Category: Emre

Favori Happy’ler: Bölüm 3

Favori Happy’lerin tüm bölümleri

Geçtiğimiz hafta fazla “happy"lik bir hafta olmadığı için verdiğimiz aranın ardından Favori Happy’lerin son bölümüyle sizlerleyiz. Ya da, sizinkileri seçtiğimize göre, siz bizlerlesiniz de desek yanlış olmaz 🙂

Haydi, başlayalım!

7:04 PM (Derya)

image

Susam Sokağı’ndaki Kermit’in ilk başta kurbağa olmadığını biliyor muydunuz? Ne olduğuyla ilgili hakkında çok söylenti bulunsa bile bunların çoğu kertenkelede hemfikir oluyorlar. Bu Happy’de de kertenkele kılıklı yeşil bir kukla ve onun en büyük dostu var. Aklıma ilk bu hikaye geldi 🙂

(Bunu Dery ile birlikte izledik ve sonra bu söylentilere baktım. Kermit için evet, lizard diye büyük söylentiler var. Genel karşılığı kertenkele olmakla birlikte bunu Türkçe’ye hangi soğukkanlı yaratıkla çevirirseniz artık o oluyor. İşin komik yanı, konuşmamızdan sonra konuyla ilgili aşağıdaki Tweet’i tamamen şans eseri görerek, iddiayı bir kez daha onaylamış oldum. Şans ya 🙂

Performans da güzeldi yalnız – T :))

10:40 AM (Çağla)

image

Bildiğiniz üzere adam başı 3 tane performans seçme hakkımız, Tolga beylerin bir bölüm beş performans olacak takıntısı yüzünden yarım kalmıştı. Ben de böyle halktan gelenlerin içine dahil olurum işte! 🙂 Bir Tolga’yla da kalmıyor ki. Sen kalk Nesli kişisi benim son seçimim 1:36’yı ikinci bölümde kullan. Valla ben bunlarla baş edemez oldum 😀 Neyse benzer niteliklerde bir hanımkızımızı 10:40’ta bulmam zor olmadı. Açıklama için nesli kişisine bakın ne yapayım 🙂

11:12 AM (Deniz)

image

Önceki Happy seçimlerine baktığımda çoğunlukla hareketli ve şarkıya uyumlu dansların seçildiğini gördüm. Benim seçimim de bu yönde oldu. İyi seyirler 🙂

1:08 PM (Ali)

image

1-2-3 boks! Happy’yi çılgınlık seviyesinde izleyenler bu peş peşe olanların dışında da boks figürlerini bulacaktır. Dikkatimi çeken bu benzerlikler içinde en beğendim performansı sizlere sunuyorum.

7:56 AM (Emre)

image

Çağla’nın örgütlemesi sonucu bir hakkım daha olduğunu öğrendim 🙂 Bunu GTA 5’teki LA gerçekçiliğinin birebir örneği bu kanaldaki Hintlimsi performasla birleştiriyorum. Bakalım sonumuz ne olacak 😀

***

5-10-15… Böyle bir yazım vardı di mi benim? 🙂 Neyse, üç bölümde birbirinden güzel Favori Happy’leri keşfettik. Eminim bir o kadarı da kalmıştır ama bir ay boyunca bize güzel bir aktivite olduğuna hiç şüphe yok. Sizin de eğlendiğinizi umarak aktivitemizi, etkinliklere de kaydederek ölümsüzleştiriyor ve bu sayfayı kapatıyorum. Yüzlerce bölüm izleyen tüm Happy’cilere mutluluklar 🙂

0

Favori Happy’ler: Bölüm 2

Favori Happy’lerin tüm bölümleri

Nee ilk bölümde üç favori hakkımı da kullanmış mıyım? Daha hiç fikrini söylememiş iki kişi mi var? Nee Çağla sadece iki tane mi seçmiş?

Anlaşıldı bugün sadece girişi ve kapanışı yapacağız.. Evet efendim, Pharrell Williams’ın 24 saatlik Happy’sinde bugün Nesli ve Emre’nin seçtiği beş favori Happy’e göz atacağız. Hadi başlayalım!

5:24 AM (Nesli)

Herkese merhaba… Pharrell Williams’ın ilk başlarda sadece radyoda duyduğum bir çalışmasından bu denli malzeme çıkartabileceği ne yalan söyleyeyim aklımın ucundan bile geçmemişti. Baya bir performans izledikten sonra benim favorilerimin başında korucu giysili bu orta yaşlı amcamız geliyor. Sabahın 5:24’ünde ayakta olmasına şaşırmayacağımız (merak etmeyin ben kendi sırasında izlemedim :)) ve harika figürlerle canlı ve kendisine göre bir hayli hareketli bir performas sergilemiş. Unutmak zor olurdu 🙂

5:52 AM (Nesli)

Ve küçük dostu yüzünden bir erken kalkıcı daha. Uf tamam “sorumlu olduğum” saati çok açığa vurdum ama bir köpekçikle Happy performansını izlemek hayvan hakkı savunucularına tüm saygımla beraber çok güzeldi. Hele şu kucağa geçtikten sonraki haline baksanıza ne şeker!! Kız mutlu, köpek mutlu, biz mutlu 🙂

1:36 AM (Nesli)

Benim için en iyiyi kişisel son seçimime bıraktım 🙂 Happy çok enerjik bir şarkı ve bu enerjiye ayak uydurabilen dansçıları 360 performans arasından seçmek şu an yaptığımız iş. Gece 1:36 itibariyle çıkan kız da işte buna çok uyuyor. Kendini ritme bırakıp adeta şarkıyla yaşıyor. İngilizce bilenler sözleri de takip edebilir ki, yaptığı hiçbir hareket tesadüf değil.

3:32 AM (Emre)

Olimpiyatlardanki jimlastiğin estetiğini gördüğümüz bir performansa Happy’de rastlamamız açıkçası sürpriz oldu. Şarkıyı dinlemek kadar bir anını kaçırmak istemiyoruz.

5:32 AM (Emre)

Diğerleri kadar insan tepkisi göremiyoruz ama Happy’nin Despicable Me 2 filmi ile olan bağlantısı için gerekli bir performans. 360 tane arasına koymak zor olmamıştır 🙂

***

Evettt, beş performansı daha geride bıraktık ve ben, Nesli, Çağla ve Emre’nin favori Happy’lerini görmüş oldunuz.

Geçen hafta son bölümü sizin seçimlerinize ayırmayı planladığımızı söylemiştim ve rastladığımız-rastlamadığımız birçok güzel örnek geldi. Beşlik sistemi bozmamak adına içlerinden seçim yapacağız ama en iyiyi henüz görmemiş olmamız da kuvvetle muhtemel.

Yani dememiz o ki, son bölüm için favori Happy’niz ve bizlerinki gibi bir açıklamanızı 9 Mart 2014 Pazar son gün olmak üzere iletişimden bize gönderebilirsiniz. İlk iki bölümde ikişer seçim yapan Çağla ve Emre de dahil 🙂

0

MW Sin City: The Customer Is Always Right

Oturmamızla kalkmamızın bir olacağını bildiğimiz için bir film gecesi olarak anmayıp, günlük tempomuzda yer ayırdığımız ikinci Sn City halkası The Customer Is Always Right’tan merhaba.

Bölüm öncesi kendi aramızda yaşadığımız ve bir kısmı Twitter’a da sıçrayan (uf nasıl sıçramaz ki şu devirde bir çözsem 🙂 hararetli fikir alışverişlerimiz sonucunda ne kadar kısa olursa olsun The Customer Is Always Right’ı ayrı bir bölüm olarak incelemeye aldık. Yine aynı diyalogların size söylediği üzere bugünün kahramanı Emre olacak ve Tolga fazla fikir beyan etmeyeceği her zamanki yazı düzenleme koltuğunda oturacak. Anlatıcınızsa tabii ki yine ben, Nesli (burada hafif alçalıp eteği kenarlarını yana çekme hareketi var :).

Emre’yi dinleyelim o halde artık ne dersiniz?

O geniş balkonda mutsuzluk abidesi ve görebildiğimiz sayılı renklerden ikisine sahip yeşil gözlü kırmızılı kadına yaklaşır adam. Her şeyin güzel olacağı temalı ve yılmış görünen iki insanın ayaküstü konuşması adeta sonun davetiyesidir. Tahrik edici bir şekilde ikram edilen sigara ve son öpüşmenin ardından susturuculu silahın vızıltısıyla biterken o an aslında adam için her şey, ertesi gün çekini bozduracak kadar profesyoneldir. Yine de hizmetine karşılık son nefese kadar sarılmak dahildir.

Kamera açısı uzaklaşır ve Sin City tanıtımından sonra bir hastanede buluruz kendimizi. Kolunda küçük bir kırık olduğunu öğrendiğimiz genç kız taburcu olmuş, annesi ile konuşurken asansöre doğru yönelir. Bu defaki rengimiz mavidir; kızın gözlerinde elbette. Asansörde doktor görünümlü adam isminin Becky olduğunu öğrendiğimiz kıza sigara ikram eder. Ben de seni seviyorum der Becky annesine ve her şey siyaha bürünür. Maviyi ve diğerlerini geçtik, beyaz bile kalmaz hiçbir yerde..

Etkileyiciiii! Kısa ama etkileyici di mi Emre? Yine ben, Nesli bu arada. Müşteri her zaman haklıdır temalı hızlı ve vurucu iki bölümden oluşan harika bir Sin City halkasıydı. Hikayenin dışına çıkarsak ilk balkonlu bölümde açık ve seçik kırmızılı kızın kendini ortadan kaldırttığını anlayabiliyoruz. Ayrıca çizgi romanı selamlayan anı da çok yerindeydi. Hastaneli bölümde ise bilenmezlikler ve başa sona eklenmesi istenen o kadar şey var ki, yalnızca The Customer Is Always Right biraz daha uzun olsaydı keşkeden başka düğümlenen boğazınız bir şey söyleyemiyor.

Önümüzdeki hafta sürpriz konuğumuzla birlikte Mickey Rourke efsanesiyle canlanan The Hard Goodbye’ı izleyip artık alıştığınız üzere sonraki Pazartesi sizlere takdim edeceğiz. Monday Wars ve gidişatı hakkındaki tüm önerilerinizi @losangeNes ve @tolgaerbak Twitter hesaplarınızdan bize ulaştırabilirsiniz. Haftaya Tolga da yazacak, sözmüş bu arada 🙂

0

Gidecek Var Hakkında Bilmedikleriniz

Tolga Erbak’ın ilk romanı Gidecek Var bildiğiniz üzere tamamlandı. Düzenlenme ve devam eden süreci http://gidecekvar.com adresinden takip edebileceğiniz Gidecek Var’a birde Tolga’nın dostları olarak dışarıdan bakalım dedik ve başta Tolga olmak üzere hepinize güzel bir dosya derledik. Şunu da belirtmek isteriz ki ikimiz de, Gidecek Var’ın danışmanları, yani onu çıkmadan önce okuyabilen azınlık içinde yer almıyoruz. Tamamen sizin gibi, sizin gözünüzle ancak Tolga’yı biraz daha bilerek bu satırları kaleme alıyoruz.

İlk olarak artık çoğu kişinin bildiğiyle başlayalım: Gidecek Var başlangıç olarak Tolga için deyim yerindeyse “eğlencelik” bir çalışma idi. Hatta Limon Sözlük’te şu an yer almasa da Tolga “Limon roman” olarak yazarların katılımıyla oluşturulabilecek bir hikaye olarak görmüştü Gidecek Var’ı… 2010’un ilkbahar aylarına tekabül eden bu sürede Tolga, o zaman ismi “One to Go” olan Gidecek Var’ın ilk kısmının 5 bölümünü yazarak güzel bir altyapı oluşturdu ve bir gece, bu altyapı sözlükten kaldırıldı. Ne olduğu ne bittiği konusunda uzunca bir süre sonra açıklama yapan Tolga bu çalışmanın başlangıç için fazla profesyonel bulunduğunu söyledi. Kim bu yorumu yapmıştı bilmiyoruz. Ama kensdisinden başka henüz katılanın olmadığı Limon roman projesi artık tamamen Tolga’nındı.

Sonra isim konusunda “sen İngilizce mi yazıyorsun"lardan sıkılan Tolga’nın aklına bir yemekte geldi "Gidecek Var”. Kafasında gezinen One to Go’ya uyan ismin çağrışmasıysa bir taşınma hikayesi aslında. “O gidecek, bu gidecek” derken Tolga’nın “homeless” olarak güncellediği statüsünü belki de apayrı bir noktaya taşıyordu. Gidecekler… Gidecek Var.

Karakterler konusunda da çok merak edilenler var. Mesela neden yabancı isimler geçiyor gibi. Gidecek Var’ın Londra’da geçmesi buna cevapken esas konuya geliyoruz. Kim bu karakterler? Kişisel olarak Tolga yorum yapmayacağını söylese de kitabın tanıtımında gördüğümüz Rico, Zyta, Helen, Carla, Aaron gibi karakterlerden en az üçünün gerçek hayattan alındığına inanıyoruz. Elbette bu noktada kitabı okuyan danışmanlar daha net bir şeyler söyleyecektir ama zamanında Tolga’nın kendisinin ima etmesinden, gerçek Zyta’nın kitabın üç veya dördüncü kısmına kadar okuduğunu çıkarabiliyoruz.

Birde September var elbet. Gidecek Var’ın kurgusal dergisi. Tolga’nın 2006-2007 yıllarındaki online dergisi EDergim’den dergilere olan ilgisini September’a da aktarması çok iyi olmuş gibi duruyor. Merve’nin September’ın sende bir yeri var mı sorusuna hafifçe gülümseyerek uzağa bakan Tolga “keşke September benim olsaydı” karşılığını vermiş. Bu kitapta gerçekten duygular var.

Duraksamalar… Her proje gibi Gidecek Var’ın da 1,5 yıllık üretim döneminde çok iniş-çıkışları oldu ve kitap, ilki Tolga’nın yurtdışında olduğu ve ikincisi bu yıl başlarında olmak üzere iki kez birden fazla ay hiç yazılmadı. Bu konu daha konuşulabilir olduğundan bizzat Tolga’ya sorduk ve ilki için “hava değişiminin iyi geleceğini sanırsınız ancak şansınız %50’dir.” yanıtını aldık. İkincisi içinse yorum yapmak istemeyen Tolga’nın aksine kaynağa çok güvenmesek de Gidecek Var’ın temasına ters düşen ama Tolga’nın Gidecek Var’a karşı dahi olsa tercih edebileceği bir dönemde olduğunu duyduk. 11 bölümünden 9,5’i tamamlanmış kitaba büyük yazık olacakken Tolga’nın bir haftada kitabı bitirmesi kuşkusuz çok iyi oldu ama buna karşı neleri kaybettiğini konuşmak istemiyoruz.

Ve on birinci bölüm. Gidecek Var yarıdan itibaren 10 bölüm olarak ilan edilmişti ancak “Yarınlar Ülkesi” olarak anılan 11. bölümün eklenmesi çok ama çok ani alınan bir karar olmuş. Tolga’nın blog’undaki güncel bir yazının başlığı da yarınlar ülkesi ve Tolga, bu benzerlik için “Benzerlik değil. İçeriğinin aksine yarınlar ülkesi, son dönemde yaşadığım en büyük yok oluş ama her yok oluşun bir başka başlangıca sebep olduğunu da biliyorum. Onun için Gidecek Var’da yaşayacak. Gidecek Var da benzer şeylerden yaşamıyor mu zaten?” ifadelerini kullandı. Gerçekten yorumsuz ama bir o kadar da derin.

Şimdilik sizler için derleyebildiklerimiz bunlar. Eğer kitabı okur ve içeriği hakkında daha net bilgiye sahip olursak ne kadar haklı veya haksız çıktığımızı görebiliriz elbet. Tolga muhtemelen şu an gülerek okuyordur ama ne olursa olsun bize bu çıkarımlarımızı çok merak ettiğini söyleyerek paylaşmamıza yol açmasını sevinçle karşılıyoruz.

Gidecek Var bitti. Hadi gelsin artık. Gelecek var :))

Merve Deniz & Emre Kırtaş.

0