardından Montezemolo’nun “Ferrari eleştirilemez” tutumuyla karşı atağa geçmesi suları bulandırdı. Daha doğrusu bulanık suları açığa çıkardı.

Ve yine Raikkonen. Ferrari ile 2009 ayrılığının ardından isminin tekrar yan yana yazılmasını kim bekleyebilirdi? Gerçi öyle bir ayrılıktan sonra olası bir yeniden birleşmeyi Raikkonen dışında kimse kaldıramaz ama olayın gidişatı ilgi çekiyor. Kimi Raikkonen & Ferrari söylentileri Felipe Massa’nın yıllarıdır beklenen olası postalanışından çok, Alonso’nun ayrılma ihtimaline karşı alınmış bir tavır. Ve konu Alonso olunca takımların ne denli var olan kontratları bozmaya meyilli olduğunu yakınen gördük. Ve dipnot olarak eklemek gerekirse Macaristan’da Alonso’nun ekibiyle temasa geçen Red Bull da, bunu inkar etmedi.

Özetle pilot piyasası göründüğünden çok ama çok karışık. Red Bull’un 2014’te Webber yerine Riccardo’yu alarak ile herkesi yerli yerinde bırakmasından tutun da, Alonso’yu takıma çekerek (burada Santander gibi sponsorları da unutmamak lazım tabi) büyük takımlardaki neredeyse tüm koltukları şöyle bir sarsmasına kadar her şey olası. Hatta Michael Schumacher’in bile denkleme yine-yeniden dahil olacağını bile geçen hafta çeşitli kaynaklardan okuyanlarınız vardır. Yarışları kaç yıldır bu denli heyecansızlaştıran Red Bull için fena bir Formula 1 eforu değil doğrusu..

0

Sıralama dışında her şey

Sıralama turları neden var Formula 1’de? Çok basit ve cevabı net bir soru aslında. Yarışta kimin hangi sırada başlayacağına karar vermek için. Bu basitlikte devam edebilseydik aslında bu yazı yerine örneğin bir Tweet ile birçok şeyi çözer, zaten az olan Formula 1 taraftarlarını biraz daha uzaklaştırırdık kendimizden.

Ama yok, bayadır izlediğimiz sıralama turlarında, yarışta kimin nerede başladığından fazlasını izliyoruz. Fazlası derken genelde olumlu bir hava yaratıyor aslında ama bahsettiğim fazlalık bir atık, bir amaçtan sapmalık Formula 1 için.

Dengeleri değiştiren esas ekip tabi ki Mercedes GP. Lewis Hamilton veya Nico Rosberg diye ayrı bir bakış açısına gerek kalmadan gümüş okların 2013 Almanya GP dahil son yedi yarışın altısında pole pozisyonunu alması büyük başarı. Hele ki Michael Schumacher efsanesinin ardından takımın hayli yıprandığı düşünülürse gerçekten büyük. Buraya kadar her şey toz pembe iken yarış sonuçlarına geçtiğimizde Mercedes, bu altı pole pozisyonunun sadece ikisini grand prix galibiyetine çevirebildi. Ve bunlardan biri de geçişin nereyse imkansız olduğu başla-bitirin en büyük temsilcisi Monaco GP.

Tabi ki her şey kazanmak değil, bir yerde puan toplamak da önemli ama güncel örnek Almanya GP’sine bakacak olursak Lewis Hamilton aldığı pole pozisyonunun ardından herhangi bir mekanik sorun yaşamadan yarışı ancak beşinci tamamlayabildi. Kürsüyü bırakın, aradan çeşitli sebeplerle çekilen pilotlar olmasa, pole pozisyonundan başlamış Hamilton, ancak puan alma bandında kalacak. Mercedes için iş, aşağıdaki benzetmeye kadar gidiyor:

(Serbest antrenmanlardaki, sıralamalardaki ve yarıştaki Mercedes.)

Birde Mercedes’in tam zıttı Ferrari var. Felipe Massa’yı artık saymıyorum, spinler, kazalar istatistikleri daha oluşmadan yok ediyor ama Fernando Alonso için bakacak olursak sezonun neredeyse yarısı geldi, İspanyol pilot üçüncülükten öte bir grid pozisyonu elde edemedi ve ilk dokuz yarış itibariyle 5.3 ortalamada. Sürekli agresif start’larla, riskli yer kazanma çabası bir yere kadar İtalyan ekibin daha iyi yarış temposuyla birlikte idare ederken, son grand prix’lere baktığımızda Pirelli’nin sert-orta lastik seçimleriyle Ferrari iyice bitti. Sezonun hakimiyeti de, eskisi kadar dominant değilse bile genel anlamda ortalamaya oynayan Red Bull’a doğru kaymaya başladı.

Demek istediğim şu ki, Formula 1 severler olarak bir Cumartesi günü, hayatınızın herhangi diğer aktivitesini sıralama turlarına tercih etmeye başladıysak, sistemin çalışmadığını anlamak için fazla çaba harcamamıza gerek kalmıyor demektir. Burada Formula 1 sevip sevmeme değil, alınan sonuçların yarışa nasıl etki ettiğini baz alıyorum. Almanya GP’sinde Ferrari’nin son bölüme sert lastikleri saklayıp birkaç grid pozisyonunu feda etmesi, Mercedes’in pole’ü (yine) aldığı halde yarışta dökülmesi ve McLaren’ın Q3’te hızlı turunu bile tamamlamaması “sıralama turları”nın, sıralama dışında her şeye dönüştüğünün en güzel kanıtı.

Sıralama lastikleri, yeni bir format ve belki biraz daha serbestlik.. Sıralama formatının gelecek yıllar için kesinlikle bir dokunuşa ihtiyacı var. Bunları gören sadece biz değiliz di mi?

0

İlk Üç

Birkaç haftalık yarış ve genele yaydığımızda tam bir aylık 2013 Formula 1 sezonu birlikteliğine toplu olarak hoş geldik. Sezon başlamadan ne var ne yok tahminlerinde bulunup sonrasında bir ay kenara çekilince söyleyecek baya bir şey biriktiriyor açıkçası ve hepsi için bir orta nokta yakalama hevesim beni tamamen kendi iradeleriyle ilk üçe sürüklüyor. Neyin ilk üçü bunlar şöyle bir bakalım..

Öncelikğimiz tabi ki ilk üç grand prix. Şimdi Avustralya’da sezonu açıp ertesi hafta Malezya’ya geçtik. Sonrasında yine sanki bir rüyadan uyanmışız gibi kışlık anılarımızı canlandıran uzun bir ara ve Çin GP. Aslında takvimin geneline baktığınızda bu döngünün kendini hiç de hafife alınmayacak oranda tekrarladığını görebilirsiniz. Şikayetçi olmak adına erken ve sudan bir sebep gibi gelebilir ama F1 takipçilerinin genel beklentilerine baktığınızda iki haftada bir koşulan grand prix’lerin daha tatminkar olduğunu söyleyebiliriz.

Sırada ilk üç takım var. Ferrari, McLaren ve yanına bir takım daha.. Hımm son yıllardaki Red Bull etkisini saymazsak ortalama bir Formula 1 taraftarının vereceği tepki buna benzer olurdu diye düşünüyorum. Ancak 2013 için konuşmaya başlarsak, McLaren’ın anlamsız çuvallayışının yanında durdurulamaz Red Bull’un (Newey’in) daimi yeriyle beraber ilk üç takım genellemesinin tek gerçekçi elemanı Ferrari kalıyor. Son basamaksa daha istikrarsız tablolar çizen Mercedes ile Lotus arasında gider gelir. Red Bull potansiyelini tüm sezonun tadını kaçıracak kadar olmasa da ilk üç yarışta gösterdi ama daha dikkat çeken Ferrari’nin geçen seneki üçüncü-dördüncü en iyi araç tanımından çok en iyi iki ekip konumuna gelmesi 2013 için. Yani kaba bir teoriyle Fernando Alonso’nun kişisel birkaç numarasını da eklersek tablo biraz daha Ferrari lehine netleşiyor. Tabi Malezya’daki fazla hırsları sezona yayacak hesapları da tamamen haklı bulduğumu bu noktada ifade etmeliyim.

Ve ilk üç pilot. Avustralya’da piste/lastikle uyumla iyi bir Raikkonen izledik ama Malezya’daki açık yenilgiyi bana kalırsa Çin’deki ikincilik bile fazla telafi ettirmedi. Yani bir grand prix’de ilk üçe oynayıp diğerinde sürünüyorsanız pakette bir eksiklik göze çarpıyordur ve evet, Lotus halen o üst düzey takım imajında değil. Belki bundandır ki, Raikkonen’in ismi daha şimdiden ’14 için Red Bull’la anılmaya başlandı. Uzun uzun açmak yerine benzer bir tablonun Mercedes için de geçerli olduğunu belirtelim. Bununla beraber spesifik olarak Malezya ve Çin’in ilk üçüne bakmanızı istiyorum. Malezya’da Sebastian Vettel’in kazanma takıntısının nelere mal olabileceğini gördük ve bayram havasında geçen Vettel’siz Çin kürsüsünün aksine, zor, ceza almamak için ikna edilmiş bir Webber’le tamamlanan Malezya kürsüsünü gördük. Vettel daha kaç şampiyonluk alır gerçekten bilmiyorum ama bu şekilde devam ederse tarihin en nefret edilen pilotları arasında kendine harika bir yer ayırtıyor benden söylemesi.

0