Category: Dan Brown

Başlangıç (Origin) – Dan Brown

“Bir kitabın Robert Langdon serisine dahil olması için gereken şartlar neler?” Eh artık serinin beşinci kitabını da tükettiğimize göre elimizde belli başlı bir şablon oluşmuştur. Hadi siz de düşünün; mesela olarların merkezinde Langdon’a yardım eden ve potansiyel olarak onunla duygusal anlamda yakınlaşacak bir kadın. Dünyadan seçilmiş, simgeleriyle ön plana çıkmış bir şehir. Geçmişi sorunlu ve birilerinden emir alan bir katil. Bu katili yönlendirdiği sanılan ve aslında masum olan biri. En sonda ortaya çıkan gerçek tetikçi…

Beş kitaba da uygulayabileceğiniz bu kurallara onlarca ekleme yapıp yine genellemeden kaçamamanın artık vermeye başlamış olduğu bıkkınlıkla Başlangıç’a bir göz atalım.

Robert Langdon’ın eski öğrencisi fütürist Edmond Kirsch, insanlık tarihinin geçmişi ve geleceğini tamamen aydınlatacağını vaat ettiği bir sunumu İspanya Bilbao’daki Guggenheim Müzesi’nde düzenlemektedir. İspanya prensi Julián’ın nişanlısı ve Guggenheim Müzesi’nin yöneticisi Ambra Vidal, Kirsch’e yardım ederken böyle bir etkinlik için olmazsa olmaz Robert Langdon da davetliler arasındadır. Çok büyük ve ileri teknoloji örneklemeleri arasında başlayan sunum,  artık kitabın başında bile bağırmaya başlayan Edmond Kirsch’ün öldürülmesiyle yarıda kesilir. Kirsch’ü öldürense “fanatik” Palmarian Katolik Kilisesi mensubu olan ve geçmişte ailesini bir saldırı sonucu ailesini kaybeden Amiral Luis Ávila’dır.

Bu cinayet, Edmond Kirsch’ün sunumdan önce üç büyük dinin önde gelenleri Antonio Valdespino, Yehuda Köves ve Syed al-Fadl’a anlattığı üzere buluşun dinlerin geleceğine oluşturduğu tehdit için işlendiği imajı vermektedir.

Bu noktadan itibarense Edmond Kirsch’ün sunumunu dünyaya duyurma görevi ister istemez Robert Langdon’a düşmüştür. Muhafazakar İspanya kraliyet mensupları ve kralın yakın dostu Antonio Valdespino’nun engellemelerine rağmen Langdon ile İspanya prensi Julián’ın nişanlısı Ambra Vidal, Kirsch’ün sunumunu kurtarabilmek adına müzeden kaçarlar.

Ve İspanya’daki macera Barcelona’ya kadar uzanır. Kirsch’ün Gaudi haranlığı sayesinde yaşadığı Casa Milà’dan Sagrada Família’ya uzanan “kültür turu” esnasında Langdon ve Ambra Vidal, Edmond Kirsch’ün sunumunu uzaktan başlatacak şiir dizesini aramaktadırlar. En büyük yardımcıları ise Guggenheim Müzesi’nden beri Langdon’ın kulağında olan ve Kirsch tarafından geliştirilen yapay zeka asistanı Winston’dır. Winston’ın neler yapabileceği ve kullandığı inisiyatifler ise, serüvenin belirleyici taşları arasında yer alacaktır.

530 küsür sayfalık Başlangıç, açık ara hikayeleri en havada bırakan Dan Brown kitabı olarak gözümüze çarpıyor. Din adamlarının başına gelenler, komutan Garza’nın anlamsız alıkonması, simge bilim profesörü Langdon’ın saçma sapan ve uyduruk bir din karışımlı Uber logosu dışında teknik olarak hiçbir şey çözmemiş olması ve daha neler neler… Adeta her şeyi tek tek dokuyan Dan Brown gitmiş, yerine kısa sürede kitabı çıkarma amacı taşıyan bir Dan Brown gelmiş hissini yaşamadan edemiyor, Başlangıç karşısında yaşadığınız hayal kırıklığını gizleyemiyorsunuz. Edmond Kirsch’ün sunumuna tanık olduğumuz bölüm dışında (ki 10-15 sayfayı geçmez) merak unsuru barındırmayan bir kitap ve artık ömrünü tamamlamış bir Langdon serisi var önümüzde.

“Her bela mı Langdon’ın başına gelir?” Bu soru bile Dan Brown için artık Langdon’dan ayrılma zamanının geldiğinin işaretiyken böyle içi boş bir kitapla teoriyi kanıtlamak acı-tatlı bir farkındalık veriyor insana.

İhanet Noktası ve Dijital Kale gibi Langdon’dan bağımsız gayet güzel işler başaran Dan Brown’a umarım Cehennem ve Başlangıç’ın kısa arasından daha uzun bir süre hasret kalırız. Gelecekte yazarın daha içi dolu eserlerini görmek umuduyla..

0

Cehennem (Inferno) – Dan Brown

Yıllara göre dünya nüfusunu resmeden yukarıdaki tabloyu Wikipedia’dan aldım. 1800’lerde 1 milyar olan sevgili türümüzün sadece 200 yıl sonra, 7 milyara çıktığını görmek için trajik bir tablo. Tabi burada da bitmiyor, bu hızla 2050 için 10 milyar barajını geçmek, 2100’de 16 milyara ulaşma potansiyelimiz de hayli yüksek. Dünya ise sıkı durun; sadece 4 milyar insana yetecek şekilde kaynak ayırmış türümüze. Eh şimdiden bunu neredeyse ikiye katladığımıza göre çeşitli hayvan/bitki türlerinin yok olmasında daha fazla sebep aramamıza gerek yok sanıyorum. Biri boşaltacak ki diğeri gelsin..

Yanlış yere geldik demeyin. Dan Brown – Inferno, veya Türkçe Cehennem’in bahsettiği konu/felaket senaryosu bu. Geçmişteki Robert Langdon maceralarında gördüğümüz güçlü akıcılık ama kaçırılan kardinaller gibi daha gereksiz konular Inferno’da yerini özellikle başlarda sürünen akıcılık ve konuşulması gerekli bir konuya bırakmış.

Aslında verilmek istenen mesaj çarpıcı olmakla beraber bunun Bertrand Zobrist’in biyolojik silahı olarak lanse edilmesi, kurgudaki Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yaptığı gibi hoş karşılanmıyor.

Inferno’yu ilk elinize aldığınızda diğer Dan Brown kitaplarına oranla hayli kalın görünüyor. Bugüne kadar yazara aşina olan birçok kişi bilir, kitaplar baştan aşağı gerçek detaylarla doludur ve Brown, karakterler dışında bunu alışık olmadığımız şekilde kitabın başında itiraf eder. Inferno’da evet birçok gerçek yer, kurum ve detay dolu ama o kalın görünen fazlalık için kitabın ilk, sıkıcı kısmı diyebilirim malesef. Floransa, Venedik ve İstanbul’da geçen kitabın bilhassa Floransa kısmı aşırı detaycı, çoğu yerde size gereksiz gelen tarih ve Dante alıntılarıyla dolu. Elbette hikayenin bunlara bağlanmasına lafım yok ancak okuyucuyu içine çekecek merak unsurlarının burada gizli olmadığını Dan Brown’ın bilmeme şansı yok.

Başta tabi ki Robert Langdon olmak üzere, Sienna Brooks, Bertrand Zobrist, Elizabeth Sinskey, Amir, kurdeşenli adam vs.. Karakterlere çok rahat adapte oluyorsunuz ama onlar üzerinde yaşanan birkaç ters köşe dışında fazla sürpriz aramamanız gereken Inferno, vermek istediği mesajı çok ama çok yanlış kişi üzerinden yönlendiren bir kurgu olmuş. Kesinlikle okunuyor ve okunacak ancak, ancak işte..

0

İhanet Noktası (Deception Point) – Dan Brown

Orijinal olarak Deception Point ismiyle 2001’de yazılan kitap, tahmin edilebileceği üzere Dan Brown’un Türkiye’deki popüleritesini kazandığı Da Vinci Şifresi‘nden sonra çevrilmiş durumda. Bunun da etkisiyle biraz farklı bir sırayla da olsa, Dan Brown’un tüm kitaplarını sonunda bitirmenin tadıyla, sizlere bugün İhanet Noktası’ndan bahsedeceğim.

Öncelikle kitabın, Amerikan başkanlık seçimleri ve NASA’nın dolaylı olarak bu seçimlere olan etkisiyle şekillendiğini söylersek yanlış olmaz. Amerikan başkanı Zachary Herney’nin desteklediği uzay programları ve NASA’nın son dönemde bu desteğin karşılığını yeterince verememesi halkın gözünde bu iki tarafı başarısız göstermeye başlar. Yaklaşan başkanlık seçimlerindeyse, yardımcısı Gabrielle Ashe’ın büyük etkisiyle kampanyasını NASA’nın harcadığı milyar dolarlar üzerine kuran Senatör Sedgewick Sexton, NASA’nın geniş bütçesinin bir bölümünü -ki sonra hepsini olduğunu da gördük- özellikle eğitim gibi daha ihtiyaç duyulan alanlara yönlendireceğini açıklamasıyla halkın gözünde mevcut başkan Zachary Herney karşısında bir hayli popülerite kazanır.

Bunların yanında Senatör Sedgewick Sexton’ın kızı Rachel Sexton esas karakterimizdir ve William Pickering önderliğindeki kısaca NRO (Türkçe baskıda UKO) olarak anılan Ulusal Keşif Bürosu’nda Beyaz Saray’a keşifleri sunan bir konumda çalışmaktadır. Babasının görüşlerine hayli zıt bir karakter olan Rachel Sexton’ın başkan Zachary Herney’den aldığı görüşme talebi kendisini geri dönülmez bir maceranın içerisinde bulmasına sebep olur.

Başta NASA’nın başarısızlığı çok tartışılan ve bu sebepten Senatör Sedgewick Sexton’ın kampanyasına fazlasıyla yarar sağlayan EOS (Türkçe baskıda KYYT) yani dünya gözlemleme sisteminin bulduğu söylenen Milne buzulundaki göktaşı, dünya dışı yaşam formlarının varlığını fosilleriyle ispatlayan bir kanıt olarak NASA’nın önünde durmaktadır. Şimdi yapılması gereken tek şey, göktaşını buzun içerisinden çıkarıp son dönemlerde imajı lekelenen NASA’yı halkın gözünde tekrar kahraman yapmaktır. Üstelik bu hamle, gerçekleşmesi halinde başkan Zachary Herney’nin, Senatör Sedgewick Sexton’a karşı mutlak seçim zaferini de beraberinde getirecektir. Aldığı haberler karşısında heyecanını gizleyemeyen ümitsiz Amerikan başkanı Zachary Herney, zaferin gölgelenmesini önlemek için aralarında Rachel Sexton, halkın güvenini televizyon programlarıyla kazanmış başarılı belgeselci ve okyanus bilimci Michael Tolland, astrlojist Corky Marlinson, buzul bilimci Norah Mangor ve fosil bilimci Dr. Wailee Ming’i içeren bağımsız bir bilim heyetini de Milne buzuluna yollar. Başlarda her şeyin yolunda gittiği Milne buzulunda, göktaşının çıkarılmasının ardından bulunduğu yerdeki soru işaretleri birçok kişinin farketmeden bir oyunun içerisine çekildiğini işaret etmektedir ve durumu aydınlatmak hayatları pahasına da olsa Rachel Sexton, Michael Tolland ve Corky Marlinson’a düşer. Norah Mangor ve Dr. Wailee Ming’se çoktan bu oyunun ilk kurbanları olmuşturlar.

Bu noktadan itibaren kitap, Rachel Sexton, Michael Tolland ve Corky Marlinson üçlüsünün kitabın “kötü adamları” sayabileceğimiz Delta ekibiyle olan mücadelesi ve ellerindeki, göktaşının sahteliğini açıklayan bilgileri yetkili makamlara ulaştırma çabaları ile devam eder. Dan Brown’un klasik başarılı hedef şaşırtmaları Delta gücünün “idarecisi” konusunda yine devreye girerken artık sadık okuyucularının rahatlıkla anladığı üzere bu sır perdesi UKO başkanı William Pickering ile başkan yardımcısı Marjorie Tench’in buluşması (veya buluşamaması) sırasından fazlasıyla açıklığa kavuşur ve doğal olarak sorunun cevabı esas kızımız Rachel Sexton’ı fazlasıyla şaşırtan bir kişidir.

Aksiyon sahnelerinden fazlasıyla bahsedip okuma zevkinizi kaçırmadan son gülen meselesine geçmek istiyorum. Senatör Sedgewick Sexton’ın artık daha fazlasını istemekten elindekini kaybetmesi ile başkan Zachary Herney’nin her zaman dürüstlüğü ve centilmence mücadeleyi seçmesi -gerçek hayatla bazen çelişse de- kuşkusuz her zaman doğru olanın kazandığı mesajını veriyor. Bu arada Sedgewick Sexton’ın yardımcısı Gabrielle Ashe’ı harcaması da bizim “gizli iş çevirirken eş değiştirme” lafına atıfta bulunur gibi olmuş ki yazar bir Türk olsa eminim bu sözü bir yerlerde görebilirdik.

Diğer yan karakterlere de kısaca değinecek olursan; kitabın özsözünde bahsi geçen ve tüm plan uğruna öldürülen ilk kişi Kanadalı jeolog Charles Brophy, kendisinden daha çok şey beklesem de kitap boyunca sönük kalan NASA başkanı Lawrence Ekstrom ve tabi ki EOS sisteminin sorumlusu ve aynı zamanda hatalı çalışmasının da sebebi Chris Harper anılacak kişiler arasında.

544 sayfadan oluşan İhanet Noktası’nınelimdeki beşinci Türkçe baskısı Dan Brown kitaplarından alıştığımız üzere Altın Kitaplar’dan çıkmış durumda. Yarısına kadar mükemmel karakter ağlarını ve sırları öğrendiğiniz, sonrasındaysa aksiyondan başınızı kaldıramayacağınız bu kitabı, Dan Brown’la önceden yolunuz kesişsin veya kesişmesin mutlaka okumalısınız.

0

Dijital Kale (Digital Fortress) – Dan Brown

Bu yazı spoiler içerebilir.

Ve nihayet, Dan Brown’un ilk kitabıyla karşınızdayız (ya da karşınızdayım, organizasyon havasına pek bürünmemek lazım :)). Nihayet diyorum çünkü hem benim bir miktar geç okumam hemde Dan Brown kitaplarının Türkçe’ye Da Vinci Şifresi ekseninde çevrilmesi kronolojik sırayı ister istemez bozuyor.

Dijital Kale temelde, NSA olarak anılan National Security Agency (Ulusal Güvenlik Teşkilatı) ve organizasyonun baş kriptografı Susan Fletcher üzerine kurulu bir roman. NSA’in teknik olarak ulusal güvenliği tehdit eden elektronik postaları okumak için kullandığı şifre kırma makinesi TRANSLTR, normalde dakikalar içerisinde kırdığı kodların aksine Dijital Kale isimli yeni, karmaşık bir şifreleme ile karşılaşır. NSA’in eski çalışanı Ensei Tankado tarafından kodlanan sistem, bireylerin elektronik postalarını korumayı hedeflemesinin yanında, kendisini de Dijital Kale sistemi ile korumakta ve Ensei Tankado’nun NSA’den istediği TRANSLTR’ın halka duyrulması şartının yerine getirilmemesi halinde yine Tankado tarafından ücretsiz olarak herkese sunulacağı ilan edilir. TRANSLTR’ın başa çıkamadığı böyle bir şifreleme sisteminin yaygın ve ücretsiz kullanımının ne demek olduğunu en iyi bilen kişi NSA başkan yardımcısı Komutan Trevor Strathmore’sa, Susan Fletcher’ı acil olarak ulaşarak kendisinden yardım ister.

Ensei Tankado’nun İspanya’da şüpheli ölümü üzerine başta NSA için bir sorun olduğu düşünülmese de, NDAKOTA takma adlı Ensei Tankado’nun yardımcısının kendisine bir şey olması halinde Dijital Kale’nin şifresini herkese vereceği haberi NSA için tekrar tehlike çanlarının çalmasına sebep olur ve Komutan Trevor Strathmore’un muhteşem(!) planı çerçevesinde konuyla yakından uzaktan alakası olmayan Susan Fletcher’ın nişanlısı David Becker kendini Ensei Tankado’nun eşyalarının peşinde, İspanya’da bulur. Bu noktadan sonra klasik Dan Brown aksiyonuyla geçen kitap, meşhur tel çerçeve gözlüklü kiralık katil Hulohot’un David Backer’ı takibi, NSA’ın problemli çalışanı Greg Hale ve Trevor Strathmore-Susan Fletcher arasında yaşananlar gibi detaylara iner. TRANSLTR’ın ve dolayısıyla NSA’in içerisine düştüğü durum, NDAKOTA’nın gerçek kimliği, David Backer’ın akıbeti ve Dijital Kale’nin bir koruma programından farklı bir misyonu olması kitabın aydınlanması gereken ve direk spoiler sayılan sırları arasında iken, NSA başkanı Leland Fontaine, Fontaine’nin analisti Midge Milken, Fontaine’in kişisel asistanı Chad Brinkerhoff, sistem güvenlik uzmanı Jabba ve teknisyen Phil Chartrukian da diğer öznelerimizdir.

Başta da dediğim gibi Dan Brown serisinin Türkçe’ye Da Vinci Şifresi ile çevrilmeye başlanması Dan Brown kitaplarının üzerindeki baskıyı arttırıyor ve bu yüzden ilk kitaba dönmek, Dijital Kale’yi bazı çevrelerin “yavan” ilan etmesine sebebiyet verebiliyor. Ancak kabul edilebilir eksiklere rağmen, bana göre Dijital Kale fazlasıyla ayırdığınız zamanı hak eden bir kitap ve okurlara Langdon serisinden bağımsız, hoş bir hikaye sunuyor.

Son olarak kitabın sonundaki şifreye değinmek istiyorum. Kitabın sonunda okurlara “85-56-3-105-114-105-21-125-125-125-105-2-105-105-48-36” şeklinde bir şifre bırakan Dan Brown, bir yerde kitapta bahsettiği Caesar Box’ı uygulamak isteyenleri teşvik ediyor. Olayın mantığıysa 128 bölümden oluşan kitabın her bölümünün ilk harfinin yukarıdaki sayılara denk gelmesi.

Örneklemek gerekirse 85. bölüm “G” harfi ile başlıyorsa 85 yerine G yazıyor ve devam ediyoruz. Hepsini tamamladığımızda “GMSÜÖÜTNZZÜDÜÜZE” gibi anlamsız bir yazı buluyoruz ve onu 4×4 formatında ayırıp (GMSÜ ÖÜTZ ZZÜD ÜÜZE) alt alta yazıyoruz.

GMSÜ
ÖÜTZ
ZZÜD
ÜÜZE

Bu yazıyı da soldan başlayarak yukarıdan aşağıya okuduğumuzda “gözümüz üstünüzde” metni karşımıza çıkıyor. Bu arada, bazı Türkçe baskılarda rakamlar direk İngilizce’dekinden alındığı için beklenen sonucu vermiyormuş. Her ne kadar o rakamlarla Türkçe baskıdan ulaşamayacağınızı bilsek de, kitabın orjinal baskısında bu metnin “we are watching you” olduğunu da söylemekte fayda var.

0

Melekler ve Şeytanlar (Angels & Demons) – Dan Brown

Not: Bu yazı spoiler içerebilir.

Melekler ve Şeytanlar, Dan Brown’un çıkış yakaladığı Robert Langdon serisinin ilk, kendisininse üçüncü kitabı. Yazarı, ilerleyen dönemde özellikle Da Vinci Şifresi ile üne kavuşturan Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Langdon, ilk macerasında CERN, Illuminati ve Vatikan üçgeninde sır perdelerini aralamaya çalışıyor.

Gece yarısı Langdon’ın, CERN direktörü Maximilian Kohler’dan aldığı bir telefonla başlayan macera, Robert Langdon’ın rekor bir sürede Amerika’dan İsviçre’ye ulaşması ve CERN’deki odasında göğsüne damgalanmış Illuminati damgasıyla yerde ölü yatan bilim adamı Leonardo Vetra’yı görmesiyle farklı bir boyut kazanıyor. Maximilian Kohler’in haber vermesiyle Robert Langdon’ın ardından İsviçre’ye dönen Leonardo Vetra’nın kızı Vittoria’nın da gelmesiyle Kohler ve Langdon, Leonardo Vetra’nın öldürülme sebebini yavaş yavaş anlamaya başlıyor.

Sorun, Leonardo Vetra’nın kızı Vittoria’yla birlikte geliştirdikleri ve normal maddelerde bulunan elektrik yüklerinin zıttı zerreciklerden oluşan karşımaddenin geliştirilmiş en büyük örneğinin, laboratuvardan çalınmasıdır. İnsanlığın bildiği en güçlü enerji kaynağı olan karşımaddenin bir damlası, New York City’yi gün boyunca aydınlatacak güce sahiptir. Din ile bilimin aynı tarafta olması gerektiğini savunan Leonardo Vetra’nın üzerindeki damgaysa, Vatikan’ın eski düşmanı Illuminati’nin, başta Langdon olmak üzere kimse inanmasa da tekrar yapılandığını göstermektedir. Maximilian Kohler’in CERN’i davadan uzak tutmak amacıyla yetkililere haber vermemesi ve aldığı bir telefon, olayı Vatikan’a taşırken Langdon’ın korkuları da gerçekleşmiştir. Karşımadde örneği Illuminati tarafından Vatikan’ı yok etmek için kullanılacaktır.

İlerleyen bölümde Vittoria Vetra ile birlikte o gün Papa seçimlerine ev sahipliği yapan Vatikan’a hareket eden Robert Langdon, kuşkularını Vittoria’nın bilimsel açıklamalarına rağmen Vatikan’ın koruyucusu İsviçreli Muhafız’ların lideri Olivetti’ye anlatamaz. Durumu küçümseyen Olivetti, Papa adayı dört kardinalin ortadan kaybolması ve yeni Papa seçilene kadar yerine bakan Camerlengo Carlo Ventresca’nın baskılarıyla içerisinde bulundukları durumu zamanla anlamaya başlar. Sonrasındaysa Janus isimli birinden emirler alan Haşhaşin (Hassassin), kaçırdığı dört kardinali (Ebner, Lamassé, Guidera ve Baggia) daha önceden haber verdiği üzere göğüslerine, bilimin eski öğeleri olan toprak, hava, ateş ve su damgalarını basarak öldürmeye başlar. Langdon, Vittoria ve İsviçreli Muhafızlar Illuminati’nin aydınlanma yolu dediği ve Haşhaşin’in her bir kardinali ölü olarak bıraktığı Roma’daki yerleri çözmeye çalışırlar. Her ne kadar yerleri Langdon sayesinde önceden belirleyebilseler de kardinalleri kurtaramazlar ve İsviçreli Muhafızlar’ın lideri Olivetti de bu yolda ölür. Ayrıca Vittoria da Haşhaşin tarafından kaçırılır. Illuminati’nin aydınlanma yolunu çözüp sonunda St. Angelo Kalesi’nde Haşhaşin’i bulan Langdon, Vittoria’yı kurtarır ancak Vatikan hala karşımadde tehlikesi altındadır. Bu sırada Vatikan’a gelen Kohler’se herkesin kafasında soru işareti bırakacaktır.

Kameralardan görünen karşımadde örneğinin Vatikan’daki yeri patlamasına kısa süre kala, kimsenin anlamadığı bir şekilde Camerlengo Carlo Ventresca’nın kulağına tanrı tarafından fısıldanır(!). Karşımaddeyi olduğu yerden alıp mucizelerine devam eden Camerlengo Carlo Ventresca birden Vatikan’da kahraman ilan edilmiştir; ta ki Kohler’in Langdon’a verdiği video görüntülerinin başta en yetkili kardinal Saverio Mortati olmak üzere diğerleri tarafından izlenene kadar.

Kitap genel olarak -belki de olması gereken birkaç mucize kurtuluş dışında- mükemmel kurgulanmış. Son dönemde din ile bilim arasındaki çekişmelerin iki tarafını Dan Brown usulü mükemmel şekilde bir araya getiren Melekler ve Şeytanlar, kesinlikle keçırılmaması gereken eserler arasında. Başta kitabın adı Angels & Demons olmak üzere hazırlanan Illuminati, earth, air, fire ve water ambigramlarına da (tersten okunduğunda da aynı şekilde görünen kelimeler) büyük çaba harcanmış. 592 sayfalık kitabın elimdeki yedinci Türkçe baskısı Altın Kitaplar’dan çıkmış durumda.

Kitaptaki tüm ambigramlar:

0

Kayıp Sembol (The Lost Symbol) – Dan Brown

Not: Bu yazı spoiler içerebilir.

Kayıp Sembol, Dan Brown’un özellikle Da Vinci Şifresi ile yakaladığı çıkışın, meyvelerini toplamaya devam ettiği bir eser olarak görülebilir. Hikaye, başlı başına edebiyat dünyası için iyi bir kazanım olmakla birlikte, Da Vinci Şifresi ile benzerliği de malesef tartışılmaz bir gerçek.

Temel olarak insan potansiyelinin sınırlarını araştırmak ve insan kapasitesinin geliştirilmesi görüşlerini içeren neotik bilim, insanlığı aydınlatacağına inanılan antik gizemler ve tabi ki masonlar temalarını işleyen Kayıp Sembol’de yine Robert Langdon’ın zorlu geçen bir gecesi anlatılıyor. Yakın dostu Peter Solomon’ın asistanı tarafından, Kongre Binası’nda konferans vermesi için çağrılan Langdon’ın, Kongre Binası’nda konferans olmadığını ve geçmiş zamanda Peter Solomon’ın kendisine verdiği bir emanetin ele geçirilmek istendiğini anlaması uzun sürmez. Üstüne üstlük, Kongre Binası’nda bulunan kesik elin de Peter Solomon’a ait olduğu anlaşılınca başta Peter Solomon’ın noetik bilimle uğraşan kardeşi Katherine olmak üzere birçok kişinin Peter Solomon’ı kaçıran Mal’akh’ın (veya diğer isimleriyle Zachary Solomon / Dr. Christopher Abaddon / Inmate 37 / Andros Dareios) tehditi altında olduğu anlaşılır. Kongre Binası’nın mimarı Warren Bellamy’nin mason sırları hakkındaki endişeleri sebebiyle Kongre Binası’nda Peter Solomon tarafından saklanan mason piramidi ile binadan kaçmak durumunda kalan Langdon, artık CIA tarafından aranılan biri olmuştur. Mal’akh’ın, Peter Solomon’ın hayatına karşılık çözülmesini istediği sırrın, Solomon’ın hayatına rağmen korunup korunmaması tartışılırken Katherine’in çabalarıyla Langdon kendini mason piramidini çözmeye adar.

CIA ile Langdon-Katherine-Bellamy arasında yaşanan köşe kapmacalar, Peter’ı kaçıran kişinin gerçek kimliği derken kitabın sürükleyici yanı özellikle ikinci yarısı itibariyle sizi etkisi altına alıyor. Özellikle Mal’akh’ın inanışları ve bunların detayları bazen sıkıcı olsa da, romanın bütünlüğü için atlanmaması gereken detaylar oldukları da anlaşılıyor.

Bunların yanında başta söylediğim Da Vinci Şifresi benzerliğini biraz açmak istiyorum. Öncelikle Langdon zaten kafadan aynı kişi. Da Vinci Şifresi’nde ölü Jacques Sauniere, Kayıp Sembol’de kaçırılan ve eli kesilen madur konumunda Peter Solomon, Langdon’ın başına işler açıyor ve Langdon bu yüzden aranan bir isim haline geliyor. Da Vinci Şifresi’nde Jacques Sauniere’nin torunu Sophie, Kayıp Sembol’deyse Peter’ın kardeşi Katherine, Langdon’a yardım eden ilk kişi konumda. Yani yine madurun bir yakını ve aynı hikaye. Devam ediyoruz; Da Vinci Şifresi’nin yüzbaşısı Bezu Fache ile Kayıp Sembol’ün CIA yetkilisi Inoue Sato’da Langdon’a başta diş bileyip sonradan yardım eden güvenlik güçlerini temsil ediyorlar.  Ayrıca Da Vinci Şifresi’nde Sir Leigh Teabing, Kayıp Sembol’deyse Mal’akh’ın yaptığı ters köşeler kitapları yine birbirine yaklaştırıyor. Eh genel sembol çözümü işi ise zaten Harvard simgebilim profesörü Langdon’ın uzmanlık alanı olunca sanki sürekli benzer şeyleri okuyor havası oluşabiliyor.

Son olarak Kayıp Sembol’deki Türkiye göndermesini es geçemeyeceğim. Hikayeye göre Peter Solomon’un oğlu Zachary Solomon, kötü alışkanlıklar vb sebeplerle Türkiye’de bir hapishaneye düşüyor ve buranın müdürü Peter’a para karşılığı oğlunu serbest bırakabileceğini falan söylüyor. Teklifi kabul etmeyen Peter’sa, kısa süre sonra hapishanedeki oğlunun ölüm haberini alıyor. Yani bilemiyorum çok iyi değiliz falan ama Midnight Express’ten itibaren sanırım Türk hapishaneleri bu şekilde anılır oldu ve bu kötü imaj üzerinize fena halde yapıştı. Bu kadar çok satan bir kitap için kesinlikle negatif bir Türkiye betimlemesi olduğu ortada. Ayrıca aslında ölü biriyle yer değiştirmiş ve “Türkiye cehenneminden” kaçan Zachary’nin (Mal’akh / Andros) Yunan adalarında huzur bulması da pek bir manidar olmuş. Kızlar mızlar, cennet Yunanistan herhalde.

527 sayfadan oluşan Kayıp Sembol’ün Aralık 2009 tarihli ilk baskısı tahmin edileceği üzere Altın Kitaplar’dan çıkmış durumda. Kaçırılmaması gereken bir eser olmakla birlikte, diğer Dan Brown eserleri ile peş peşe okumamanızı öneririm.

0

Da Vinci Şifresi (The Da Vinci Code) – Dan Brown

Not: Bu yazı spoiler içerebilir.

Da Vinci Şifresi, her ne kadar okumakta baya geç kalsam da Dan Brown’ın kuşkusuz en ilgi gören kitabı. Hikayenin genel hatları Harvard Üniversitesi simgebilim profesörü Robert Langdon ve Fransız kriptoloji uzmani Sophie Neveu arasında geçiyor.

Robert Langdon iş gezisi sırasında bulunduğu Paris’te bir gece yarısı, Louvre Müzesi’nin müdürü Jacques Sauniere’in ölü bulunduğu haberini alır. Fransa’ya gelmeden önce Langdon’ın, Jacques Sauniere ile randevusu, Sauniere’in öldürülmeden önce korumaya çalıştığı sırrı sadece Robert Langdon’ın çözebileceğine inanması ve bu yönde işaretler bırakması Robert Langdon’ı cinayetin baş şüphelisi yaparken, aynı zamanda Jacques Sauniere’in torunu olan Fransız kriptoloji uzmani Sophie Neveu gerçeğin aydınlatılması konusunda Robert Langdon’ın yanında olmayı seçer.

O gece Louvre Müzesi’ne yüzbaşı Bezu Fache tarafından, Sauniere’in bıraktığı simgeleri çözmesi bahanesiyle fakat gerçekte baş şüpheli olarak çağrılan Robert Langdon, Sophie Neveu’nun yardımlarıyla müzede gerçekte ne amaçla bulunduğunu anlar ve yine Sophie sayesinde o gece Louvre’den ayrılmayı başarır. Artık kanun karşısında suçlu durumda gözüken Langdon, yine Sophie ile birlikte Jacques Sauniere’in bıraktığı bağlantıları çözmeye başlar. Paris’teki Zürih Emanet Bankası macerası, oradan Langdon’ın eski dostu Sir Leigh Teabing’e gidişleri, Teabing’in sır konusundaki bilgileri ışığında polisin de baskılarıyla İngilere’ye kaçmaları ve orada da birçok sürpriz, kitabın tansiyonunu sürekli yüksek tutmaya yetiyor.

Direk olarak spoiler vermeyeyim ama İngiltere’de Sir Leigh Teabing ile Langdon-Sophie ikilisinin değişen ilişkileri ve kitabın sonunda kimsenin beklemediği bağlar tam konu nereye bağlanacak derken yepyeni ufuklar açmaya yetiyor. Elimdeki pek benzemese de cep baskısı olarak geçen kitabın dördüncü baskısı 528 sayfa ve Altın Kitaplar’dan çıkmış durumda. Henüz kitabı okumadıysanız gerçekten ayırdığınız zamana değen bir eser. Ayıca bu kadar ünlü bir eserin, 2006 yapımı bir sinema uyarlamasının da olduğunu hatırlatmakta fayda var.

0