Category: Kitap

Yarasa – Jo Nesbo

Yeni bir yazarı okumaya başlamak zordur. Ama sizin için yeni
olup, ardı arkasına başarıları sıralamış bir yazara rastlamaksa olsa olsa sizin
için bir geç keşiftir. Jo Nesbo’da olduğu gibi…

Polisiye tutkunları için harika bir seriyi kaleme almış olan
Jo Nesbo dünyasına, ilk Harry Hole kitabı Yarasa ile başlıyoruz.

Norveçli yazarımızın kendisi gibi Norveçli başkahramanı
Harry Hole* (ya da fazla alaya anılmamak adına kullandığı ismiyle Harry Holy),
karakter geçmişinin ardından bize yansıyan ilk macerasına kendi evinden çok
uzaklarda; Avustralya’da atılıyor.

23 yaşında Norveçli Inger Holter’in Avustralya’da öldrülmesi
sonucu ülkeye ve doğal olarak kıtaya ayak basan Harry Hole, Sidney polis
departmanınca dostça fakat “işimize karışma” tadında karşılanır.

İşlerine burnunu sokma konusunda üstlerinin paylaştıklarını
Harry’e yansıtmayan aborjin iş arkadaşı Andrew Kensington’la beraber Harry,
Inger Holter cinayetini araştırmaya başlar. Zamanla keşfettikleri ise bu
cinayetin bir vatandaşının öldürülmesinden çok, bir dizi seri cinayetin parçası
olabileceğidir.

Harlan Coben’in Myron Bolitar serisi, Dan Brown’un Robert
Langdon serisi gibi bir serinin elinizde ilk halkasını tutuyorsanız, karakterin
ilk kitapta alabileceği pek çok şeyi alıp, devam hikayelerde bunun üzerine
konmasına harika bir şekilde şahit olabilirsiniz. Yarasa ile esas gizemle
birlikte ana karakterimiz Harry Hole’u tanımaya başladık. Bu heyecan verici
yolculuğun içerisinde yazarın polisiye tarzına adapte olmak gibi başlangıçlar
da var. İlk kitap için bu tanıma ve başlangıçları esas hikayeden açıkçası daha
ilgi çekici buldum. Serinin diğer halkalarında ağırlığın daha çok kitabın
serüvenine kaymasını umarak Yarasa’nın kapağını kapatıyorum.

Kaçırmayın, bir şekilde dahil olun ve tadını çıkartın.
Özellikle polisiye severler!

*Hole; İngilizce “delik” anlamındadır.

0

Karanlıktan Sonra – Haruki Murakami

Minik bir hikaye arayışındayızdır çoğu zaman. Fazla zaman
ayırmayı göze almadığımızda anlamsız bir güven duygusu oluşur çünkü insanın
hayatında. Belki Haruki Murakami için de bu geçerliydi. 200 sayfanın altında ve
sadece bir gecede geçen bir kitap; Karanlıktan Sonra.

image

Mari için geceyi dışarıda geçirmek bir zorunluluktan çok
tercihmiş gibi görünüyor. Bir yandan uzaklaşmaya çalıştığı hayatı tahmin etmeye
çalışırken, tam da o hayata dair hatırlayamadığı bir dost çıkıveriyor
karşısına. Takahaşi, daha çok ablası Eri’ı sorgulayan bir tavra bürünmüş olsa
da, ortamdaki umursamazlık tavırları sayesinde Mari için bu pek de sorun
olmuyor. Ne de olsa hayatları boyunca “daha güzel” olan ve adeta bunun
karşılığıymış gibi sunulan merak edilme eylemi daha çok Eri için bir anlam
ifade ediyor olsa gerek.

Giderken bir iş armağan ediyor Takahaşi. “Aşk oteli”nin
birinde yaşanan bir dayak vakası. Japonya’da o an ve o saatte Çince bilmesi
Mari için ne işe yarardı ki böyle bir olay yaşanması? Eskort kadının derdini
anlatma göreviyle birlikte ilerliyor gece. Bu suçu işleyen kişiyi yakalamaya
yönelik başka suçlulara yardım ediyorlar belki de kim bilir? Bir Mari
umursamazlığı açısından pek de fark yaratacak farklılıklar değil bunlar.

Ama madalyonun diğer yüzünde ise umursamazlık katsayısı
arttıkça gelen uzun zamandır ilgi görememe ruh hali var. Takahaşi buna ne kadar
çare olur bilinmez ama ortamdaki tek aday olduğunu anlamak Mari standartları
için bile zor değil.

Sonrası mı? Galiba tek geceden fazla umutlu olmamak
gerekiyor.

Ya da tamamını tek gecede bitirmek.

Karanlık, gece, belli bir ana tanıklık, bolca gizem ve
karşınızda Haruku Murakami..

İyi okumalar!

0

Huzursuzluk – Zülfü Livaneli

İnternet dahil hiçbir yerde tanıtım veya reklamını görmeyip Zülfü Livaneli gibi bir yazarın yeni çıkan kitabını direk olarak kitapçıda görme olasılığınız nedir? Gündemi takip etme alışkanlıklarınız benzer kaldığı halde gerçekleşiyorsa bu duruma birkaç kelime aramamız gerekebilir. Ne gibi mi? Hevessizlik, tekdüzelik ve hatta huzursuzluk.

Anlatıcımız İbrahim’in ağzından yakın zamanda Amerika’da öldürülen çocukluk arkadaşı Hüseyin’i ve IŞİD’in elinden kurtularak Türkiye’ye kaçan Yezidi Meleknaz’ın hikayesini konu alıyor Huzursuzluk.

İstanbul’da gazetecilik yapan İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in cenazesi için Mardin’e geliyor ve onun hikayesine adeta Hüseyinleşerek dahil oluyor. Arkadaşının ölüm sebebini araştırmaya çalışırken  Meleknaz’ın izleri arasında kaybolan İbrahim için artık bu konu, hayattaki tek amacı haline dönüşüyor.

Ortadoğu’nun güncel sorunlarına ışık tutması beklenen Huzursuzluk, açıkçası konuya denizdeki bir su damlası kadar yaklaşabiliyor. Her tarafı kanayan yara olan bir coğrafya için bu sorunları romanla harmanlamak ne kadar zorsa, odaklandığı Yezidi çerçevesini de sadece birkaç ilginç gelenekten bahsederek geçiştirmesi kalan son beklenti kırıntılarınızı hızlıca tüketiyor.

Kitap içerisinde tanıtım bülteninde de geçen bir söz var:

Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Haresenin, Ortadoğu için ne kadar geçerliyse Huzursuzluk’ta da Zülfü Livaneli için o kadar geçerli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Konstantiniyye Oteli ile başlayan yazarın düşüşü Huzursuzluk’ta da aynen devam etmiş. Yılda bir kitap çıkartmak yerine Kardeşimin Hikayesi veya Son Ada gibi başyapıtların yazarını bize verse Livaneli nasıl olur?

0

Harry Potter ve Lanetli Çocuk (Cursed Child) – J.K. Rowling

Harry Potter dünyasının Ölüm Yadigarları ile noktalandığı
düşünmek, yayınlanan ek kitaplar ve hikayeler ile zaten yeterince zordu.
Bununla beraber filmlere başlayan kitapların ete ve kemiğe bürünme hamlesi,
Lanetli Çocuk ile tiyatro sahnelerine kadar taşındı. Ancak tek bir farkla; bu
sefer yeni bir hikayemiz vardı.

Sekizinci hikaye. On dokuz yıl sonra.

Dünya çapında bir tiyatro oyununun yaratacağı yankının, yeni
bir hikayeyi tanıtmak için ne denli yeterli olacağı elbette tartışılır. Buradan
yola çıkılmış olacak ki, J. K. Rowling, Jack Thorne ve John Tiffany’nin Harry
Potter ve Lanetli Çocuk hikayesinin tiyatro metni,bildiğimiz ve alıştığımız
yedi Harry Potter kitabının devamı niteliğinde kitaplıklarımızdaki yerini aldı.

Hikaye hali yerine direk sahne metninin kitaplaştırıldığı eserde
başta yadırgayıp ilerleyen yerlerde sizi sahnenein tozunu koklamaya ortak eden satırlar
mevcut. Her konuşma öncesi karakter isminin yazılması, kimin sahnenden nasıl
oyuna dahil olduğunu anlatan detaylar vb tiyatro içeriği okurlara yepyeni ve
farklı bir deneyim sunmuyor değil.

Hikayeye göz atacak olursak son kitabın bıraktığı yerden 19
yıl sonrasına; Harry Potter’ın 40’lı yaşlarını sürdüğü geleceğe konuk oluyoruz
Lanetli Çocuk’ta. Harry ve Ginny’nin ikinci çocukları Albus Severus Potter ve Draco
Malfoy’un oğlu Scorpius Malfoy’un başrollerde olduğu hikaye, zaman makinesinin (daha
doğrusuzaman döndürücü) sihir dünyasındaki etkileri üzerine hayli git-geller
yaşıyoruz.

Yeni karakterler kadar Harry, Hermione ve Ron gibi
karakterlerin on dokuz yıl boyunca geldikleri konumları görmenin verdiği okuma
hazzı Lanetli Çocuk’u fazlasıyla sürükleyici kılıyor. Bununla beraber
elimizdeki kitabın bir tiyatro metni olduğunu hatırlatan detay eksiklikleri de
tam olarak negatif anlamda olmasa da adeta beklentilerinizi fazla
yükseltmemeniz gerektiğinin çanlarını çalıyor.

Sonunda okuyun veya okumayın yorumu olmayacak bir kitap Lanetli
Çocuk. Şöyle ki; eğer Harry Potter dünyasına bir kez dahil olduysanız zaten
dönüşünüzün olmadığının farkındasınızdır.

Tiyatro olarak gitme imkanımız ülke bazında şimdilik
olmadığı düşünüldüğünde, hikayeye bu kadar hızlı dahil olabilmek için kitaptan
daha iyi bir seçenek olmadığının farkındalığıyla iyi okumalar dilemek galiba en
mantıklısı.

0

Şeytan Ayrıntıda Gizlidir – Ahmet Ümit

Türkiye’de polisiye dendiği zaman akla gelen ilk isimin (hatta yer yer tek isimin) Ahmet Ümit olduğu konusunda çoğu kişi hemfikirdir.

Konu Ahmet Ümit olduğundaysa, ismi bir hayli ünlü olan Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, Türk polisiyelerindeki Ahmet Ümit etkisini yaratır diğer kitapların üzerinde.

Kitap-yazar karşılaştırmalarını geride bıraktığımızda içerisinde 18 ayrı Başkomser Nevzat hikayesi barındıran bir eser var önümüzde.

Konuyu okuma kolaylığı yönünden ele aldığımızda, ara vereceğiniz yerde hikayeyi bitirmiş olmanın cazip bir etkisi olduğunu kabul edebiliriz.

Agatha Christie’de de benzer örneklerini gördüğümüz kısa kısa birçok öyküden oluşan polisiyenin negatif yanıysa detay eksikliklerinde ortaya çıkıyor. Uzun uzadıya bir kanıtın evrilerek sonuca etki etmesi, bu tarzda yerini çoğu zaman esas karakterimizin kafasında yanan bir ışığa bırakıyor ve karanlıkta kalan malesef gerçekçilik oluyor.

Daha önceden örnekleyebileceğimiz Ahmet Ümit’in son kitaplarından ve tek hikayeyi barındıran Beyoğlu’nun En Güzel Abisi ile karşılaştırdığımızda detay eksiklikleri Şeytan Ayrıntıda Gizlidir’de fazlasıyla açığa çıkıyor. Zaman içinde evrilen karakterleri ve hatta Ahmet Ümit’i de ele aldığımızda, yazarın eserlerini kronolojik sırayla takip etmenin faydaları da kafanızda bir yerlerde belirmiyor değil.

Negatif bir tablo çizilmiş gibi bir etki olsa da, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir okuru kendisine hızla çeken ve hayli rahat okunan bir kitap. Türk edebiyatı ve polisiye severlerin olmazsa olmaz birleşimine hazır olun!

0

Yükseklik Korkusu (Mr. Vertigo) – Paul Auster

Kağıt üzerinde hiçbir şey olan ve hiçbir şey olamayacağı belli olan bir çocuk; Walt. Ve kendine yetiştirmek üzere tam da böyle bir çocuk arayan Yehudi Usta.

Başta kulağa klasik bir öyküymüş gibi gelse de, bu hikayeyi yoğuran kişi Paul Auster olduğunda durumun her an değişebileceğine hazırlıklı olmalısınız.

Walt’u Slim amcasının yanından almak Yehudi Usta onu yaşadığı yere; Sioux Ana ve Aesop’un yanına getirir. Walt’un amcasının yanından kopması ne kadar kolay olmuşsa, Yehudi Usta’nın hayatına alışması da bir o kadar zor olacaktır. Yehudi Usta’nın Walt’a dediklerini yapması halinde vaat ettiği tek şeyse; ona uçmayı (evet evet yanlış duymadınız uçmayı) öğretmektir.

Birbirinden alakasız görevler, çalışmalar ve ne ile bağlantılı olduğu belli olmayan bir dizi eğitim geçirir Walt, Yehudi Usta’nın yanında. Bazen kaçmaya çalışır, bazen de kayıtsız şartsız teslim olur Usta’nın akla sığmayan isteklerine. Her şeyden ümidini kestiği bir anda ise gerçekleşiverir. Artık Walt’un ayakları yerden kesilmiştir.

Yeteneğini geliştiren Walt, artık Harika Çocuk Walt olmuş ve Yehudi Usta’yla beraber gösteriler düzenlemeye başlamışlardır. Ülkeye ünü hızla yayılan Walt için tek engel, belki de karşı geldikleri yerçekimi kanunlarının yoruma açık bir şekilde (ve olayın doğası gereği fantastiklikte) insan üzerinde bıraktığı/bırakacağı etki olacaktır.

Espri, dram, ırkçılık sorunları, geçmiş tarih ve sayamadığımız çok daha fazlasını içinde barındıran bir eser Yükseklik Korkusu. Paul Auster isminin hakkını, gözünüz kapalı okuyabileceğiniz sınıfta gururla teslim ettiğini belirtmeden geçmemek gerekenlerden..

0

Asla Yapma (The Never List) – Koethi Zan

“Gerilim”. Asla Yapma’nın kapağında bizi karşılayan ve kitabın türü konusunda bizi bilgilendiren yegane kelime. Bir an, keşke fiiller gibi geçmiş zaman çekimi bulunabilecek bir kelime olmasını dilerdim aslında. Neden mi? Hadi beraber bakalım…

Sakınılan göze çöp batar gibi bir deyişten yola çıkarsak üniversite yıllarında başlarına bir şey gelmesinden korkan iki iyi arkadaş; Sarah ve Jennifer, hayatta karşılaşacakları tüm problemleri sıralayacakları bir liste hazırlarlar. Asla yapılmayacaklar listesi olarak adlandırdıkları listede başlarına gelebilecek her şeyi, onlara sebebiyet vermeden, bir diğer deyişle hayatta onları yaşamaktan ödün vererek hepsinden sakınmaktır amaçları.

Tahmin edebileceğiniz üzere bir noktaya kadar. Üniversiteden profesörleri Jack Derber tarafından kaçırıldıklarını anladıklarından bir mahzende tutsak olarak kendilerine gelen Sarah ve Jennifer için her şey aslında….

İşte burada gerilimin geçmiş zamanına geliyoruz. Çünkü hikaye bu noktada anlatıcımız Sarah’nın, üzerinden on yıldan uzun bir süre geçen olay sonrası yaşadığı psikolojik sorunları ele alıyor. Evden dahi çıkmadan yürüttüğü işi, hazır yemekler ve diğer asosyal davranışlar… Jennifer için hala bilinmez bir son varken Sarah’nın o mahzenden çıkıp bir şekilde hayatına devam ettiği gözler önüne seriliyor. “Asla Yapma” kalıbı ve listesi ise, geçmişe dair minik bir izden başka bir ifade taşımıyor.

Gerilimi geride bıraktıktan sonra pek de başarılı olmayan bir macera devralıyor bayrağı. Jack Derber’ın potansiyel bir hapisten kurtulma duruşması öncesinde Sarah, kendisi gibi tutsak olan Tracy ve Christine ile birlikte, kendilerini tutsak eden eski profesörlerinin aleyhinde insan kaçırmanın ötesinde cinayet suçlamalarını kanıtlamaya çalışıyorlar.

Asla Yapma 322 sayfa. Fazla uzun bir kitap olmamakla beraber bir oturuşta okumanın çok ötesinde bir vasatlıkta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Birbirinden kopuk hikayeler anlatıcının psikolojik sorunlarının önüne geçip, problemi yazara kadar bağlamamıza yetecek derecede sorunları işaret ediyor. Dünya çapında sesini duyurup film anlaşması imzalayan bir roman olsa da, okumadan önce kuşkuyla yaklaşmanıza yetecek kadar kanıtı da görmezden gelemiyoruz.

0

Leyla’nın Evi – Zülfü Livaneli

Ait olduğunuz yerde yaşayabilmek için, ait olduğunuz kültür birikimi her zaman yeterli olmayabilir.

image

Parçalanmış, belki de kendisi adına hiç kurulmamış bir ailenin son ferdi olan Leyla, İstanbul Boğazı’nda bir yalının müştemilatında yaşamaktadır. Bir yalı demişsek, İngiliz babası ve kendisinin doğumundan kısa bir süre sonra ölen annesinin aksine, anne ve babası olarak gördüğü paşa dedesi ve anneannesinin eskiden sahibi olduğu bir yalıdır bu.

Anneannesinin masrafları karşılayamaması sonrası satmak zorunda kaldığı yalıdan geriye kalan ayrı tapulu müştemilat, Leyla’nın geçmişini en azından yaşadığı yerin bahçesi seviyesinde korumasına yardımcı olmuştur.

En azından bir yere kadar.

Dedesinden yalıyı devralan geleneksel sonradan görme sahiplerinin aksine, yalının yeni ve modern sahipleri, yalı ile ilgili yaptıkları tüm değişikliklere müştemilatı ve dolayısıyla Leyla Hanım’ı da (kendi sesleniş tarzıyla sadece Layla) katmıştır. Leyla içinse belirli bir kabullenme döneminin ardından gitmek dışında pek bir seçenek kalmamıştır.

Peki ama nereye?

Leyla’nın ait olduğu kültür birikimi yalıyı, hatta hukuk dışı yollarla da olsa müştemilatı bile elinde tutmaya yetmemiştir ama elinde tuttuğu bir şey varsa o da kendisi ve ailesinin görmüş geçirmişliğidir. Leyla’nın paşa dedesi zamanında yanlarında çalışan ailenin sonraki jenerasyon üyesi Yusuf, Leyla’nın düştüğü zor durum karşısında onu Cihangir’deki evine götürerek geçmişine ve insanlığa olan saygısını fazlasıyla göstermiştir.

Leyla için hayatı boyunca alışık olduğu yaşam, sokakta kalmamak adına başka seçeneği olmadan geldiği Cihangir’de baştan sona değişmiştir. Yusuf, Leyla’yı kabullenmekte zorlanan Yusuf’un kız arkadaşı Roxy (Rukiye) ve Roxy’nin müzik grubundan diğer arkadaşları için Leyla başta çok uzak bir yaşam formu olarak görünse de, hayatların kesişimlerinin zamanla keşfi, herkesi -biraz sabırla da olsa- birbirine yaklaştırmaya yetecektir.

Kültürler arası diyalogları muhteşem bir şekilde ören Leyla’nın Evi, okunabilirliği kadar finalinde barındırdığı güçlü son etmeniyle de okurları pek çok Zülfü Livaneli kitabı gibi memnun etmesini iyi biliyor. “Bir yıl sonra” dedikten sonra hikayede yaşanan minik zaman kaymaları ve semt olan Cihangir’in öyküsündeki şehzade Mustafa’nın şehzade Cihangir sebebiyle öldürüldüğü iddialarını saymazsak, kurgunun, gerçekliğe ne kadar yaklaşabileceğini Leyla’nın Evi’nde rahatlıkla hissedeceksiniz.

0

Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

İnsanların bulundukları sıkıcılıktan çekilip çıkartılabilmesi ne kadar mümkünse, onların hayatları boyunca aynı çizgide ilerlediklerini düşünmek de o kadar olasılık dışıdır.

image

Almanca çeviri yapmak dışında deyim yerindeyse etliye sütlüye dokunmayan, kendi dünyasının dışına çıkmayan, sıkıcı, anlaşılmaz ve sıkça hastalanan yaşı ilerlemiş Raif Efendi, sizi geçmişini keşfetmeye çağırıyor.

Belki de şu ana kadar merak eden olmadığından olsa gerek, Raif Efendi’nin öyküsü de kendi içe kapanıklığında boğulmaya mahkum kalmış, yeni iş arkadaşı Rasim ile tanışana kadar da fazla merak uyandırmamıştır.

image

Girişte anlatıcımız da olan Rasim, Raif Efendi’nin garipleri karşısında bizi en baştan fikir sahibi yapan kişi olarak ön plana çıkıyor. İlerleyen dönemde bu içine kapanık adamın dünyasına  -kişilik özelliklerinin benzerliğini de yakalayacağınız üzere- ilgi duymaya başlayan Rasim, Raif Efendi’nin hastalığının etkisiyle ilişkilerini ev ziyaretlerine kadar taşıyor. Bu esnada bulduğu günlük benzeri bir defter ise bizi, Raif Efendi’nin gençliğine taşıyor.

image

Herkesin sıfırdan başlayacağının en güzel örneği ile karşılaşıyoruz Raif Efendi’nin 20’li yaşlardaki gençliğinde. Babasının işi sebebiyle onu gönderdiği Berlin’de, sabunculuktan çok sanata ilgi duymaya başlayan genç Raif için hayatının dönüm noktası bir galeride karşılaştığı Kürk Mantolu Madonna(*) tablosuyla değişmeye başlıyor.

image

Tablo, Raif’i hiç beklemediği tesadüfler eşliğinde Maria Puder ile tanıştırırken, bu rastlantı ikilinin hayatlarında daha önce pek de yaşamadıkları deneyimlere yelken açmalarına sebebiyet veriyor.

Türkçe’sini kolay kolay anlayamadığımız bir geçmişten, listelerden haftalarca inmeyeceği geleceğe yol almış olan bir kitap Kürk Mantolu Madonna. Üstelik, karşısında merak duygunuza yenilmenize değecek türden..

image

(*) Sabahattin Ali’nin 1943 tarihli romanı Kürk Mantolu Madonna’daki Maria Puder isimli karakter, Andrea del Sarto tarafından çizilen Madonna delle Arpie tablosundaki Bakire Meryem’e benzetilerek tasvir edilmiştir. (Wikipedia)

Görseller için Neval Kurtulmuş‘a sevgiler…

0

Timbuktu – Paul Auster

Özgün adıyla her dilde çıkan kitaplara bayılır insan. “Parantezi nereye koyup özgün adını belirtsem, İngilizce dışı bir dilse acaba o adını da kullansam mı…” gibi sorunlar insanın içini kemirmeden adeta bir yerli kitapmışçasına davranabilirsiniz kendilerine.

Paul Auster’in Timbuktu’su da, bu kategorinin güzel bir temsilcisi olarak kitaplarımızın arasında yerini alıverdi kitapçıda oradan oraya savrulurken…

Ama bu lisan üstülüğün fazladan bir açıklama gerekliliği yaratmadığını da söyleyemeyiz. Timbuktu… Şöyle bir düşünsenize ne demek? Sen biliyor musun, peki ya sen? Yok mu bir bilen?

Aynen öyle. Kitabı okumadan bilme şansınız hayli düşük olsa gerek. O zaman Türkçe’den başka dillere direk çeviri yoluyla ulaşamayacak bir çeviriyle “diğer taraf” diyelim Paul Auster ‘in Timbuktu’su için. Her ne kadar kitabın esas konusu olmasa bile, içerisindeki esaslı bir tabir olduğu konusunda içinizi ferah tutarak üstelik.

Kemik Bey’in bakış açısına sahibiz Timbuktu’da. Kendisi, Willy G. Christmas isimli yarı evsiz yarı filozof sahibinin köpeği olurlar. İnsan yaşı ve köpek yaşını kıyasladığımızda aşağı yukarı yakın yaşta olan bu ikilide insan bilgeliğindeki Willy’nin, hayatı boyunca eğittiği Kemik Bey’in yaşamından, insan yaşı için erken bir zamanda Timbuktu’ya göç edişiyle açılan bir sahne var karşımızda.

Çin restoranlarının köpeklere olan tehlikelerinden tutun da, Kemik Bey’in belki de tek öğrenemediği okumaya kadar pek çok insan/hayvan etkileşimi Willy ile Kemik Bey arasında gerçekleşiyor. Kaçınılmaz yol ayrımına gelindiğinde ise bir köpeğin nelerle karşılaşabileceği, hayatta kalma ve/veya “acaba ben de hemen Timbuktu’ya mı gitmeliyim” ikilemi ile ve elbette Kemik Bey’in psikolojisiyle okurlarla buluşuyor.

166 sayfalık bir roman, hatta İngilizce bahsedilişiyle “novella” yani kısa roman/hikaye var karşımızda. Kilit noktası kuşkusuz Paul Auster olan ve ufkunuzu daha elinize ilk aldığınızda genişleten…

0