Category: Harlan Coben

Sığınak (Shelter) – Harlan Coben

Harlan Coben denilince akla iki çeşit kitap gelirdi. Bunlardan ilki “standalone” olarak geçen ve her biri birbirinden bağımsız kitapların oluşturduğu seri, diğeri ise elbette ünlü Myron Bolitar serisi.

Ancak bu durum bir üçüncü bir seri; Myron Bolitar’ın yeğeni Mickey Bolitar’ın maceralarını anlatan kitaplarla ile değişti.

Sığınak da, Mickey Bolitar serisinin ilk kitabı.

Harlan Coben kitaplarında şöyle bir şey vardır;  sırayla okumazsanız çok şey kaybetmezsiniz. Yazar size kimin nereden geldiğini illa ki bir yerlerde hatırlatır. Ama kitaplarını sırayla okursanız elbet kazanacak bir şeyleriniz olduğunu görürsünüz. Buradan yola çıkacak olursak Mickey’nin hikayesinin temellerinin de Myron Bolitar serisinin son kitaplarından Yüksek Gerilim’de atılmaya çoktan başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Küçüklüğünde ailesinin dünyanın çeşitli bölgelerinde yardım çalışmaları sebebiyle Mickey Bolitar’ın hiç düzenli bir hayatı olmamıştır. Ailesinin bunu değiştirecek kararı almasının ardından geçen kısa sürede ise babasının gizemli bir şekilde ölümü ve annesinin bağımlılıkları Mickey’i, dedesi, babaannesi ve pek de haz etmediği amcası Myron Bolitar’la beraber yaşamaya mahkum bırakır.

Mickey’nin kurmaya çalıştığı düzende belki de en büyük dayanağı kız arkadaşı Ashley’nin ortadan kaybolması, başından maceranın eksik olmadığı Myron Bolitar’ın genlerini taşıyan bu genç dostumuzu da kız arkadaşını sonuna kadar aramaya sürüklüyor. Mahalledeki gizemli Yarasa Kadın çıkış noktası olmak üzere, Mickey’nin kendi gibi gördüğü dışlanmış arkadaşları Ema ve Kaşık ile macerası Ashley’nin bulunması temelinde hızlı bir başlangıç yapıyor.

Sığınak için “young adult” kaygılarını bir kenara bırakırsak, bir kitabi Harlan Coben eseri yapan tüm unsurları barındırdığını söyleyebiliriz. Ki tahmin edersiniz ki bu unsurlar bir kitabi iyi bir kitap saymak için fazlasıyla yeterli. Bunun dışında evet bir Myron Bolitar serisi kitabı kadar derinlikli bir eser değil. Ancak kitabı okumadan önce aklınızda tutacağınız birkaç bilgi, bu beklentinin oluşmasını daha başlamadan önleyip, Sığınak’tan maksimum keyfi almanızda yardımcı oluyor.

Serinin yeni halkalarının Türkçe’ye daha hızlı çevrilmesi dileğiyle.

0

Başka Şansın Yok (No Second Chance) – Harlan Coben

Her zaman Harlan Coben’i bir çıkış olarak görmüşümdür. İlk olarak Orman‘ı okumuştum yanılmıyorsam ve o gün bu gündür o kadar çok kitabı, daha önemlisi benim tarzıma uyan o kadar çok kitabı vardı ki, sonsuz bir hazine, neyden ve nereden çıkmış olursam olayım köşeme çekildiğimde rahatlayabileceğim bir kaynak olarak kabul ediyordum yazarı. Dilimize çevrilmiş ve benim okumadığım son kitabı; Başka Şansın Yok’a kadar.

Doktor Marc Seidman, hastanede gözlerini açtığında evlerinde uğradıkları silahlı saldırı sonrası eşi Monica’nın öldüğü ve küçük kızı Tara’nın kaçırıldığı haberini alır. Kendisi de ölümden dönmüş, bir haftadan uzun bir süredir koma halindedir. Kaybettiği eşi için yapabileceği bir şey yokken kızını kaçıranlar tarafından kendine geldiği gibi aldığı fidye talebi, artık Tara için yaşaması gerekliliğiyle beraber bir şeyler yapması gerekliliğini gözler önüne serer. Bu esnada kendisinin vurulmuş olması, avukatı Lenny’nin polisin ilk şüpheli olarak Marc’ı göreceği teorisini bir miktar erteler.

Marc, maddi durumu gayet yerinde olan kayınpederinin sağladığı 2 milyon dolarlık fidye parasıyla kızını kaçıranların yanına geriden sağlanan polis desteğiyle gider ama tabi ki bu destek, fidyeciler tarafından istenen bir birliktelik değildir ve Marc parayı vermiş olmasına rağmen kızına kavuşamaz.

Her ne kadar ikinci bir şansı olmayacağından bahsetseler de, Tara’yı kaçıranlar(?) 18 ay sonra Marc’tan kızına kavuşabilmesi için tekrar 2 milyon dolar isterler. Marc’ın bu seferki yardımcısıysa FBI’dan ayrılan eski nişanlısı Rachel’dır. Sonucun ilk buluşmaya benzer sonuçlanması artık Tara’nın gerçekten ölmüş olabileceğine işaret ederken Marc ve Rachel’ın artık olayı çözmek dışında bir şansı kalmamıştır.

Başka Şansın Yok klasik Harlan Coben tarzının en belirgin kitaplarından biri olmuş. Tempo hiç düşmüyor ve sonda size göstereceği (ve benim burada asla bahsetmemem gereken :)) iyi sürprizleri elbette ki var. Bununla beraber, örneğin Bolitar serilerinin vazgeçilmezi yoo-hoo’lardan yazarın standalone bir kitabında “yoo-hoo diye bir içecek” diye, bir bilinmeyen olarak bahsetmesi, gülümseten ve sürekliliği ödüllendiren detaylardan biri.

Polisiye deyince Harlan Coben artık kitaplarını birbirine karıştırabileceğimiz kadar kendisiyle yarışıyor. Daha büyük bir başarı ölçütü açıkçası şu an için düşünemiyorum. Gözümü karartıp İngilizce olarak devam edebilirim ama Türkçe’ye kazandırılmaları açısından umarım ki çevirileri hız kesmez.

0

Zor Oyun (Fade Away) – Harlan Coben

Halan Coben adını andığımızda belirli bir tarz, Myron Bolitar ismini söylediğimizdeyse tüm bu dünyanın içerisinde apayrı bir seri gözümüze çarpıyor. Onlarca kitabı olan bir yazar için kendini tekrarlamak gibi bir şey varsa, bunun kesinlikle Zor Oyun’da ortaya çıkmayacağına sizi temin ederim.

Myron Bolitar’ı artık etraflıca tanıtmaya gerek var mı bilmiyorum ama, kitaplar gibi bu yazıyı da bağımsız olarak değerlendirdiğimizde basketbol kariyeri talihsiz bir sakatlanmayla başlamadan biten eski bir sporcu, avukat, menajer ve polisiye yetenekleri gelişmiş çok yönlü bir karakter olarak özetleyebiliriz.

Önceki serilerde (aslında Türkçe’ye çevriliş sırasına göre önceki serilerde desek daha doğru olur çünkü Fade Away, kendisinden sonra çıkan birçok kitabı beklemiş durumda) tenisten golfe birçok sporcunun menajerliği sırasında o spora ait dünyalara konuk olan Myron Bolitar, Zor Oyun’da kendi sporu; basketbol dünyasının içerisinde.

En başta, Myron’ın gençlik yıllarından tanıdığı şu an New Jersey Dragons oyuncusu Greg Downing’in ortadan kaybolmasıyla klasik bir Myron Bolitar polisiyesine adım attığımızı düşündüğümüz bir hikayeyle açılıyor Zor Oyun. Ama basketbolun Bolitar açısından büyüsünü adeta okurlara aktarırcasına gelen, takım yöneticilerinin Myron’ın oyuncuların arasına girebilmesi için NBA’da profesyonel olarak oynayacağını da içeren teklifi, en az Bolitar kadar onun birçok kitabını okuyan okurlarının da gözlerini yaşartıyor. Dev bir karakterin belki de tahminlerimizle aydınlatmaya çalıştığımız geçmişi, Myron’ın o sahaya adım atmasıyla kendi ağzından dökülmeye başlıyor bir anda. Diğer her şey ise, klasik Bolitar kalitesi, esprileri ve akılcılığıyla akıp gidiyor. Win, Jessica, Esperanza.. Karakterler, mekanlar o kadar tanıdık ve samimi ki artık, içimize işleyen bir hikayenin heyecanla beklenen yeni bölümü tadında seyrediyor kitap.

Harlan Coben’e ve/veya Myron Bolitar serisine ne kadar aşinasınız bilmiyorum ama Zor Oyun’la bu seriye başlamak sanırım isminin aksine oldukça kolay. Sonradan öğrendiğiniz her şeyin üzerine konulabileceği iyi bir temel atılıyor Zor Oyun’da ve bunu olabildiğince çabuk bitirmek, tamamlandığında ne olduğunu görmek istiyorsunuz. Kitap okuma gereklilikleri açısından 479 sayfalık oldukça güzel bir deneyim sizleri bekliyor.

0

Kimseye Söyleme (Tell No One) – Harlan Coben

Liste önümde açık ve saymaya nereden başlayacağımı düşünüyorum. Sonra, artık kendimizi bildik bileli kavramına yakın süredir bildiğimiz uzun kenarla kısa kenardaki değerleri toplayıp çarpmak geliyor aklıma. İşimi kesinlikle kolaylaştırıyor ve 22 rakamına ulaşıyorum bu yazıyı yazarken. Bundan bir sene, hatta altı ay baktığınızda yine artmış olacak biliyorum ve bir insan nasıl bu kadar yaratıcı olabilirken tür dışında kendini tekrarlardan kaçınabilir diye merak ediyorum. Harlan Coben, 22 kitabı var şu an ve önümde bu sefer; Kimseye Söyleme.

Coben’in stand-alone, yani Bolitar serisinin dışında her biri bağımsız eserlerinden üçüncüsü Kimseye Söyleme. Genç eşi Elizabeth’i kaybettiği sekiz yılın ardından hayata tutunmaya çalışan Dr. David Beck esas kahramanımız. Aslında gidenin ardından her şeyin yatışmaya başladığı ve acılara rağmen hayat devam ediyor kıvamının yakalanmaya çalışıldığı anlar vardır ya, tam da orada Dr. David Beck. Ta ki, o mail’i alana kadar..

Sadece Elizabeth’le paylaştıkları yaşanmışlıklara vurgu yapan o mail, Beck için adeta geçmişin, hayatın ondan alınışının geri dönüşü gibi bir etki yaratırken “ölüm” gerçeğiyle yeniden ve yeniden yüzleşmek ise, kötü bir oyuna getirilme kuşkusunu barındırıyor ister istemez. Aralanan geçmiş, en sert ve saf haliyle Dr. David Beck’i içine çekerken birbirine kenetlenmiş ve henüz kapanmamış olayların da artık çözülme vaktinin geldiği Harlan Coben ustalığıyla okura harika aktarılıyor.

Bugüne kadar esprili Myron Bolitar serileri, Orman, Asla Vazgeçme gibi diğer Harlan Coben stand-alone’larını baya okudum. Ancak Kimseye Söyleme gerek kurgusu, gerekse de sizi içine çekişi anlamında zaman geçirdiğim son dönemdeki diğer yazar çalışmalarını da kapsamak üzere hayli güçlü geldi.

Dönüp dolaşıp listeye gelirsek, aslında Türkçe’ye geçtiğimiz ay çevrilen Stay Close dışında anadilimizdeki tüm Harlan Coben’leri okuduğumu sanıyor, artık birkaç İngilizce alsam mı diye düşünürken Kimseye Söyleme, Karanlık Fotoğraf ve Başka Şansın Yok’u gördüm. Nasıl atlanır, böyle bir tongaya nasıl düşünür diyordum ki yayınevi faktörü beni fena yakaladı. Güncel Harlan Coben’ler Martı Yayınları’ndan çıkarken, saydığım üçlü Babıali Kültür Yayıncılığı’nın imzasını taşıyor. Kitapevlerinde zor bulunsalar da online olarak tamamını bir hafta içerisinde edinmek mümkün. Nasıl bir altın bulma etkisi yaşadığımı kelimelere dökemeyeceğimi farkederek sözü fazla uzatmıyorum. Coben’i okuyun. Her kitabında favori yazarlar listenizde üstlere çıkacak.

0

Geri Dönüş (Back Spin) – Harlan Coben

Yazarlar kitaplarında ne yapmaya çalışır? İlkler için konuşmayayım ama özellikle birden fazla ve benzer tarzda kitaplar çıkartıyorlarsa birbirine benzetmemeye, kısaca özgün eserler yaratmaya gayret ederler. Harlan Coben ise ilginç bir şekilde tam tersi birbirine benzeyen kitaplarla bu işi yürütüyor. Hemde ne yürütmek..

Geri Dönüş, Coben’in 1997 yılında yazdığı dördüncü Myron Bolitar kitabı. Golfçü Linda ve Jack Coldren’in oğlu Chad Coldren’in kaçırılmasıyla başlayan hikayemiz, Linda’nın Myron’dan yardım istemesi ve Jack’in yıllar önce kaybettiği şampiyonayı kazanma çabası üzerinde dönüyor. Coldren’lerin Win’le olan ilginç yakınlığı, ilk defa olaylara Win’in dahil olmama hassaslığını göstermesiyle ilginç bir hal alırken, Myron Bolitar için de kuşkusuz bambaşka ve hafiften sudan çıkmış balık deneyimi oluyor.

Geri Dönüş’e başladığınızda girişte Harlan Coben’in golften pek anlamadığı/zevk almadığının itirafı ve bu sebeple aldığı yardımların teşekkürleri var. Şöyle bir bakıp iyi tamam diyerek kitaba başlıyorsunuz ve hop, karşınıza Myron Bolitar geliyor. Bilin bakalım golf hakkında ne düşünüyor? Tabi ki Coben gibi.. Anlık olarak bir yerlere yazmış olmalıyım ama Myron Bolitar’la Harlan Coben’in kendini yazdığını, Geri Dönüş kadar hiçbir kitabında hissetmemiştim. Kitabı bitirdikten sonra Coben’in de soluğu golf sahasında aldığına hiç şüphem yok Myron gibi. Spoiler sayılmaz 🙂

Kitabın çizgisi belli. Ne yazarı ne de kitabı çok çok anlatmaya gerek yok ama diğer Myron Bolitar serilerine oranla biraz daha sona ağırlık vermiş Harlan Coben, Geri Dönüş’te. Açmak gerekirse, mesela Büyük Vuruş’ta sizi şaşırtan “aaaa” faktörleri kitaba dengeli dağılmışken Geri Dönüş’te bu oran aynı kalmakla beraber hepsi sonda toplanmış. Gizemi çözdükçe açılan detaylar buna sebep olmuş diye düşünüyorum ama sonunda tatmin etse de, kitabın ortalarında sürekli fazla beklenti oluşturuyorsunuz. 468 sayfalık kitabın elimdeki ilk Türkçe baskısı Martı Yayınları’ndan çıkmış durumda. Türkçe’ye çevrilmiş bir Harlan Coben, hemde Myron Bolitar serisi! Hadi, daha ne duruyorsunuz?

0

Büyük Vuruş (Drop Shot) – Harlan Coben

Yavaşlayarak kitap okumak nasıl bir duygudur? Normalde zaman ayırabildiğim ölçüde elimdeki kitaptan en çok faydalanmayı, daha net olursak başladığım zaman okuyabildiğim kadar okumayı tercih ederim. Göz önündeki her kitap, sahip olunan boş zamanı değerlendirmenin en sağlam yollarından biridir sonuçta ama bu kitabın yazarı Harlan Coben olunca işler biraz değişiyor. “Kitap bitmesin” havası tek kelimeyle sizi ele geçirmeye başlıyor. Ayrıca onlarca kitabının arasında okumadıklarınız azalmaya başladıysa, bu konuda işiniz daha da zor..

Coben’i bilenler bilir, iki farklı seri olarak (ki yakında üç olacak olacak) yazar kitaplarını. İlki birbirinden bağımsız kitaplar ve ikincisi elbette Myron Bolitar serisi. Büyük Vuruş da işte bu Myron Bolitar serisinin ikinci kitabı olarak karşımızda duruyor. Bu noktada kitaba geçmeden önce Myron Bolitar serisi için söylemekte fayda var ki; birbirini izlemeseler de, hikayelerin ve karakterlerin genel gidişatını kavramak adına kronolojiye dikkat etmek faydalı olabiliyor. Henüz hiç Bolitar serisine başlamamışken bu doğrulamayı yapmamda yardımcı olan, kitap konusunda kuşkusuz ilk başvuracağım isim Gizem ve Twitter etkileşiminde harikalar yaratıp, cevap verme nezaketini gösteren Harlan Coben’e ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum.

Ve Büyük Vuruş! Eski basketbolcu, eski ajan, avukat ve spor menajeri sıfatlarını tek bir bünyede toplayan (artık süper kahramanımız desem yeri) Myron Bolitar bu defa kendisini, eski tenis oyuncusu Valerie Simpson’ın öldürülme davasının içerisinde buluyor. Valerie’nin ölümünden kısa bir süre önce kendisine ulaşmaya çalışması zaten bu davaları araştırabilmek için bahane arayan Myron’a istediğini verirken, davanın Myron’ın popüler tenis yıldızı müşterisi Duane Richwood’a sıçrama ihtimaliyse ortamdaki gerilimi arttırmak için yetiyor da artıyor bile.

Myron’ın her zamanki gibi en sağlam dostu Win’le (Windsor Horne Lockwood, III) yürüttüğü araştırma, Valerie Simpson’ın altı yıl önce öldürülen senatör oğlu nişanlısının davasıyla kesişmeye başladığında yeni bir boyut kazanırken, başta Myron olmak üzere kız arkadaşı Jessica Culver ve daha birçok ismin yaşamı da bu -kapatılmak istenen- davada tehlikeye giriyor.

Kitabın devamında her zamanki Harlan Coben bağlayıcılığı devam ederken, geride bırakılan sürprizlerin bile sonlara doğru nasıl canlanabildiği okuru büyük ölçüde hayrete düşürüyor.

Büyük Vuruş -hatta her Harlan Coben kitabı için geçerli bu- tek kelimeyle nasıl geçtiği anlaşılamayan bir kitap. Tek oturuşta sayfaların nasıl ilerlediğini kesinlikle anlayamıyor, genel sağlam kurgunun içerisindeki harika diyaloglara tek kelimeyle hayran kalıyorsunuz. O yüzden fazla söze gerek yok, 453 sayfadan oluşan kitabın elimdeki Türkçe baskısı Martı Yayınları’ndan çıkmış durumda. Alın ve okuyun. Nokta.

0

Kapan (Caught) – Harlan Coben

Her yıl çıkardığı kitaplarla sağlam bir okur kitlesi yakalayan Harlan Coben’in, birbirinden bağımsız kitapları olarak andığımız serisinin son halkası Kapan’la birlikteyiz.

Kapan, Wendy Tynes isimli, kendilerinden yaşça küçük çocuklara ilgi duyan zanlıları, televizyonda kendi programında ifşa eden muhabirin Dan Mercer’ı konu alan programıyla başlıyor. Mercer’ın programda suçlu gibi gösterilip mahkemede aklanması Wendy Tynes’ın güvenilirliğini sarsar ve o esnada ortadan kaybolan on yedi yaşındaki Haley McWaid davası, Dan Mercer üzerindeki şüpheleri tekrar canlandırır.

Haley McWaid’in kaybolması üzerine Wendy Tynes’ın, zamanında kendi çocuğu mağdur duruma düşmüş Ed Grayson olduğunu düşündüğü kişi toplumdan dışlanan Dan Mercer’ı kendi adalet anlayışıyla cezalandırır ve olayın tek tanığı da muhabir Wendy Tynes’ın kendisi olur. Polisin Tynes’ın ifadesi doğrultusunda bulduğu deliller Dan Mercer cinayetini Ed Grayson’ın işlediği yönünde bir hava bıraksa da, Mercer’ın cesedinin bulunamaması ve Grayson’ın kendini savunma konusundaki üstün başarıları davayı çıkmaza sokar.

İtibarı zaten yeterince zarar görmüş olan Dan Marcer’ın öldürülmesinin üzerine fazla gidilmese de, bir yerde Ed Grayson sayesinde ulaşılan bir ipucu sayesinde Dan Marcer’ın otel odasında kayıp kız Haley McWaid’in iPhone’una ulaşılır. Bu esnada Dan Mercer üzerinde artan suçlamalara rağmen Wendy Tynes, Mercer’ın üniversite arkadaşlarının son yıllarda skandallarla alaşağı edildiği skandalları keşfeder ve aslında Dan’in suçsuz olabileceği izlenimine kapılır.

Haley McWaid’in iPhone’undaki GPS sayesinde ekipler kızın cesedine ulaşırken Wendy Tynes da artık bu olayı yalnızca kendisinin çözebileceğini fark eder. Dan Marcer’ın üniversiteden arkadaşı Phil Turnball’ın takıldığı “babalar klübü”, McWaid ailesi ve Dan’in eski eşi Jenna Wheeler arasında gidip gelen Wendy, sonu kitapta sıklıkla olumsuz bir davranış olarak vurgulanan, ailelerin alkollü partilere izin vermesi konusunda bir gerçeğe ulaşır.

Haley McWaid’in başına gelenler ve Dan Mercer’ın akıbeti konusundaki sürpriz finalle tamamlanan Kapan’ın zaten düşmeyen temposu, finalde fazlasıyla tavan yapıyor ve okuyucuya gerçekten ayırdığı zamana değen bir kitap hissi uyandırıyor.

505 sayfa olan Kapan’ın elimdeki ilk Türkçe baskısı Martı Yayınları’ndan çıkmış durumda. Harlan Coben’in artık aşina olduğumuz tarzının bir mükemmel örneğini daha zevkle okuyacağınıza eminim.

0

Oyunbozan (Deal Breaker) – Harlan Coben

Bugün, ilerleyen dönemde baş kahramanının ismiyle anılacak olan Harlan Coben’in Myron Bolitar serisinin ilk kitabı Oyunbozan’a şöyle bir göz atacağız.

Eski basketbolcu, şu an spor menajerliğiyle uğraşan ve zamanında azda olsa polisiye geçmişe sahip Myron Bolitar’ın yaşamı, bir gün eski kız arkadaşı Jessica Culver’ın dönüşüyle farklı bir boyut kazanır. Jessica’nın kayıp kız kardeşi Kathy Culver ve yakın zamanda yaşamını yitiren babası Adam Culver’ın hikayesi birçok soru işareti barındırmaktadır ve Jessica’nın olayların aydınlatılmasında Myron’dan başka güvenebileceği bir isim yoktur.

Bolitar’ın yakın dostu Win’le (Windsor Horne Lockwood III) beraber başlattığı araştırma Kathy Culver’ın içerisine düştüğü durumu gözler önüne sererken Jessica ve Kathy’nin babalarının ölümü de tesadüf gözükmemektedir. Kathy’nin fotoğrafının kullanıldığı ve belirli bir amaç için tanıdığı birkaç kişiye yollanan dergi de, Kathy’nin yaşayıp yaşamadığı kadar bu işten birilerinin faydalanmaya çalıştığını da işaret etmektedir. Myron’ın menajerliğini yaptığı ve Kathy’nin nişanlısı Christian Steele’in transfer şartlarının kötüleştirilmesi ve Adam Culver’ın eski dostu Paul Duncan’ın değişmeye başlayan rolü, Myron ve Win için olayı çözmek konusundaki anahtar noktalardan sadece bir kaçıdır. Kanıtlar bir araya geldikçe olayı aydınlatmaya adım adım yaklaşan Bolitar, düğümün Christian Steele üzerinden çözüleceği konusunda fazla zorlanmaz.

Oyunbozan, orijinal dilinde 1995 yılında yazılmış bir kitap ve Harlan Coben’in son dönemdeki eserlerinin yanında açıkçası yazarın biraz daha başlangıç aşamasında olduğunu belli ediyor. Büyük araştırmalar ve toplanan delillere rağmen sonunda hikaye o kadar kolay bitiyor ki bir okur olarak finale yaklaşırken bu detayların daha çeşitlendirilmiş olmasını, en azından finale bağlanmış olmasını istiyorsunuz. Ayrıca yazarın bahsettiğim yeni jenerasyon kitaplarını okuduktan sonra Oyunbozan’a geçmek de kuşkusuz beklentilerin kronolojik yenilgisine tanıklık ediyor. Ama ne olursa olsun 2011 yılında onuncu Myron Bolitar halkası Live Wire’ı piyasaya süren Harlan Coben için seriye güçlü bir başlangıç olmadığını da kimse iddia edemez. Oyunbozan’ın birinci Türkçe cep baskısı 448 sayfa olarak Martı Yayınları’ndan çıkmış durumda. Günümüzün güçlü yazarlarından birinin seriye başlangıç kitabı olması bile Oyunbozan’ı fazlasıyla okunabilir kılarken içeriğinden de pişman olmayacağınızı size söyleyebilirim.

0

Asla Vazgeçme (Hold Tight) – Harlan Coben

Bu yazı spoiler içerebilir.

Harlan Coben’in Orman’la (Woods) başlayan Türkiye’deki tanınmışlığını kuşkusuz aynı hızda devam ettirecek olan Asla Vazgeçme, Doktor Michael “Mike” Baye ve avukat eşi Tia’nın, artık kontrol edemediklerini düşündükleri on altı yaşındaki oğulları Adam’ın ortadan kaybolmasıyla başlıyor. Baye’lerin, Adam’ın yaptıklarını takip edebilme amacıyla bilgisayarına yükledikleri casus programın verileri ışığındaki endişeleri, Adam’ın ortadan kaybolmasıyla en üst düzeye ulaşıyor.

Kitap bununla birlikte bir cinayetler serisini de eş zamanlı olarak işlemeye başlıyor. Başta bıyıklı adam ve saman saçlı kadın olarak tanıtılan Nash ve Pietra’nın farklı bir izlenim yaratma çabasıyla işledikleri Marianne Gillespie ve Reba Cordova cinayetleri, Orman‘dan hatırlayacağımız New Jersey-Essex savcısı Paul Copeland ve yardımcısı (veya artık daha üst bir düzeyde dedektif olan) Muse’un araştırmasına konu oluyor.

Mike ve Tia’nın Adam’ı bulma çabalarının etrafında şekillenen Asla Vazgeçme, Adam’ın in intihar eden arkadaşı Spencer Hill’in annesi Betsy Hill’in ve oğlunun gerçek ölüm nedenini araştırmasını da konu ediyor. Başta kocası Ron’un ölen öldü sonuç değişmeyecek görüşüyle hareket eden Betsy’nin olayların Adam’la bağlantısı olabileceği düşüncesi kitabın finaline kadar uzanırken, Adam’ın annesi Tia’nın Spencer’ın başına gelenlerin Adam’ı da etkileyebileceği düşüncesi Baye ailesinin endişelerini de bir başka kulvarda daha devam ettiriyor.

Yine diğer karakterlerden gidecek olursak; Susan & Dante Loriman’ın böbrek hastası oğulları Lucas için çabaları, bu arada ortaya çıkan bir başka sır, Baye çiftinin küçük kızı Jill’in arkadaşı Yasmin Novak ve babası Guy, Yasmin’in hayatını artık eskisi gibi olmayacak şekilde değiştiren öğretmeni Joe Lewiston ve atladığım daha birçok karakter, Asla Vazgeçme’de hiç de tahmin edemeyeceğiniz şekillerde birbirine bağlanıyor. Ayrıca aralara yerleştirilen Jill’in annesinin telefonuyla oynamak istemesi ve Yasmin’in babasının odasını karıştırması gibi ufak detaylar bile finale yaklaştıkça ciddi gelişmeler haline gelebiliyor. Tabi ki her gelişme de, genel çerçevede bir başka sürprizi doğuruyor.

Final konusunda tatmin etmeyen birçok kitabın aksine Asla Vazgeçme, Harlan Coben’in muhteşem toparlamasıyla sonlanıyor ve bittikten sonra gerçekten okuduğunuza değen bir kitap izlenimini fazlasıyla veriyor. Temelde başlı başlına ayrı bir kitap olsa da, Asla Vazgeçme’yi okumadan önce yazı boyunca sürekli andığım Orman‘ı bitirmenizde fayda görüyorum. Her ne kadar öyküyü bağlamasa da en azından Paul Copeland’ın özel yaşamının damdan düşer gibi Asla Vazgeçme’ye dahil edilmediğini böylece anlamış olursunuz.

Elimdeki Martı Yayıncılık’tan çıkan kitabın birinci cep baskısı 471 sayfadan oluşuyor. Üzülerek söylemeliyim ki kitabın bu ilk baskısı birçok imla hatası içeriyor ve bazı noktalarda karakterlerin yanlış kullanımı bile mevcut. Böyle bir kitaba hiç hak etmediği bu düzenleme ve/veya hatalar umarım bir sonraki baskılarda giderilmiş olur ve Asla Vazgeçme içeriğiyle olduğu kadar çevirisiyle de göz doldurur.

0

Orman (Woods) – Harlan Coben

Not: Bu yazı spoiler içerebilir.

Bir yaz kampında iki gencin ölümü ve diğer ikisinin kayıplara karışması üzerinden yirmi yıl geçmiştir. O dönemde yaz kampında bulunan bugünün New Jersey-Essex savcısı Paul Copeland’ın üzerinde çalıştığı bir tecavüz davasında, yirmi yıl önce ormanda yaşananlar kişiselleştirilerek önüne sunulmuştur.

Eski dosyaların tekrar aralanmasıyla Paul Copeland, yardımcısı Muse’un da yardımıyla kayıplar arasında bulunan ve öldüğü varsayılan kardeşi Camille’in de izini sürmeye başlar. Bu arada dallanıp budaklanan olaylar bir şekilde Copeland’ın yirmi yıl önce o ormanda bulunan kız arkadaşı Lucy’e kadar ulaşır ve ikili tekrar yakınlaşmaya başlar.

525 sayfadan oluşan kitap gerçekten çok sade bir dille ve temel karakterler üzerine yazılmış. Olayların gidişatı, yer yer araya serpiştirilen sürprizler, kolay kolay tahmin edilemeyecek finale kadar her şey okuyucuyu kitaba bağlamada önemli rol oynamış. Kitabın, Temmuz 2009’da çıkan ilk Türkçe baskısı Elif Sezginci’nin çevirisiyle Martı Yayıncılık imzasını taşıyor.

Sürükleyicilik, bir miktar polisiye, aksiyon, gerilim derken hepsinin bir kitapta ve bu denli uyumla karşımıza çıkması Harlan Coben’in Orman’ını göz ardı edilmeyecek eserler arasına koyuyor. Son olarak normalde 19 TL’lik kitabı, D&R online store‘da büyük bir indirimle bulabileceğinizi de eklemekte fayda var.

0