Category: Star Wars

Star Wars Episode VII: The Force Awakens İncelemesi

Vizyona The Force Awakens’tan önce giren Revenge of the Sith’ten on, Star Wars hikayesinde ise otuz yıl sonrasından merhaba. Gündelik yaşam içerisinde yapılan atıfları ve filmleriyle olduğu kadar markasıyla da aramızda yaşayan bir efsane ile bir kez daha beraberiz.

Öncelikle şu üçleme sıralarına hızlıca değinmeden Star Wars’u anmak pek olmaz. İlk çekilen ve devamında 4-5-6 olarak sıralanan orijinal seriyi ortada sayarsak, bu sefer 1999’da başlayan ve 1-2-3 olarak sıralanan prequel yani öncü üçlemenin sorununu yaşamayacağız. Star Wars 7 The Force Awakens, gerek serinin, gerekse de kronolojik sıranın yedinci filmi.

Genel hikayeye bakacak olursak, First Order olarak anılan karanlık tarafın The Force Awakens yorumu yaklaşık 30 yıldır galakside hüküm sürerken, son Jedi Luke Skywalker kayıplara karışmıştır. Direniş’in başında eskiden prenses olarak tanıdığımız General Leia Organa da, ikiz kardeşi Luke’un arayışındadır. Direniş pilotlarından Poe Dameron ve droid’i BB-8 aracılığıyla taşınan harita, Luke Skywalker’ın yerini belirlemede kilit rol oynayacakken bu görevi gerçekleştirmek hurda avcısı Rey, First Order’ın icraatlarını pek benimsemeyen kaçak Stormtrooper FN-2187 “Finn” ve Star Wars’un bize The Force Awakens’ta seri olduğunu ilk hatırlatan Han Solo ile Chewbacca’ya düşmektedir.

Bu noktada biraz aile bağlarına girsek fena olmayacak diye düşünüyorum. First Order’da artık en iyi ifade edebileceğimiz şekilde Darth Vader’ın konumunda yer alan Kylo Ren var. Ki Kylo Ren, Han Solo ve Prenses Leia’nın Ben ismini verdikleri çocuklarından başkası değil. Net bir Anakin Skywalker / Darth Vader dönüşümü gibi ekrana bir yansıma yok. Ancak Ben’in karanlık tarafı seçmesinin altında yatan sebeplerden çok, geçmişteki Star Wars dönüşümlerinin benzerliğinin The Force Awakens’a etki etmesini daha geçerli bir açıklama olarak görebiliriz. Üstelik bir kez de değil. Orijinal üçlemede Luke Skywalker’ın Obi-Wan Kenobi’yi arayışı gibi, The Force Awakens’ta da tarih, Rey ve Finn’in, Luke Skywalker’ı arayışı olarak kendini tekrar ediyor.

The Force Awakens için genel kanı, J.J. Abrams  yönetmenliğindeki filmin, eski günlerden ve Star Wars dünyasından biraz kopuk olduğu yönüne. Evet değişen çok şey var ve bir yere kadar insanlar buna ayak uydurmak zorunda ancak buradaki esas sorun, benimseme (benimseyememe) aşamasından kaynaklanıyor. Örnek olarak orijinal seride insanlar Dark Side ve Jedi’lar arasında gidip gelirken iki taraf için de hayli güzel öğelere bağlanabiliyorlardı. Ancak The Force Awakens’ta karanlık tarafın temsilcisi First Order ile Kylo Ren, tamamıyla itici ve benimsenmekten uzak kötü karakterler olarak yer alıyorlar. Evet geçmişte Darth Vader da iyi bir karakter değildi ama bir tarzı vardı. Ve tarz da, çekicilik demekti.

Sonuç olarak The Force Awakens’ı beğenip beğenmemekten çok neler değiştiğini konuştuğumuz bir Star Wars var karşımızda. Değişiklikler o kadar fazla ki, filmin en hoşumuza giden anları Han Solo, R2-D2, C-3PO ve Prenses Leia gibi geçmiş karakterleri gördüğümüz anlar oluyor ve maalesef ki bunların sayısı Han Solo haricinde çok az. Elbette, The Force Awakens’la başlayan dönemin de sequel üçleme olduğunu ve 2017 ile 2019’da devam edeceğini akıllarda tutmakta ve beklentileri buna göre ayarlamakta fayda var.

The Force Awakens ile güç uyandı ama o uyanış izleyici yönüne henüz yeterince yansıyamadı. Her koşulda, Star Wars’u yeniden aramızda görmenin heyecanı pek çokları için fazlasıyla yeterli.

Güç sizinle olsun!

0

MW: Star Wars Episode VI: Return of the Jedi (1983)

Herkese yeniden merhaba. Monday Wars’un son bölümü Star Wars Episode VI: Return of the Jedi ile sizinleyiz. Seri ile ilgili profesyonellik sorunlarımızı aştığımız şu günlerde biraz geç de olsa sizinle olmak harika bir duygu. Bu arada unutmuş olmayasınız, ben Nesli 🙂

image

–Spoiler–

Return of the Jedi bayrağı, The Empire Strikes Back’in bıraktığı nokta olan Han Solo’nun kurtarılmasından devralıyor.

Jabba the Hutt tarafından borçları sebebiyle esir tutulan ve Jabba için karbon içerisinde bir nevi dekor haline gelen Han Solo’yu kurtarmak için gelen ekipte kuşkusuz en dikkat çeken nokta artık Jedi’lık mertebesine gelmiş sayılan ve eskiye oranla hayli güçlenen Luke Skywalker’dır. Yanında da elbette Leia ve Han’in dostu Lando’da vardır.

Her şey beklentiler çerçevesinde ilerleyip Han, Jabba ve ekibinin elinden kurtarılırken, esas olayların başlangıçı ve gidişatındaki C-3PO ve R2D2’nun katkıları takdire şayan geldi bana. Hem de bu sadece başlangıç olacakmışken. (Olacakmışken? Türkçe’yi ben bile bu kadar zorlayamazdım – T :))

Han Solo ile ekibin tamamlanmasının ardından Return of the Jedi da anlatmak istediği esas meseleye dönüyor. Yoda ile görüşmek ve eğitimini tamamlamak isteyen Luke, artık en doğru ifadeyle ölüm döşeğinde olan Yoda’dan, eğitimini büyük ölçüde tamamladığını ve son olarak Darth Vader’la karşılaşması gerektiğini duyar. Aynı zamanda Vader’ın babası Anakin Skywalker ve Obi-wan’ın ruhunun söylediği Leia’nın da ikiz kardeşi olduğu gerçekleri, Luke için birçok taşı yerine oturtan gelişmelerdir.

O sıralarda Death Star’a gelen Darth Vader ile Sidious’ın hedefinde de Luke vardır. Sonuçta onu karanlık tarafa çekmeleri halinde galaksideki mutlak hakimiyetlerine kavuşacaklardır.

Asiler ise yeni Death Star’ı da yok etmek için plan geliştirmektedir. Buna göre Han Solo, Leia ve yanlarındaki ekip Endor ayındaki kalkanı yok edecek, asilere ait güçler de savunmasız kalan Death Star’a saldıracaktır. (Bu noktada C-3PO’nun aşırı komik yerel halkla olan tanrılık ilişkileri mükemmeldi.) Devamında bir dizi savaşın ardından üstün gelen Han Solo-Leia ve asi güçleri jenaratörü devre dışı bırakarak Death Star’ı savunmasız bırakırlar.

Death Star’a çıkan Luke Skywalker, Vader ve Sidious’un ikna çabalarını sonuçsuz bırakarak babası Vader’ı artık yenerek Jedi’lık mertemesini sonuna kadar hak edeceği mücadeleyi bitirir. Vader’ın içindeki “iyilik” Luke sayesinde ortaya çıkarak Sidious’ı sonu belli olmyan bir düşüşe fırlatır. Yoda gibi ölüm döşeğindeki babası Vader’la (ki o anda Anakin Skywalker desek deha doğru) vedalaşan Luke ayrılırken Death Star da yok edilir.

–Spoiler–

Ve Tolga’dayız:

Aslında spoiler her an, her yerde. O yüzden bitti gibi görünse de ayağınızı denk alarak devam edin derim 🙂

image

Star Wars ortada. Söyleyecek o kadar çok şey var ki, kimsenin etraflıca yetişebileceğini sanmıyorum. Benim Return of the Jedi gündemimse son sahnelerden biri. 2004 veya daha sonra üretilen bir DVD’den izlediyseniz Episonde 6’i, “ve herkes mutlu oldu” sahnelerinde ortaya çıkan Jedi ruhları arasındaki Anakin Skywalker’ın, daha sonradan çekilen prequal trilogy’de Anakin’i canlandıran ve Return of the Jedi çekilirken esasen 2-3 yaşlarında olan Hayden Christensen olduğu dikkatinizi çekmiş olabilir. Hatta çekmeli. İlk 4-5-6-1-2-3 izleyişimde elbette değildi ama ilerleyen maratonlarda işin aslının Hayden Christensen’in Sebastian Shaw yerine dijital olarak eklenmesi olduğunu araştırmıştım. Ne kadar 1-2-3-4-5-6 teşvikçi bir değişiklik değil mi Nesli?

Bilmem öyle mi? Hiç bunlara gerek yoktu canım, 1-2-3-4-5-6 isimlendirmsinden bile anlamalıydıun bence 🙂

2015’e planlanan Episode 7’ye kadar baştan sona artık Star Wars’çuların jargonuyla diyim, büyük bir “maraton” geçirdik. Başta Tolga’nın vurguladığı “22 yılda Star Wars izlememiş olma” tozlarımı üzerimden attığıma göre, başta Jar Jar Binks olmak üzere (hayırrrrrr! -T :)) çeşitli teorilerimi daha uygun bir şekilde geliştirebilirim.

Bizi takip eden, okuyan, soran, soruşturan herkese teşekkür ediyoruz. Monday Wars’u hep beraberce tamamladık ve biz bundan bir hayli zevk aldık. Umarım aynı duyguları paylaşıyorsunuzdur 🙂

Nesli.

0

MW: Star Wars Episode V: The Empire Strikes Back (1980)

Bu haftadan çok umudum yoktu ama ev sinema sistemimizin yerine laptop, patlamış mısırlarımızın yerine de hazır birkaç şey bulunca, Monday Wars etkinliğimizin beşincisini bugün sizlere (bir miktar kısa içerikle de olsa 🙂 aktarabiliyoruz. Star Wars’un sırasıyla da doğru orantılı giden beşinci buluşmamızın içeriği tahmin edeceğiniz üzere Star Wars Episode V – The Empire Strikes Back.

–Spoiler–

The Empire Strikes Back, A New Hope’tan üç yıl sonraya götüyor bizleri. Death Star yok edildikten sonra aralarında (elbette) Luke Skywalker, Han Solo ve Prenses Leia Organa’nın bulunduğu isyancılar (aslen prequel seriden sonra isyancı demek yerine İmparatorluk’a karşıtlar demek daha doğru geliyor) donmuş Hoth gezegeninde üslerini kurarlar. Yine “basit” deyip tepki çekeceğim ama Luke Skywalker, Han Solo ile gezegende besit bir keşif işinin sonrasında kendisini soğuk yüzünden tehlikeye atacak durumlara düşüyor ve konun bağlanacağı Obi-Wan Kenobi’nin hayaleti (Yok artık! Ruhu falan der insan – T :)) onu Jedi ustası Yoda’yı bulması konusunda uyarır. Ardından Luke, daha önceden ayrıldığı Han Solo tarafından bulunur ve üsse döner.

Artık gerçek ismi Anakin Skywalker’ı bize çok hatırlatmayan Darth Vader komutasındaki İmparatorluk güçleri, isyancıların Hoth’ta saklandığını bulur ve aralarında geçen mücadele kedi-fare oyunu güç dengesiyle İmparatorluk lehine sonuçlanır. Buradan kurtulan Luke, Yoda’yı bulmak için Han Solo ve Prenses Leia’dan ayrılır.

Leia ile Solo, İmparatorluk güçlerinden hasarlı Millenium Falcon ile kaçmayı fazla beceremeyerek Solo’nun eski dostu Lando Calrissian’ın gezegenine gider. Ancak Vader gezegenin kontrolünü ele geçirmiştir ve Leia ile Solo’yu ele geçirir. Han Solo’yu Jabba’ya teslim eden Darth Vader, Luke için de bir tuzak kurmuştur.

Dagobah’ta Yoda ile tanışıp eğitimini yarım bırakan Luke dostlarını kurtarmak için geldiğinde Leia, Darth Vader ve İmparatorluk adamlarından kurtulmaya çalışmaktadır. Vader ile karşı karşıya gelen Luke, zamanında Vader’ın Dooko karşısında elini kaybetmesine çok benzer bir durumla elini kaybeder ancak son anda halkını koruyan Lando ve Leia ile birlikte Millenium Falcon’a binmeyi başarır. Onarılan Millenium Falcon, film boyunca başaramadığı ışık hızına ulaşarak onları İmparatoorluk adamlarının elinden kurtarır. Sonda da Lando ile Han’in sadık ortağı Chewbacca, Solo’yu kurtarmak için Millenium Falcon’la yola çıkarlar.

–Spoiler–

The Empire Strikes Back için en önemli konu ne derseniz rahatlıkla aldığımız cevaplar diyebilirim. A New Hope’ta dediğim C-3PO-Vader ilişkisi için ümidim kalmadı ama Darth Vader’ın kendisinin bile yeni öğrendiği oğlu Luke, ve onu yanına çekme çalışmaları bütünlüğü sağlayıcıydı baya. Yine de Skywalker soyadından şüphelenmemesini açıklamaz tabi.

Artık, Tolga’nın araya gireceği parantezler dışında yine, yeniden burada olmadığını belirteyim. Altı film dersiniz ama seri çok hızlı gidiyor. Önümüzdeki hafta Return of the Jedi ile Monday Wars’ı da tamamlamış olacağız. (Episode VII’de döneriz belki kim bilir? – T :)) Bir şeylerin eksikliğini gidermek için başlayıp Star Wars’un eksikliğini yaşama derdi sardı şimdiden. Haftaya birkaç önerimiz olabilir bunu gidermek için de 🙂

-The son of Skywalker must not become a Jedi.
+If he could be turned, he would be a powerful ally.
-Yes. Yes. He would be a great asset. Can it be done?
+He will join us or die, my master.

Nesli.

0

MW: Star Wars Episode IV: A New Hope (1977)

image

Fazladan bir hafta aranın ardından Monday Wars’tan yeniden merhaba. Aslında tekrar ve tekrar izlenen Star Wars serilerini bugün daha iyi anlıyorum. Karakterler, zaman dilimleri ve diğer bileşenler o kadar iç içe geçkin ki, arayı birazcık uzattığınızda neyi, nerede va nasıl bıraktığınız gibi birçok soru kafanızı kurcalamaya başlayıveriyor. Hele ki, Star Wars’u direkt olarak sinemadan takip eden şanslı zaman diliminde yaşamışsanız ve elinizde bugünün tekrar ve takrar izleyebilme imkanları yoksa boşlukları doldurma anlamında ciddi sorunlar yaşayabilirsiniz.

Bildiğiniz üzere, ilk üç bölümle beraber prequel seriyi tamamladık. Başta Tolga olmak üzere o kadar çok bugün incelediğimiz Star Wars Episode IV: A New Hope ile başlanması gerektiği tavsiyesi vardı ki, orijinal seriye geçişten çok, hikaye akışı içindeki etkileri değerlendirmek için hiç olmadığım kadar sabırsızlık hissettim.

–Spoiler–

Revenge of the Sith’in sonunda yapına başlandığını gördüğümüz Death Star (Ölüm Yıldızı) uzay istasyonu tamamlanmış ve Jedi’lardan artık rahatlıkla “arındığını” söyleyebileceğimiz evrenin kontrolü artık İmparatorluk’tadır.

Darth Vader ile bağlantısı henüz açıklığa kavuşturulmayan Prenses Leia, Death Star’ın planlarını R2D2’ya yüklemiştir ve Prenses Vader’a esir düşmeden önce R2D2, C-3PO ile birlikte Leia’nın gemisinden kaçmayı başararak Tatooine’e iner. Burada Darth Vader / Anakin Skywalker bağlantılı bir diğer isim; amcasıyla beraber yaşayan Luke Skywalker droid’lerin yeni sahibi olur ve (bence) tehlikeli bir biçimde beğendiği (ikizi) Prenses Leia’nın mesajını nın bir kısmını görür. Mesajın devamı ise uzun zamandır Ben Kenobi ismini kullanan yaşlı Obi-Wan Kenobi’yedir.

Tatooine’de pek iyi anılmayan ve geçmişini bir şekilde saklamış olan Obi-Wan Kenobi, günümüz bilim-kurgularında pek inandırıcı bulunmayan bir tesadüf sonucu Luke, R2D2 ve C-3PO ile karşılaşarak Prenses’in mesajını alır. Bu sırada saldırıya uğrayan Luke’un artık ailesi diyebileceğimiz uzaktan (üvey) yakınları yaşamlarını yitirince, Luke’un büyük ölçüde Obi-Wan Kenobi ile katılmak istediği savaş karşısında engel kalmaz.

İmparatorluk’un isyancılar olarak andığı kesimin bir parçası olarak Obi-Wan Kenobi ve Luke Skywalker ilk amaç olarak Prenses Leia’yı kurtarmak için Han Solo ile beraber Death Star’a giderler veya bir noktadan itibaren gitmek zorunda kalırlar. Han Solo’nun maddiyatçı yönü bir prenses kurtarmak için en ağır basan özelliğidir. C-3PO’nun pek somut etkisi olmasa da diğer tarafta R2D2’nun büyük katkılarıyla Luke prensesi kurtarsa da, Obi-Wan Kenobi sonu belli olmayan bir şekilde eski padawan’ı Darth Vader / Anakin Skywalker’la giriştiği mücadele sonucu ortadan kaybolur.

Death Star’ın planlarını ele geçiren isyancılar zayıf bir nokta bulmakta gecikmezler ve biraysel saldırılarla uzay istasyonuna doğru harekete geçerler. Burada basit bir şekilde tahmin edileceği üzere başarı, gücün yeni temsilcisi Luke Skywalker sayesinde gelir ve Death Star patlayarak yok olur.

–Spoiler–

Tolga’s here.

Evettt, bir haftalık Monday Wars arası, öncesinde Revenge of the Sith için bazı çevrelerin dediği fakat benim pek desteklemediğim “kaytarmam” sonucu öyle veya böyle neredeyse bir aya yakın süredir Monday Wars’tan en azından bir şeyler karalama hususunda uzaklardayım.

Şimdi, Nesli’nin bu 1977 tapımı bilim-kurgu dehasına nasıl desemmm,yukarıda tesadüfi karşılaşmalarda bahsettiği gibi bazı “giydirmeleri” oldu. Öncelikle o dönemlerin daha detaydan uzak ve hayalgücünü teşvik eden formatlarının bugünkü si-fi’larda görülmemesi bence bunun en temel etkeni.

Hani 4-5-6-1-2-3 izleme sırası diye yırtınıyoruz ya, esas sebebini bence bugün çok net gördük. Kabul etmek gerekirse prequal trilogy ile original trilogy arasında bazı tutarsızlıklar var (gücü hissederek söylüyorum ki birazdan Nesli bunlardan bahsedecek :)) ve bunu daha az hissetmenin en kolay yolu yayın sırasını izlemekti. Evet bir takım karakterlere çabuk hakim olmak için evrenin kronolojisini izlemeyi anlayabiliyorum ama A New Hope ile başlasak, emin olun prequel’deki “aaaa öyle miymiş” etkisi bunları çok rahat bertaraf ederdi.

Hikaye hakkında söylenecekler fazlasıyla söylendi o yüzden kendi favori noktam spoiler sonrasına atlamamdan hemen sonra, Nesli’nin kapanış eleştirilerini dinliyoz:

A New Hope her şeyden çok bir başlangıç filmi. Evet bunu kabul ediyorum. Ama sonradan çekilen üçlemenin bu etkiyi azaltmasını beklerken açıkçası bazı eksikliklerle hayal kırıklığı yaşadım. Mesela (sonradan büyük ihtimal açıklığa kavuşur ama) Luke ve Leia’nın ikiz oluşları, Darth Vader’ın kimliği ve onlarla ilişkisi, yine Vader/Anakin’in daha küçücük bir çocukken yaptığı C-3PO ile en ufak bir etkileşime girmemesi… Bunlar en azından ilk film için cevaplanması gerekli sorularken tamamen görmezden gelinmeleri bu kadar olur mu dedirtiyor. Birde koskoca Death Star, daha güçlü olmamalı mıydı ki? 😉 (Sonra millet esinlenip Independence Day’de benzer yok edişler sergiliyor -T :)) 

İlk The Phantom Menace bittiğinde kafam çok karışıktı ama Attack of the Clones ve Revenge of the Sith ile, Star Wars dünyasına tam dahil oldum demiştim. Şimdi uzaklaştığımı söylemek haksızlık olur ama bir düşüş yaşadım. İki serinin tam olarak birbirine oturmadığından olduğunu sanarak ileriki bölümlerde rüzgarı yakalamayı umuyorum 🙂

Uzatılmış bir tatil ihtimali büyük ihtimalle gerçekleşmeyecek. O yüzden önümüzdeki hafta Episode V: The Empire Strikes Back ile karşınızda olmayı umuyoruz. Ertelenirse de iyi bir amaç uğruna olduğunu hatırlayıp, Vader ve Kenobi arasındaki aşağıdaki harika diyalogu bir kez daha anarak bizi affedin 🙂

-When I left you, I was but the learner; now I am the master.
+Only a master of evil, Darth.

The Empire Strikes Back için kesin tarih haftasonu şuralarda belli olur.. 😉

Nesli.

0

MW: Star Wars Episode III: Revenge of the Sith (2005)

Herkese merhaba… Büyük Star Wars maratonumuz Monday Wars’ta bu hafta, Prequel trilogy’nin son halkası Episode III: Revenge of the Sith ile karşınızdayız. Günümüz dünyasına daha yakın çekilip Star Wars evreninin ilkleri ironisini yaşamak bambaşka bir duyguydu ve bundan sonra orijinal seriye geçeceğimizi bile bile bir hüzün yaratmadı değil.

– Spoiler –

Star Wars ilk üç film itibariyle içinde güzel aldatmacaları barındıran bir film. The Phantom Menace’ta Padme’nin kimliğini gizlemesiyle gözümüze ilk çarpan bu aldatmacaların devamı (ve hatta daha da iyisi) Revenge of the Sith’te başkan Palpatine’de yaşandı. Griveous tarafından kaçırıldığı iddia edilen Palpatine, bu kaçırılmadan pek de etkilenmişe benzemeden henüz filmin başında Jedi’lar Obi-Wan Kenobi ve Anakin Skywalker tarafından kurtarılır. Başta şüpheler yaratmaya başlayan ve sonradan sonraya bir planın işleyişi olduğu ortaya çıkan Anakin’in, Palpatine’ı kurtarırken öldürdüğü Sith’ler için çalışan Kont Dooku’nun yeri, artık bir başkasına bırakılacaktır… Ama kim tarafından?

Burada büyük siyasi çekişmeler başlıyor. Jedi’ların savunduklarını uygulamaya kalktıklarında hafiften senatonun karşısında görülmeye başlamaları, ilk olarak Palpatine’ı rahatsız ediyor. Üstelik daha yeni Jedi’lar tarafından kurtarılmışken(!). Palpatine’a yakınlığı veya Jedi’lara uzaklığı; hangisi için derseniz diyin, bu senato-Jedi çekişmesi en çok Anakin’i arada bırakıyor ve çekişmenin bir sonraki aşamaya geçtiği ilk an Anakin, içinin gittiği yere, Palpatine’ın tarafına geçiyor. “Kim tarafından” kısmına gelirsek, buradaki sürpriz de, Jedi’ların her yerde aradığı Darth Sidious’ın, Palpatine’dan başkası çıkmaması. Gerçeği öğrenen Anakin’de birleşen Darth Sidious’ın vaat ettiği “güç” ve rüyalarındaki en büyük olay Padme’yi kurtarma korkusu gücün diğer tarafına, dark side’a geçmesinde bir engel bırakmıyor ve Anakin, bu noktadan sonra, Sidious’ın verdiği yeni isim Darth Vader olarak anılmaya başlıyor.

Senatoda Palpatine sıfatıyla İmparatorluğu ilan eden Darth Sidious, Anakin’in de katılımıyla Jedi’lara karşı büyük bir mücadeleye girişir ve küçük padawanlarla beraber Yoda ve Obi-Wan Kenobi hariç tüm Jedi’lar öldürülür.

Sonlara doğru Obi-Wan Kenobi – Anakin (Darth Vader) ve Darth Sidious – Yoda bireysel mücadeleleri eski padawan’ı Anakin’e karşı Obi-Wan’ın galibiyeti dışında pek bir şey getirmez ve Jedi’lar kaybettikleri klonların kontrolü dahil büyük yıkıma uğrarlar.

Anakin (Darth Vader), Padme’yi kendisinin öldürmüş olduğu düşüncesi ve Obi-Wan’a karşı kaybettiği mücadeleyle lavlara düşerek birçok uzvunu kaybeder. Onu bulan Darth Sidious’un yürüttüğü operasyonla artık Star Wars’ı izlemeyenlerin bile çok aşina olduğu o siyah robotik kostümlü görüntüsüne bürünür.

O sıralar Yoda ve Obi-Wan Kenobi’nin kurtardığı Padme ise, Anakin’le olan ikizleri Luke ve Leia’nın doğumunun ardından ölür. Luke, Anakin’in Tatooine’deki üvey kardeşine, Leia ise Yada ve Obi-Wan’ın yanında yer alan senatör Organa’ya evlatlık olarak verilir.

Filmin sonu ise son iki sürpriz; Qui-Gon Jinn’in Obi-Wan’la iletişim kurabileceğini açıklayan Yoda ve karanlık tarafta yapımına başlanan Death Star’ın görüntüsüyle sona erer.

– Spoiler –

Aslında daha katkılı hatta (belki) prequel trilogy temalı bir yazı olabileceğini de dillendirmiştik ama Tolga’nın bile bu yazıya katkısının olmayacağını ne yalan söyleyeyim hiç düşünmemiştim 🙂 O yüzden yorum ve koskoca filmde takılınılacak olmadık yerler görevi de üzerime kaldı. Gücün tarafında yaşanan değişimler ve bahsettiğim sürprizlerle bana kalırsa Sith’in intikamı en sürükleyici prequel trilogy bölümüydü.

Negatif olarak gözüme takılan tek şey, Obi-Wan Kenobi’nin filmde biraz aciz gösterilmesi, gösterilmekle de kalmayıp bunun kendi ağzından Anakin’e karşı itirafı oldu. Anakin seçilmiş kişi, çok yetenekli veya her şey olabilir ama hocasının kendi öğrencisi önünde neredeyse eğilecek duruma getirilmesine ne kadar gerek vardı? Ayrıca, öyle olduğu kabul görse bile filmin sonunda Anakin’i alt etmesi bunla çelişirdi. Hırslarıyla kör olmuş bir karakter benim bakış açımla Obi-Wan Kenobi karşısında asla tercih edilemez ve başarılı olamaz. Her ne kadar George Lucas’a göre farklı işlense de -en azından Revenge of the Sith için- sonunun benim düşündüğüm gibi olması kullanılabilecek son şanstı, kullanıldı 🙂

Şimdiii ne zor gelecek biliyor musunuz? 2000’lerin yapımlarından 70-80’lerinkine geçmek. Evet hikaye devam edecek ama bir ters-düz olacağız başaşağı gittiğimiz Star Wars evreninde.

Önümüzdeki hafta Tolga’nın halihazırda yazmayarak çıktığının aksine, gerçek anlamda bir yaz tatiline gidiyoruz. Bu sebeple Star Wars Episode IV: A New Hope etkinliğimiz ondan sonraki hafta, takvime bakarsak Monday Wars’ın adına yakışmayan çarşambalarından sıradaki olan 17 Temmuz’da yayınlanacak. Yaklaşık on beş gün sonra yeniden buluşmak dileğiyle.

Güç sizinle olsun! 🙂

Nesli.

0

MW: Star Wars Episode II: Attack of the Clones (2002)

“Yaşasın bugün günlerden Pazartesi” diyebilmemizi sağlayan, bize Game of Thrones eksikliğini yaşatmayan ve artık tescilli olarak gerçek hayat refranslarımızı güncelleyecek Moday Wars etkinliğimizin ikinci bölümüne hoş geldiniz. Hatırlatmamız gerekirse, Tolga’nın yoğun ısrarlarına rağmen (bu bölümü özel olarak yazdırttı 🙂 film sırası yerine ilk izleyen olarak bana daha mantıklı gelen kronolojik sırayla devam etiğimiz için bu hafta Star Wars Episode II: Attack of the Clones’la birlikteyiz.

– Spoiler –

Qui-Gon Jinn’in hazin sonuyla kapattığımız The Phantom Menace’in üzerinden on sene geçmiş, Anakin Skywalker, tam da Qui-Gon’ın istediği gibi Obi-wan Kenobi’nin Padawan’ı haline gelmiştir. (İlk bölümdeki öğrenci, Padawan’a dönüşmüş, konuya hakim olmaya başlamışız. Güzel – T. :)) Eski Naboo kraliçesi Padme Amidala ise artık bir senatör olarak görevini sürdürmekte, aynı zamanda Jedi’larımızın sonradan çözmeye çalışacağı bir grubun saldırısı altındadır.

Diğer yanda senato kontrolünün Sith’lerin kontrolü altında olduğu iddiası ortada gezinirken Obi-wan’ın, Padme Amidala’nın peşindekileri araştırması onları klonların asıl kaynağı Jango Fett ve Kont Dooku’ya götürür. O sıralarda Padme Amidala’yı kişisel olarak korumakla görevlendirilen Anakin Skywalker’la Padme arasındaki çekim pek sürpriz olmayan boyutlara ulaşır.

Padme ile birlikte annesinin akıbetini öğrenmekten tutun da, Obi-wan’ı kurtarmaya kadar birçok yere kişiliğinin ve yerinde duramayışının sayesinde giden Anakin’deki değişim (buraya sıralama hakkında konuşurken özellikle değineceğim – T.) gözlenirken Yoda önderliğindeki Jedi’lar zor durumdaki Obi-wan, Anakin ve Padme’yi kurtarmaya giderler ve klonlar sayesinde Yoda’nın dediği gibi zafer olmasa da, oradan sağ kurtulmayı başarırlar. Klonların Saldırısı, Anakin & Padme evliliğiyle kapanır.

– Spoiler –

Konumuza şöyle bir değindikten sonra Tolga’ya bırakıyorum sözü. Geri alacağım 🙂

Şimdiii, ilk yazımız sonrası çok tartışıldı ondan birkaç açıklık getirmem gerekiyor. Star Wars 101 olarak düşündüğümüz Monday Wars projesi, benim gibi seriyi bir elin parmaklarından çok sayıda izleyen birinin bakış açısı olarak değil, Nesli’nin, seriye ilk bakışının yansıması olarak planlandı. Bu sebeple sorulacak sorular ve diğer alt başlıkların halen (ve hatta devamında bile) karanlık kalabileceğini göz önünde tutalım. Çoğumuz bunların birkaç izlemeyle, genel hikayeye aşinalıktan sonra oluşacak değerler olduğu konusunda sanırım anlaşabiliriz.

İlk iki yazı için konuşmak gerekirse kendi değineceğim ufak şeyler kafamda olmakla beraber, önce Nesli’nin yazısını okuyup uyumlu bir şeyler eklemem gerektiğini düşünecekken, Phantom Menace için modern çağ göndermeleri, Attack of the Clones içinse “Anakin’deki değişim” buna hiç gerek bıraktırtmadı. Gelecek bölümlerin spoiler’ını vermeden fakat yine belirtmem gerekir ki tam da Nesli’nin altını çizdiği yeri (yine) yakalamış olmak gayet sevindirici.

Baya baya IV-V-VI-I-II-III izleme şeklini benimsemiş biri olarak ve ilk izleyişimde bu sırayı izlediğimden belki hiç farkına varamayacaktım ama “dönüşümün” adını vermeden Anakin’deki etkilerinin (bilhassa ilk izleyici yönünden) görülmeye başlanması, esasen sonradan eklenen ilk serinin başarılı bir adaptasyon örneği olarak önümüze seriliyor. Devamı ve daha aydınlık hali için tabi ki gelecek halkaları bekliyoruz 🙂

Jar Jar Binks hakkında Wikipedia’dan şöyle bir alıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Bu arada Jar Jar konusuna girmemden Nesli olduğumu anlamışsınızdır 🙂

İlk filmdeki Jar Jar karakterine gelen tepki üzerine bu filmde Jar Jar’ın rolünün gözle görülür ölçüde düşmesi bir başka anektod.

Burada tartıştığımız sayılı konulardandı. Jar Jar’ın resmini kullanmamdan tutun da filme çocuklar için konduğu konusunda direkt bana çok ima yapıldı 🙂 Wikipedinin açıklaması ışığında benim “4’ler tayfası” dediğim orijinal sıracılar (Ney? Kim? – T :)) bence bunu yarattı. Yoksa o galakside sevimli ve bir o kadar da yararlı bir karakterdi bence Jar Jar. Önce general şimdi senatör de oldu. Eh daha ne istiyorsunuz hayvanceğizden? :))

-Birilerinin dinlememesinin aksine- ben yorumları biraz daha dikkate alan, daha derinlikli ve Star Wars’un iç yüzünü yansıtan bir yazı isterdim. Kavram karmaşası hünüz müsade etmese bile geçtiğimiz bölümde konuştuklarımızın (cumhuriyet, federasyon, senato üyeleri, sith, jedi, yoda vs..) izledikçe yerine oturduğunu bu hafta daha iyi anladım. Filmin haricinde sonlara doğru duyduğumuz, seriyi izlesin izlemesin herkesin haberi olan müziğin tüylerimi diken diken ettiğini söylemeden edemeyeceğim. Ayrıca en az müzik kadar etkileyici bir an da, sürekli yaşlı, hareket güçlüğünde görülen Yoda’nın Dooku ile mücadelesiydi. Star Wars fanatiklerini çok tatmin eden bir film değil (imiş) ama sıfırdan izleyenleri memnun ettiğini ilk ağızdan söyleyebilirim.

Gelecek hafta Revenge of the Sith ile devam edeceğiz. Şimdilik hoşçakalın 🙂

Nesli.

0

MW: Star Wars Episode I: The Phantom Menace (1999)

MW ne diyeceksiniz öncelikle. İçli dışlı olduğumuz birkaç kişi bilir ama altı haftalık bir sürece giriştiysek herkesle paylaşmakta fayda görüyorum. Açılımı: Moday Wars. Yaklaşık 10 haftadır okulla (bu arada mezun olduuuum, en azından 2 dönem aynı eğitim seviyesinde olacağız Tolga :), işe oluşan Pazartesi stresimizi alan bir Game of Thrones etkinliğimiz vardı. Yapımcılar sağolsun(!) 24 bölümlük sezon çekmediğine geçtiğimiz Pazartesi günü böyle baya baya açıkta kaldık. Sonra uzun zamandır dile gelen şu konu yeniden alevlendi:

Bir oldu, iki oldu, sayılamaz oldu… Böyle bir ithamı kaç kere kaldırabilirsiniz ki? Game of’un saati gelmeden o melun bakışlarımıza maruz kalmadan tamam Tolga Bey dedim, bu akşam izlemeye başlıyoruz! Bu ortak bir yazı olacak ama Tolga ve arkadaşlarının geçtiğimniz yılki Hoş Bir Melodram‘ına benzetmeden biraz kaçınarak (ama kişi sayısı dışında başka yol bulamadan) sözü Tolga’ya veriyorum. Ama kendi deyimiyle “Star Wars 101” içerikli hiç izlemeyen birinden (benden) yazı istediği için o genel Star Wars bilgilerinde kalacak ben de neler gördüğümü. Hadi bakalım 🙂

Burada sözü Nesli’den almam gerekiyor. Hah, evet aldım. Efendim Tolga ben. Tüm buraların sa… Öhü öhü.. Neyse italik devam edeyim namım yürüsün 🙂 Star Wars efsanesini üstüne basarak söylediğim gibi kendi içinde 22, takvim yaprağında 23 yıl izlemeyenler var. Bunu sağlayabilmek başarı, bu özgüvenle Star Wars 101 projeme balıklama atlamak ayrı başarı di mi? Neyse bugün izleme sıramızı size akratacağım ben. Bildiğiniz gibi Star Wars sonradan Episode I-II-III-IV-V-VI diye adlandırıldı. Filmlerin asılen çekim sırası bu numaralandırmayla IV-V-VI-I-II-III. Bildiğimiz rakam sırası (prequel trilogy başta) öykünün kronolojik sırasıyken, ikincisi ise filmlerin kronolojik sırası kısaca açıklamak gerekirse. Filmlere başlangıç için de bu iki temel prensip çalışıyor. Orijinalciler (benim gibi) IV-V-VI-I-II-III’ü tercih ederken, Star Wars “begginner"ları isim vermiyorum öykü kronolojisi I-II-III-IV-V-VI’yı tercih ediyor. Tabi seriyi dört-beş defa geçmiş biri olarak tavsiyemi yapıp kenara çekildim ve Episode I: The Phantom Menace ile karşınızdayız. Ne seçim, ne seçim! 🙂

–Spoiler–

Tolga’nın hakaret dolu satırlarından sonra (merak etmeyin intikam gerçek hayatta alınıp yazıya yansıtılmadı 🙂 Star Wars Episode I: The Phantom Menace’e (Gizli Tehlike) geçebiliriz. Zor durumda olan Naboo gezegeni ve kraliçesi Amidala, Ticaret Federasyonu’nun baskısı ve kuşatması altına girer. Qui-gon Jinn ve öğrencisi (padawan’ı – T.) Obi-wan Kenobi iki Jedi olarak (tabiki de Jar Jar Binks’le birlikte) daha nasıl desekk böyle tarafsız ve anlaşmacı olarak geldikleri Naboo’daki durumu görerek kraliçeyi gezegenden kaçırırlar. Coruscant’a gitmek üzere bidikleri uzay aracının fazla dayanamaması onları Federasyon ile çok işi olmayan Tatooine gezegenine inmek zorunda bırakır. Qui-gon Jinn ve Obi-wan Kenobi burada gelecekte önemi daha şimdiden anlaşılan küçük Anakin Skywalker’la tanışır ve Coruscant’a gitmek için araçlarının onarımında Anakin ve sonunda aradıkları parçayı onlara sağlayacak bahsi kapsayan bir pod yarışına katılırlar. Burda zor ama sürpriz olmayacak biçimde Anakin yarışı kazanır ve köleliğinden de kurtularak Qui-gon Jinn, Obi-wan Kenobi ve kraliçeyle birlikte Coruscant’a doğru yola çıkar.

Qui-gon Jinn, Anakin’in Jedi olmak ve belki fazlası için seçilmiş kişi olduğuna inanıp onu öğrencisi olması için gerekli her şeyi yaparken Coruscant’taki karışıklık da Ticaret Federasyonu’nun karışıklığı hüküm sürmektedir. Kraliçe yeniden Naboo’ya dönmeye karar verirken Qui-gon Jinn ve Obi-wan Kenobi kendisine eşlik eder ve Gunganlara olan ittifak için, filmin bana göre en renkli siması Jar Jar Binks esas yapacağını yapar.

Son bölümde Naboo’da kraliçe ve ekibi, Gunganlar ve Qui-gon Jinn-Obi-wan Kenobi üç ayrı noktada mücadelelerini verirler ve üç başarıya karşın, Jedi Qui-gon Jinn’in büyük kaybı yaşanır fakat yine de Naboo’nun başarısının kutlamalarıyla Episode I kapanır.

–Spoiler–

Star Wars artık Star Wars ve üzerine (beğenmese bile) Tolga’nın dahi atıp tutabileceğini sanmadığım bir saygınlığı var. Lost’taki Hurley’e, Sawyer’ın Jabba benzetmesi gibi pek çok modern çağ göndermesi var ve film (+ tüm seri) izlendiği takdirde bazı parçaların yerine oturduğunu anlıyorsunuz.

Güzel başladık. Arada aksamalar olur mu bilinmez ancak ne olursa olsun altı Pazartesimiz şimdiden renkleşip efsaneleşti diyebilirim.

Birde sizin favori sıranız nasıl, etkinliği nasıl buldunuz, önerileriniz var mı, ben mesela Jar Jar’ı çok sevdim sizi öyle etkileyen karakterler var mı? Gibi sorular için şöyle bi 15-20 yorum alıyoruz Monday Wars için. Paylaşırsanız mutlu oluruz 🙂

Haftaya görüşmek üzere.

Nesli.

0