Category: Breaking Bad

El Camino: A Breaking Bad Movie incelemesi

Breaking Bad, yaklaşık altı yıl önce sorulara aldığımız cevaplar kadar, yeni cevap bekleyen sorular ortaya koyduğu bir final gerçekleştirdi. Bu yeni sorulara, Breaking Bad’in spin-off’u Better Call Saul gerek dizinin zaman çizgisinin gerisinde kalması gerekse de Saul Goodman odaklı olması sebebiyle yeterince yanıt verecek konumda olmadı. Ama sorular olduğu yerde duruyordu…

Devamı için tıklayınız…

0

Better Call Saul

Breaking Bad çılgınlığının finalini yaptığı yerde kalmayacağı belliydi değil mi? Hiç şaşırmadan ve temel bilgiler ile devamedecek olursak, Breaking Bad’in renkli avukatı Saul Goodman, artık bir Breaking
Bad spin-off’u ile karşımızda. 

image

Sonrasında ne olduğundan çok, biraz Star Wars
gidişatıyla prequel olarak Breaking Bad’ten yaklaşık 6 yıl öncesiyle başlayan
dizinin, Breaking Bad’in geleceğine de ışık tutacak sequel kısımları da
beklenenler arasında. (Yoksa o ilk açılıştaki siyah-beyaz bölüm??)

Saul’dan Önceki Saul

image

Örneğine hiç rastlanmayacak şeyler üreten ekibe yakışır
biçimde ilk iki bölümü peş peşe iki akşam yayınlandı. Better Call Saul’un.
Breaking Bad’ten alışık olduğumuz ortamlar, çekimler, yerler ve daha fazlası o
kadar heyecan vericiydi ki, yazıdan tutun da düşüncelere kadar etkilenebilecek
bir kaldığı yerden devam etme etkisini
yaşamayanınız bana kalırsa çok azdır.

// Spoiler //

Jimmy “James” McGill ismiyle çıkıyor bildiğimiz Saul
Goodman karşımıza. Kendinden emin, her şeyi başarabilen avukattan çok, onun
gövdesinde ve ilk kıvılcımı arayan haliyle. Zor durumda, kamu davalarına
bakıyor ve çeklerdeki rakamları sıklıkla beğenmiyor. Aynı zamanda McGill
isminin büyük, şatafatlı bir avukatlık bürosuyla olan bağlantısı -ve isim
benzerliği- ile “yeni bir başlangıç” vurguları, son bir ters köşe olmazsa, Saul
Goodman’ın Saul Goodman olacağının belirgin işaretleri arasında.

image

Bununla beraber “işler çevirme” huyu ister Saul Goodman
zamanında olsun isterse de James McGill zamanında kalsın, Vince Gilligan yapımlarındaki
yeni ana karakterimizin adeta DNA’sına işlenmiş durumda. Walter White &
Breaking Bad döneminin Tuco Salamanca’sına bulaşmak için de zaten iş
çeviricilik ve biraz da şanssızlık olmazsa olmazlardan. (Şanssızlık kısmı Saul
haline dönüşmeyen ve evrimini henüz tamamlayamamış olan James McGill’e ithaf
edilmiştir :))

Spoiler sularından çıkmadan en az Bob Odenkirk (Saul) kadar
özlediğimiz bir diğer oyuncu Jonathan Banks’in (Mike Ehrmantraut) Better Call
Saul ana kadrosunda bulunduğunu da müjdelememek olmaz.

// Spoiler //

image

Karakterlerinden ortamlarına yeniden Breaking Bad’i yaşamaya
başladığımız gerçeğinede buluyorum kendimi dönüp dolaşıp. Dram ağırlıklı, kara
komedi soslu ve geçmiş ile geleceğe fazlasıyla ışık tutacak bir yapım var
elimizde. Bir an sanki yavaş mı geçiyor gibi
bir düşünce kafanıza geldiğinde ondan kurtulup bölüm sonunu görmeniz fazlasıyla
etkileyiciyken umuyorum ki bu olağanüstülük, Better Call Saul’u yayında tutmak
için gereken enerjiyi de sağlar.

0

Heisenberg’leşme diye tabir edilen..

“Gelmiş geçmiş en iyi dizi.”

Aslında böyle abartılı tanımlara pek itibar etmem. Özellikle zevk/renk farklılıkları dikkate alındığında çoğu zaman gayet komik de gelebilir. Zaten genelde de bir kullanılır, iki kullanılır kenara atılır giderler.

Ama konu Breaking Bad olunca, ne başta böyle abartılar gördük ne de öyle büyük inkarlar. İşler kızıştıkça ortaya çıktı ve büyük finale doğru itibar edilmemeyi bırakın, kabul edilebilir bir gerçek olma yolunda hızla ilerledi.

image

Bu noktadan itibaren spoiler bağını biraz gevşeterek devam ediyorum. Nereden yakalasam diye düşünürken Ekşi’de okuduğum şu satırları sizinle paylaşayım:

O utangaç, sıkılgan ve pısırık kimyacı nasıl olmuş da bu kadar büyük bir meth imparatorluğu kurabilmiş?

Düşündüğünüzde kolay bir değişim değil ve o hissi, o duyguyu verebilmek için Breaking Bad’te açıkçası birden fazla numara var.

Lisede bir kimya öğretmenini yoldan çıkarabilmek kolay değil. En sağlam katalizör ise elbette ki kanser. Birine hayatının ne zaman sona ereceğini söylediğinizde Walter White gibi yoldan çıkması kesinlikle kabul edilebilir bir gerekçe oluyor. Hikayenin ilginçliği, senaryonun sağlamlığıyla birleşince tek eksik kalıyor; oyunculuk.

image

Bryan Cranston. Walter White’ın baştaki o “pısırıklıktan” manipülatif ve korkulan Heisenberg’e dönüşümü ancak bu kadar iyi yansıtılabilir. Genelde cast için geçerli birden fazla başrol vardır hatta Breaking Bad’te bile kağıt üzerinde öyle olabilir ama bunlar, tamamen Walter White ana çerçevesinde bir nevi yardımcı oyuncular. Anna Gunn (Skyler), Aaron Paul (Jesse), Dean Norris (Hank) ve tek tek sayamadığım diğerleri.. Seri boyunca kah hallerine sinir olduk, kah hikaye içerisinde WW olan ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini merak ettik. Hepsi en az Cranston kadar güçlü ve yerli yerine oturmuş durumdalar. Hatta senaryo WW üzerine kurulmadığında aynen Better Call Saul gibi spin-off’lara dahi yetecek potansiyel hepsinde var. Ama Breaking Bad, çok net ki Walter White & Heisenberg şovu.

Söylenecek o kadar çok şey var ki, belli sınırlar dahilinde kalmak istemesem, gecenin bu saatinden tutun, sabaha kadar yazarım. Hani kitap/film çok önerilen şeylerdir, okursunuz ya da birkaç saat izlersiniz biter de dizi daha bağlayıcı olduğundan insanların zevklerine kalır. Ama eğer hayatımda tek bir dizi önerisi yapacaksam, geçmişte gördüklerimi ve gelecekteki potansiyelleri rahatlıkla kenara itip size Breaking Bad’e bakın derdim. O kadar net, o kadar olması gerektiği gibi ki her şey, evet bu abartı dediğiniz noktalar bile gözünüze batmıyor. Ben sınırlarımda kalıp burada serinin yaratıcısı Vince Gilligan başta olmak üzere tüm ekibe sevgilerimi iletiyorum. Eğer henüz Breaking Bad’le yolunuz kesişmemişse arkanıza yaslanıp tadını çıkartabileceğiniz çok şey var. İzleyenler ne zaman konuşmaktan vazgeçer bilmiyorum ama, gelmiş geçmiş en iyi dizinin içimizde bıraktığı o yer ve tadı unutulmaz olacak.

image

0