Category: CSI

CSI, Immortality İle Ölümsüz Oldu

15 yıllık bir devrin sonu.. Aslında işin şu anki zaman diliminden dahi kolay kolay beklenmeyen yanı, neredeyse kişisel olarak da bu denli bir geçmişe uzanan bir izleyicilik. Internet çağından uzak bir geçmişte, şu anki yaklaşımlardan çok ama çok daha büyük bir vizyonla Türkiye’de ekrana gelen CSI’dan bahsediyoruz elbette.

image

New York, Miami vb spin-off’ları ayrı tutmak kaydıyla suç, gizem, olayların çözülmesi ve bilimle yoğrulmuş polisiyelerin pek çoğunun temeline dayanan “orijinal CSI” olarak bilinen ve Las Vegas’ta geçen CSI: Crime Scene Investigation, 15 yıllık yayın hayatını iki saatlik bir TV filmi olarak noktalandı.

Dile kolay yıl hesabını bölüm sayısına çevirecek olursak 335 bölüme yayılan bu geçmişte insanların hayal dahi edemeyecekleri yöntem ve teknolojilerden suçluya ve/veya katile ulaşmadan tutun da, “yapmak isteyenlere yol gösteriyorlar”a kadar varan pek çok olumlu-olumsuz geri dönüşler oldu. Ama Crime Scene Investigation, gündeme bir kere yerleşmişti bir kere. Bu noktadan itibaren en temeli sadık izleyicilerden başlamak kaydıyla bu alanda kariyer yapmaya karar veren insanlara kadar pek çok hayata dokundu. Bir dizi, bir kitap formundan sıyrılıp bir bakış açısı haline geldi.

image

CSI… Çocukluğumuzun ‘Kanıt Peşinde’si… Cumartesi akşamları saat 23.00 olduğunda TRT’ye kilitlenmek dışında bir seçeneğimiz yoktu. ‘Who are you? Who, who, who, who?’ şarkısını duyduğumuz anda artık bir izleyici değildik; biz de Olay Yeri İnceleme ekibinden biriydik.

Günah Şehri Las Vegas’ı adım adım gezerek suçları önlemeye çalıştık; kimi zaman da kendini bir hayli zeki sanan suçlulara haddini bildirdik. Her güzel şeyin bir sonu olur lafını bir kenara bıraktık ve hiç bitmeyecekmişçesine kana kana izledik Kanıt Peşinde’yi.

image

Yıllar geçti, sevdiğimiz kişilerin diziden ayrılmasıyla zaman zaman bocaladık. Hatta kemik kadroya öylesine sadık birer izleyiciydik ki ‘Grissom yoksa biz de yokuz’ diyerek ambargomuzu koyduk.

Ama sonra günün birinde ‘iyilerin en iyisinin geri döndüğünü’ duyduk. CSI, ‘Gil Grissom’ ile bir final panlıyordu. Bu sessiz çağrıyı duyunca hemen o ‘müthiş ekip’teki yerimizi aldık. Heyecanlıydık. Kanımız kaynıyordu. Uzaktan Las Vegas’ın ışıl ışıl görüntüsü belirdi ve bizi yine nasıl bir karanlığın beklediğini merak ettik.

Merakımıza da değdi. 2 saat süren soluksuz bir macera ile Gil Grissom’a, Catherine’a, Sara’ya, Greg’e ve ekibin geri kalanına veda ettik.

image

Veda dediğimize bakmayın. Kanıt Peşinde’nin küllerinden yeniden doğacağı günü beklemekten vazgeçmeyeceğiz…

image

Neval Kurtulmuş & Tolga Erbak

0

CSI’ın Vedası

2000’lerin başı; Trt’nin bugünkü halinden eser olmayan, iyi
olduğu yıllar.. CSI’ı daha doğrusu o zamanlar belki İngilizcemizin bile
olmadığını hesaba katarsak yine o Trt tarafından verilmiş ismiyle Kanıt Peşinde’yi
yayınlayacak kadar ileri görüşlü, bugün bile örneğini göremeyeceğimiz kadar
kaliteli dublajlar.. Bir Cumartesi akşamı geleneği..

Evet yani şöyle anlamsızca CSI’ı düşündüğümde aklıma gelen
ilk kelimeler bunlar. Belki duydunuz, belki duymadınız ama “orijinal CSI” ya da
CSI: Las Vegas olarak anılan CSI: Crime Scene Investigation, 2015 itibariyle
tamamladığı 15. sezonunun ardından (her daim 2000 gibi bir yılda doğmaya
özenmişimdir) ekranlara iki saatlik bir TV filmi ile veda ediyor.

Pek çokları için bu veda William Petersen / Gil Grissom’ın
ayrılmasıyla 9. sezon civarında başlamıştı ancak dizi ile ilgili aklıma gelen
ilk kelimelerin çokluğu ışığında bir sadıklık seviyesi, eminim benim gibi pek
çokları için her koşulda dizinin izlenmesini fazlasıyla sağladı.

Tadında bırakan Grissom mıydı yoksa abartan biz miydik
bilemiyorum ancak bir gerçek var ki; TV karşısına geçip 45 dakika sıkılmadan devam
edebiliyorsanız bu iş oluyor demektir. Büyük resimde ne olur? Devamlılığı
sağlayan reytingler ufak ufak azalır ve kaçınılmaz sona yaklaşılır ya, CSI’ın
başına gelen de tam olarak bu aslında.

27 Eylül 2015 için verilen iki saatlik televizyon filmi CSI
finali için hikayeleri toplama şansı verecekken, kendi bildiğimi neden
satırlardır saklarcasına bu filmde William Petersen’in canlandırdığı Gil
Grissom ve Marg Helgenberger’in hayat verdiği Catherine Willows da yer alacağını
genel hüzünlü hava arasında son bir olumlu nokta olarak belirtmekte fayda var.

0

Willows in the Wind

“Dile kolay” lafını pek kullandığımı hatırlamıyorum. Sözlü olanları saymak elbette imkansız ama yazılı olanlar için, sırf merakıma blog’ta küçük bir araştırma yaptım ve ulaştığım sayı sadece bir. Ve bilin bakalım o da ne ile alakalı bir yazıda? Evet evet doğru düşünüyorsunuz. Gördüğümde sizden çok beni şaşırtsa da bundan önceki son “dile kolay”ı bir başka CSI yazımda kullanmışım.

Sonuç çıkarmak için -en azından bu yazıda- erken bir safha olsa da, demek ki CSI dışında uzun vadede beni etkileyebilen böyle bir yapım olmadığını bu sihirli kelimenin eksikliğinden rahatlıkla söyleyebilirim diyor, laf kalabalığından esas konuma dönmeye çalışıyorum..

Dile kolay (işte bu!) 2000 yılından beri tam 12 yıl ve 263 bölümün ardından Marg Helgenberger ve dolayısıyla canlandırdığı Catherine Willows karakteri CSI’dan ayrıldı. Sezon başında zaten açıklanmış bir gerçek olduğu için pek sürpriz değildi ama dizi, sezon ortalarında yaptığı bu karakter giriş-çıkışlarıyla sanki yılda iki final yapar bir havaya büründü.

Geçtiğimiz hafta “Ms. Willows Regrets…” ile başlayan ve bu hafta “Willows in the Wind”la tamamlanan Catherine’in çıkış macerası spoiler’dan uzak kalarak söylemek gerekirse genel dayanağı dışında özellikle Langston’lı sezonların (9, 10, 11) finallerine taş çıkartır nitelikte idi.

İyi birkaç bölümün ardından işin birde Catherine Willows’u kaybetme bölümü var elbet. Bu konuda kuşkusuz CSI’ı, Grissom’dan sonra on ikinci sezona kadar tanıdık bir yüz olarak anabileceğimiz en önemli karakteri kaybettik ama gerçeği söylemek gerekirse bu 12 yılın da en büyük etkisini Catherine Willows yani Marg Helgenberger’da görüyorduk. 2000’lerin başında deneyimli kadın CSI bayrağını harika bir şekilde taşıyan Catherine Willows’un günden güne ekranda yaşlanmasını izlemek eminim benim gibi birçok CSI severi rahatsız etmeye başlamıştı. Yani elbette işin yapılıp yapılamayacağı değil bahsettiğim konu ama Catherine’in nasıl hatırlanacağına dair bilhassa son beş yılda çok şey değişti. Erkek oyuncularda daha az hissedilen bu etki, Marg Helgenberger için adeta bir veda çağrısı olmuş, kaybetme hissi yerini ufak ufak rahatlamaya bırakmıştı artık.

Catherine’in veda bölümünde dikkatimi çeken bir nokta da rol gereği Catherine’nin FBI’a geçişini açıkladığı veda anıydı. Nick’in ağlaması ve diğer ekibin süt dökmüş kedi kıvamındaki halleri oyuncuların rolden öte Marg Helgenberger’ın ayrılışına gösterdikleri doğal tepkinin bir ürünüydü bana göre. Örneğine gerçekten az rastlanabilecek böyle bir sahneyi de, ancak CSI böyle bu denli duygusal kılabilirdi. Bununla birlikte geçiş döneminde birkaç bölüm de olsa Gil Grissom’ı (William Petersen) görmek her şeyi daha hoş kılabilirdi ama beklentilerin aksine malesef gerçekleşmedi.

Ve sonrası.. D.B. Russell’a (Ted Danson) bazı eleştiriler olsa da bana göre iyi iş çıkaran CSI yapımcıları, birkaç ay önce Catherine Willows’un yerini Elisabeth Shue’nun canlandıracağı Julie Finlay karakteri ile dolduracaklarını açıklamışlardı. Elisabeth Shue takip ettiğim bir aktris değil o yüzden şu aşamada fazla bir şey söylemek istemiyorum ama dikkat edilmesi gereken noktanın istikrar olması gerektiğini düşünüyorum. Laurence Fishburne ve Lauren Lee Smith örneklerinde yeni eklenen Ray Langston ve Riley Adams karakterlerinin ömrü çok uzun olmamıştı. Eğer yeni bir karakter seçiliyorsa seri için geleceği sağlam isimler olmalı ki zaten yaşanan eksiklikler birde temelleri yıkmaya başlamasın. Bu sebeple Elisabeth Shue’nun canlandıracağı Julie Finlay karakteri için şimdilik tek beklentim istikrardır. Kalanını getirme gücü zaten CSI’ın doğasında fazlasıyla var.

0

D.B. Russell Hızlı Başladı

CSI’ın on ikinci sezonuyla birlikte malum yeni bir dönem başladı. Dokuzuncu sezonda ayrılan William Petersen’ın canlandırdığı Gil Grissom’ın boşluğunu doldurmak amacıyla ekibe katılan Laurence Fishburne de diziden ayrılınca CSI, 2,5 yıl aranın ardından tekrar yeni bir başlangıç yapma durumunda kaldı. Aslında benim gibi diziyi atrık on yıllardır takip edenler için Fisburne’ün (Ray Langston) çıkışı kuşkusuz William Petersen’ın muhtemel kalıcı dönüşü için iyi bir fırsattı ama yapımcılar, Ted Danson’ın canlandırdığı yeni karakter D.B. Russell’la yola devam edeceklerini açıkladı.

Konuya biraz geleneksel bir bakış belki ama başlarda yeni karakterlere pek sıcak bakan biri değilim. Ray Langston geldiğinde de bu böyleydi D.B. Russell’da da böyle.

Ama ayrılan karaktere alışma süreci gibi bir fark var ki bu yazının esas çıkış noktası olarak onu sayabiliriz. Örneğin CSI’ın dokuzuncu sezonunun yarısı ve onuncu sezonunda kişisel olarak Langston’ı baya yadırgadım. Sen kalk koca profesör & doktor sıfatıyla level 1 CSI olarak sıfırdan başlangıç yap.. Biraz zorlama bir rol gibi geldi hep. Hele ki Laurence Fishburne’ün adı intro’da ilk sırada çıkmıyor muydu.. Önemsiz bir rol ama başrol. Kesinlikle eşleşmeyen bir şeyler vardı. Neyse, gel zaman git zaman alıştık ve Ray Langston’ı da on birinci sezonda benimsedik ama bir haber: Laurence Fishburne on ikinci sezonda yok! Yerineyse yeni biri gelecek.. Hadi sil baştan.

Langston’ın on birinci sezon finalinde öldürdüğü Nate Haskell davasında suçlu bulması ve bir vedası bile olmadan başlayan on ikinci sezonda gerçekten bu iş bitiyor artık havasındaydım. Bir başlangıcı daha kaldıramayabilirdi bana göre CSI. Ama yeni sezonda yayınlanan iki bölümü izleyerek söyleyebilirim ki öyle olmamışa benziyor.

Bir defa Ted Danson’ın D.B. Russell karakteri tamda Fishburne’ün Langston’ında eksik olan liderlik vasfıyla CSI’a katıldı. Langston’ın olayında supervisor’ı olarak suçlu bulunan Catherine Willows’un yerine night-shift supervisor olarak ekibe giren D.B. Russell, gerek olaylara bizim alışık olmadığımız tarzda yaklaşımlarıyla (ve düzenli bir ailesi varmış gibi gözükmesiyle) gerekse de Ted Danson’ın ağırlığıyla kesinlikle sırıtmadı ve intro’daki ilk sıradaki yerini (ki burada hala 12 yıllık Marg Helgenberger’a haksızlık yapıyor bana göre) dizieki rolüyle pekiştirdi. Yapımcıların 2,5 sene önceki hataya tekrar düşmemelerini görmek kesinlikle gelecek açısında umut verici. Haa, başka şey olur, dizi yine biter mi biter o ayrı ama en azından bu dengesizliğin ortadan kalkması gerekliydi.

Son olarak geleceğe de şöyle bir bakalım..

Marg Helgenberger’ın, 12×12’de ayrılacağı büyük ölçüde netleşti. Yani ilk sezondan beri gördüğümüz bir karakter daha; Catherine Willows da artık CSI’da olmayacak. Bu yokluğu uzun vadede nasıl doldururlar şimdilik bir söylenti yok (kişisel tercihim Sofia Curtis / Louise Lombard olurdu) ama William Petersen’ın Gil Grissom rolüyle bir veya birkaç bölüm bu boşlukta görüneceği düşünülüyor. Bunun dışında Conrad Eclie’nin LA’den gelen kızı Morgan Brody (Elisabeth Harnois) de ilk bölüm fazla görünmedi ama 12×02’de gördüğümüz kadarıyla eğlenceli bir karakter olacağa benziyor.

Genel havadan anlayacağınız üzere Crime Scene Investigation, on ikinci sezonda iyi bir rüzgar yakalamışa benziyor.. 12×12’den itibaren muhtemel bir yeni başlangıç daha olacaktır ama D.B. Russell’ın bu formla devam etmesi halinde aşılamayacak bir sorun olacağını sanmam.

D.B. demişken.. O D.B.‘nin açılımı ne ya? İsimleri kolay kolay aklımda tutamam ama böyle kısaltmalar, gizli kalan isimler de en merak ettiğim konu olur hep. D.B. Russell.. En kısa sürede açıklanır umarım.. 🙂

0

Goodbye Raymond Langston

On birinci sezon biterken CSI 12. sezon beklentileri diye bir yazı yazmıştım CSI hakkında. Dedikodularla gerçeklik arası beklentileri içeriyordu ama Laurence Fishburne’ün canlandırdığı Ray Langston’ın on ikinci sezonda ayrılacağı aklımın ucundan bile geçmemişti doğrusu.

Pat diye söyledim ama haberde aynen böyle yayıldı aslında. Dokuzuncu sezonun yarısı, on ve on birinci sezonlarda William Petersen’ın canlandırdığı Gil Grissom’ın yokluğunu gidermeye çalışan Raymond Langston’ın ekran macerası anlayacağınız 2,5 sezon sürdü.

Yerine de biri lazım değil mi? Evet lazım ve o da bulunmuş ama sandığınız kişi (Grissom) değil malesef. Ted Danson’ın canlandıracağı karakter kurgu gereği 12. sezon itibariyle Portland’tan Vegas’a gelecek ve ekibin yeni supervisor’ı olacak. Kuşkusuz bu liderlik rolü geçen yazımdaki Catherine Willows’un ayrılma söylentilerini de beraberinde getirebilir ama bekleyip göreceğiz artık..

Kişisel olarak Langston’ı sevmemiştim ama 2,5 yılda diziye adapte olamadı desem de yalan olur. Gerçek şu ki; on ikinci sezonda onun gidip, yerine -ünlü bir aktörün canlandırmasıyla da olsa- yepyeni birinin gelmesinin de pek bir esprisi yok doğrusu. Diziden soğutur, tanıma-alışma süreci ister falan filan.. CSI’ın belli bir çizgisi var elbette ama William Petersen’dan sonra tadının kaçtığı da bir gerçek. Gil Grissom’ın dönüşü temiz bir sayfa açtıracakken Ted Danson’la yeni -bir başka- başlangıç yapmak umarım dizinin son sezonuna girdiğinin habercisi olmaz.

0

CSI 12. Sezon Beklentileri

CSI’ın 12. sezonu için bir takım hazırlıklar içerisinde olduğu söyleniyor.

Uzun zamandır konuşulan (beklenen) Marg Helgenberger’ın canlandırdığı Catherine Willows karakterinin ayrılacağı haberi, Wikipedia’daki cast bölümünde aktrisin 12. sezonda yan role kaydığının gösterilmesiyle doğrulanmış gibi duruyor.

Bununla birlikte boşalan koltuğun supervisor’lık olduğunu düşündüğümüzde birisiyle doldurulması gerekiyor. Her ne kadar başrol oyuncusu olsa da, Laurence Fishburne’ün canlandırdığı Ray Langston karakteri senaryo gereği çaylaklıktan yeni çıkmış bir karakter ve bu konuma uygun değil. Var olan ekipte geriye uygun olarak sadece Nick Stokes karakteri kalıyor ki George Eads’in böyle lider bir rolde oynaması da pek olası değil.

Öyleyse yine Catherine Willows’un ayrılış haberini ilk ileten söylentilere kulak veriyoruz ve görüyoruz ki CSI’ın 12. sezonu için supervisor’lık konumu, esas adamımız Gil Grissom’a ayrılmış durumda. William Petersen’in de ayrıldığı günden beri olası bir geri dönüşe her zaman sıcak baktığı bilinen gerçeğiyle de dizinin takipçileri henüz doğrulanan bir durum olmasa da olası bir kalıcı role “neden olmasın” demeden geçemiyor.

Yeni sezona doğru işler tabi ki daha netleşecektir ancak cast üyeleri hakkında son resmi haber de 11×21’de LA’de Conrad Ecklie’nin kızı rolünde konuk oyuncu olarak gördüğümüz Morgan Brody’den geldi. Elisabeth Harnois’in canlandırdığı karakter 12. sezonda ana kadroda yer alacak.

0

The Two Mrs Grissoms: Grissom’ın Dönüşü

Geçen hafta (hatta bir hafta bile olmadı 4-5 gün önce) Twitter’a, 3 Şubat’ta yayınlanacak olan CSI’ın 11. sezon 13. bölümü The Two Mrs Grissoms için “CSI 11×13’te, two Mrs Grissoms yerine one Mr Grissom’i tercih ederdim. Her seye ragmen episode guide’ta Grissom isminin gorunmesi guzel.” diye yazmıştım.

Bayan Grissom’larımız Sara ve 11 yıldır anca tanışacağımız Gil’in annesine atıfta bulunulan bölüm adına olan vurgunun yanı sıra esas sürpriz, CBS’in özenle sakladığı ve artık nasılsa bir şekilde Kanada kanalı CTV’nin CSI promo’sunda yayınladığı bir anlık sahneden çıktı. William Petersen’ın, Gil Grissom rolüyle tam 2 yıl sonra konuk oyuncu olarak CSI’da görüneceğini doğrulayan ekran görüntüsü hızla CTV ve YouTube’tan kaldırılsa da, dizinin hayranları için “esas adamın” promo’da bir anlık görünmesi bile açıkçası büyük heyecan yarattı. Haberin yayılmasının (belki de yaydırılmasının) ardındansa CBS’e, William Petersen’ın konuk oyuncu olarak 11×13’te görüneceğini onaylamaktan başka bir şans kalmadı. Bakınız: Güncelleme #1.

Grissom isminin bölüm isminde gözükmesinden başlayıp Gil Grissom’a uzanan bir sürecin içerisine dahil olmak kesinlikle sürpriz verici oldu ve eminim ki bu detay, tek bölümlük dahi olsa yapımcıların dizinin kaybolmaya başlayan ilgisini geri toplama çabaları arasında önemli yer tutacak. 3 Şubat’ta hepinize iyi seyirler!

Güncelleme #1: CBS’in her daim dile getirdiği William Petersen’ın kalıcı olarak dönmeyeceği hikayesinin yanı sıra CTV ve YouTube’taki 11×13’e ait Gil Grissom’lı videoları da kaldırtmasıyla bazı kaynaklara göre geçici geri dönüşü de onaylamamış durumda. Gerçi haber artık Wikipedia’ya kadar düşmüş ama perşembe günü Gil Grissom’ı göremezsek anlayın ki sahneler kırpıldı. Zaten fotoğraftan görebileceğimiz üzere görüntülü görüşme olarak beklenen sahneyi -olacağını sanmıyorum ama- telefona dönüştürmek zor olmasa gerek 🙂 Bakınız: Güncelleme #2.

Güncelleme #2: Aynen CTV’nin promo’sunda görüldüğü üzere William Petersen, Gil Grissom rolüyle, CSI 11×13’ün son iki dakikasında Sara ve annesi Betty Grissom’la bilgisayar üzerinden -görüntülü- görüştü ve belki kısa vadede ummak hayalcilik olacak ama senaryo gereği, yakında döndüğünde (Vegas’a) üçünün birlikte yemek yemesi gerektiğine vurgu yaptı. Yapımcılar bu şekilde mesaj mı vermek istiyorlar bilinmez ama CSI’ın William Petersen’a olan ihtiyacını ve 2 dakikalık bir sahnenin bile nasıl bir etki bıraktığını bu hafta birlikte görmüş olduk. İlerleyen günlerde on birinci sezon boyunca 14 milyon seviyesinde dolaşan Amerikan izleyici sayısının da Grissom’dan etkilenip etkilenmediğini göreceğiz ki bu nokta bana göre yapımcılar açısından, William Petersen’ı gelecekte CSI’da görüp görmeyeceğimiz hakkında en kilit nokta.

0

CSI 2011

Not: Bu yazı spoiler içerebilir.

William Petersen’ın canlandırdığı Gil Grissom karakterinin ayrılmasının üzerinden neredeyse 2 yıl geçmişken, 2000 yılında başlamanın verdiği kolay hesaplamayla CSI, on birinci sezonuna başladı. Tabi en başta yeni başrol oyuncusu Laurence Fishburne’ün Ray Langston karakteri gibi oturmayan demeyelim de sıkıntılar yaratan seçimlerle..

Diziyi on yıldır izleyen biri olarak, bir çırpıda aklıma gelen birçok şey olmasına rağmen madem Langston dedik onunla başlayalım. Artık “CSI Level 1’dan başladı, ikiye çıktı, üç bakalım ne zaman olacak” gibi önceden tartıştığımız şeylere girmeyeceğim ama bir başrol oyuncusunda tartışılmaması gereken noktalar da kendisi hakkında ilk yazdığım zamandan itibaren bir hayli su yüzüne çıktı. Burada iki madde var. İlki; Langston’ın onuncu sezondaki seri katil şüphesi. Bildiğimiz gibi dokuzuncu sezondan itibaren süregelen ve ilerleyen dönemde Dr. Jekyll olarak adlandırılan ve kurbanlarının bedenlerinde deyim yerindeyse oyunlar oynayan bu karakter, Langston’ın bazı şüpheli davranışlar (bir vakada doku örneği vermemesi gibi) sergilemesi sonucu bir süre üzerine kalmış, senaryo gereği ekipten bu konuda şüphelenenler de olmuştı. Şimdi CSI olarak görev yapan bir karakteri seri katil gibi lanse etmek tamam iyi ilgi toplar ama bir yandan da bu karaktere olan güvensizliği işaret eder. Sanki sezon sonunda kanıtlanıp da gidecekmiş gibi.. Neyse onuncu sezon sonunda böyle olmadığını anladık (ya da senaristler olmamasını sağladı) ama yeni bir soru işareti doğana kadar. Bildiğimiz üzere yeni sezonun ilk birkaç bölümünün isimleri Ağustos ayında falan belirlenir ve onuncu sezon finalinde fena şekilde yaralanan Langston’ın ardından on birinci sezon öncesi 11×01, “For Langston” olarak halka duyruldu. “Ee ne var bunda” derseniz, sekizinci sezon finali “For Gedda” da, Gedda denen adam ve dokuzuncu sezon başlangıcında “For Warrick” te ise Warrick Brown hayatını kaybetmişti. Yani 11×01 For Langston’da düz mantıkla Ray Langston öbür tarafa gidecekti ama Eylül gibi bölümün ismi “Shock Waves” olarak değiştirildi ve Laurence Fishburne’ün yeni kontratıyla da birlikte Langston bir böbrek kaybıyla (kidney ile Lost’a selamlar) CSI’a devam etti. Bu da, aynen Langston’ı seri katil gösterme çabası gibi “olası” bir ayrılığın işaretiydi bana göre. Anlaştılar vs, ayrılık olmadı ama Raymond Langston karakteri böyle giderse ya uzun ömürlü olmayacak ya da onun üzerinden oynanan her oyun artık cevap vermeyecek.

Bunun dışında karakterlerle ilgili Marg Helgenberger’ın canlandırdığı Catherine Willows karakteri hariç tüm bayan karakterlerde bir tutarsızlık var.

Varan 1: Şimdi belki ara sıra izleyenlerin dikkatini çekmemiştir ama Louise Lombard’ın canlandırdığı bir Sofia Curtis karakteri vardı bir ara. 4,5,6 ve 8. sezonlar special guest star, yedinci sezonda ise main cast’ta çıktı Louise Lombard ve karakteri bana göre son derece başarılıydı. ilk üç sezonu git geller, yedinci sezonda tam bir performans ve sekizde de sessiz sedasız bir ayrılış yaşadı Sofia Curtis karakteri. Hemde önce CSI olarak başlayıp sonra dedektifliğe falan kaydırılarak. Geleceği belirsiz bırakılan her karakter gibi bir gün tekrar karşımıza çıkabilir ama en azından senaryo gereği Sofia Curtis’in akıbeti belirlenmeliydi.

Varan 2: Tek kelimeyle yılan hikayesine dönen Jorja Fox & Sara Sidle. 1-8’inci sezonlar arası main cast, sekizin yarısında diziden ayrılış, onuncu sezonda special guest star formülüyle bir var bir yok ve on birinci sezon yine main cast. Yav bir karar verin, Jorja Fox’u elbette tüm CSI severler görmek istiyor ama önce anlaşmazlıkla ayrılıyor, sonra da, artık eşi dediğimiz Grissom’ın gidişine rağmen hikayeyle alakasız bir şekilde dönüyor. Bu süre zarfında aktrisin başka projesi falan da yok. Anlamak mümkün değil, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.

Varan 3: Riley Adams. Lauren Lee Smith’in canlandırdığı karakter dokuzuncu sezonda direk main cast’a girer ve onuncu sezonda aynen gider. Muhtemel bir genel anlaşmazlık ve hikayeye göreyse yeni supervisor Catherine Willows’a bir ton eleştiri. Oldu canım sana da güle güle..

Varan 4: Wendy Simms. Liz Vassey’in canlandırdığı karakter 6-9’uncu sezonlar arası recurring cast formunda ve onuncu sezonda da main cast’ta yer almıştı. Grisson&Sara’nın ardından baymanın ötesine gitmemesine rağmen karakteri sağlamlaştırması adına eyvallah dediğimiz Hodges&Wendy aşkına rağmen on birinci sezonda Wendy Simms karakteri de aynen CSI’dan ayrılıverdi. Sebep: Yok. Sonuç: Hiç yok.

Karakterler anlamında bu tip çelişkiler yaşayan CSI: Crime Scene Investigation ya da başka bir deyişle CSI Las Vegas’ın, kişisel olarak başarı veya başarısızlık olarak görmesem de devamlılığını etkilediği için reytinglerine de bir bakalım. Yaklaşık olarak milyon izleyici cinsinden veriyorum: Sezon 3: 25-26, sezon 4: 25, sezon 5: 26-27, sezon 6: 24-25, sezon 7: 21-22, sezon 8: 18-20, sezon 9: 17-18, sezon 10: 15-15 ve on birinci sezonun ilk beş bölümü 13 milyon. Tablo düzenli bir düşüşü göstermekle birlikte William Petersen’ın ayrıldığı dokuzuncu sezonun ardından tutulamayan bir düşüş. Yani tablo burada da parlak değil ve CSI:NY ve CSI: Miami gibi spin-off’ları, şu an orjinal CSI’dan daha çok izleniyorlar.

Bir başka değinmek istediğim konu hikaye. Bu anlamda yedinci sezondaki miniature killer’la (maketçi katil) hız kazanan seri katil hikayelerine de CSI fazla takıldı. Miniature killer çok sağlam bir hikayeydi ve Gil Grissom ile miniature killer Natalie Davis arasında tam bir akıl oyununa dönüşmüştü. Doğal olarak izleyiciler tüm sezonu nefesini tutarak izledi ve bu enerji sekizinci sezona da taşındı ancak Grissom’ın ayrılmasından hemen sonra zayıf Dr. Jekyll hikayesi ve on birinci sezondaki muhtemel Sqweegel vakası, CSI’cıların başına her sezon sanki bir seri katil dolanacak gibi gereksiz bir durum yaratıyor ve eski başarıları da malesef gölgeliyor. Yedinci sezondaki miniature killer haricinde sadece bir veya iki seri katil vardı ve onlar da şu 17 Ağustos doğumluları öldüren Paul Millander ve kurbanlarına mavi bir boya bulaştıran tip gibi ilginç yerlere bağlanıyordu. “Dr. Jekyll doktor, Ray Langston doktor. Hah onu, bu sansınlar bir sezon geçirelim” lerle olmuyor, hele Langston’la hiç..

Neyse efendim, acısıyla tatlısıyla 10 sezon bitmiş ve CSI, yoluna hala devam ediyor. Beğensek de, eski günleri anıp özlesek de yine izletiyor mu izletiyor bu bir gerçek ama baştan beri “tutarsızlıklar” diyorum ya, esas sorun bunlar aslında. Eski kusursuz, akıl dolu Grissom lafları, edebiyattan alıntıları ve suçlulardan her zaman bir adım önde giden CSI’ı artık yok ve CSI, hiçbir zaman düz bir polisiye olarak bu yerlere gelmedi. Ama bundan sonra da, düz bir polisiye olmayı kaldırabileceğini sanmıyorum.

Son olarak on yıl önceki Catherine Willows’unun flörtleriyle on birinci sezonun bir hayli yaşlanmış görünen Catherine Willows’unun flörtleri bir değil. Marg Helgenberger’ı, supervisor’lığa yakıştırmamak için elinizden geleni yapmayın lütfen. Ayrıca CSI Movie ile Grissom’ın dönme senaryosu da artık olağanüstü görünmeye başladı, umarım yanılan ben olurum.

0

#200

Sözlük zamanında entry numaralarının takibinden yaşayarak hatırlıyorum; yuvarlak rakamlar seri halde ilerlemelerde önemli yer tutarlar. Aynı şey dizi hayatını yaşayanlar için de geçerli olacak ki sezon ortasına gelmelerine rağmen 100. bölümdür, 200. bölümdür baya baya sezon finali havasına sokuyorlar insanları..

Konumuz tabi ki CSI. 9 yıldır devam etmekte olan dizi, 9×18 itibariyle ikinci dalyayı yaptı. Ben nasıl kendi konularımı dönüp dolaştırıp bir yerde topluyorsam, CSI’da da konular dönüp dolaşıp Gil Grissom’da (William Petersen) toplanıyor.

Dile kolay aktörün diziden ayrılmasının ardından yaklaşık 4 ay geçti ama daha ayrıldığı ve gerekirse ileriki bölümlerde gözükebileceği söylentileri başladığı anda 200. bölümün ismi anılmaya başlandı (bu arada kendisi 192 & 9×10’da ayrılmıştı). Resmi bir açıklama olmasa da bu açıklama kulaktan kulağa efsaneleşti ve herkes resmi bir açıklama gibi algılamaya başladı.

Gün geldi 200. bölüm de yayınlandı. Hemen söyleyeyim Grissom’un G’si bile olmadan.. Hikayeyi baştan sona anlatıp ortalığı spoiler’a boğmaya niyetim yok ama ABD izleyicilerine de katılarak şunu söyleyebilirim ki CSI, Grissom’un yerine gelen Ray Langston/Laurence Fishburne şovuna dönüştü. Tüm hikaye 1. seviye bir CSI’ın üzerinde dönüyor düşünebiliyor musunuz? Tamam adam başrol oyuncusu olarak hemde profesör ünvanıyla gelmiş olabilir ama kendisinin filme CSI Level 1 olarak dahil edildiği (ki bu karar çok güzeldi) çoğu yerde unutuluyor.. Ray silah taşıyamaz çünkü level 1, Ray’in odası yok çünkü level 1, Ray kendinden 20 yaş küçük kızdan (Riley Adams) emir alır çünkü level 1. Peki 200. bölüme gelince hikaye neden Ray’in üzerinde dönüyor? Çünkü Laurence Fishburne başrol. İroninin de bu kadarı..

Bu ironinin yanı sıra 200. bölümü daha yayınlanmadan şişiren yapımcılardan izleyicilere kadar kim varsa kınıyorum. Gerçekten sezon ortasında final havası yaratılmaya çalışıldı ve bölüm izlenene kadar da bu hava sürdürüldü. Ama o 45 dakikanın nasıl geçtiğini bir ben, birde dizinin bir bölmünü izleyen 30 milyon Amerikalı bilir. Bırakın özel 200. bölüm havasını, hikaye olsun, olayların bütünlüğü olsun vasatın üzerine çıktıysa bende bir daha CSI izlemiyorum!  Başta 200. bölüm için özel tasarlanan intro’da artık dalga geçilen insanlara hediye herhalde..

Toparlamak gerekirse CSI’ın gidişi aslında bu #200’e kadar gayet iyidi. Hatta Grissom’ın eksikliğine bile alışılmıştı. Tabi ki bu fiyasko gidişatı etkilemez ama bu hava yaratılmasa kelimenin tam anlamıyla taşlar yerli yerinde olacaktı. İlla da #200 diye özel bir bölüm diyorlarsa da şahsi görüşüm 9×16 “Turn, Turn, Turn” ve 9×17 “No Way Out” gayet tempoları yüksek bölümlerdi ve 9×18 “Mascara” dan daha çok 200. bölüm olmayı hak ediyorlardı. Hele ki 9×16’daki Grissom’un telefonla da olsa cameo’luk yapması tamda #200 beklentilerini gerçekleştirebilecek güçteydi..

William Petersen’i (Grissom) 200. bölüm pastasını kesmeye davet etmişsiniz ama beklentilerin bu olmadığını da umarım fark etmişsinizdir sayın CBS ekibi.

0

Raymond “Ray” Langston

Not: Yazı bol miktarda CSI spoiler’ı içermektedir.

Gidecek mi? Onsuz olur mu? Derken William Petersen’in canlandırdığı Gil Grissom karakteri 9×10 One to Go ile CSI’dan ayrıldı. Yaklaşık iki ay önce aynı isimle paylaştığım One to Go yazımda bu ayrılığın ne gibi sonuçlar doğurabileceğinin altını çizmiştim. Bugün isterseniz bu değişime, yeni gelen Laurence Fishburne’ün canlandırdığı Raymond Langston karakteri tarafından bakalım.

Ray Langston karakteri ilk olarak 9×09 “19 Down” bölümünde, seri katiller üzerine verdiği ders ile CSI’a dahil oldu. Süregelen bir davayı araştıran Grissom’ın, öğrencilerin arasına karışarak dersi dinlemeye gelmesi CSI ile Langston’ın ilk kesişimi oldu. Langston’ın bu konulardaki uzmanlığı ise önceden çalıştığı bir hastanede alt kadrosunda bulunan bir elemanının 27 hastayı öldürmesi üzerine kurgulanmış.

Langston’ın ekibe dahil olması içinse tam bir CSI klasiği diyebiliriz. Bahsettiğimiz süregelen davanın Raymond Langston’ın ders vermekte kullandığı bir seri katille bağlantılı çıkması ve tabi ki davanın çözümündeki hatrı sayılır yardımları kendisinin Grissom’dan bir iş teklifi almasıyla sonuçlanır.. Düşük maaş, giriş seviyesi olan CSI Level 1’den başlangıç gibi çok cazip(!) tekliflerin eşliğinde profesörümüz kendisini bir CSI olarak buluverdi.

Langston’ın ilk iş günü ise CSI’ı tam bir komediye çevirdi desek yalan olmaz. Ortalıkta takım elbiseyle dolaşan Langston’ın kravatının ıslak sayılabilecek bir yerde kanıta yapışması, akabininde kesilmesi, başarısız parmak izi alma denemeleri derken işinde profesörlüğe kadar yükselmiş birnin pratikte ne kadar zorlanacağının hoş bir örneği olmuş. Yoğun bir günün ardından kendi parmak izini alma denemeleri ise ne denli hırslı bir karakter yaratıldığının göstergesi olarak önümüze sunulmuş.

Evet, CSI William Petersen/Gil Grissom ile anılan bir dizi ancak bundan sonraki kısım ne kadar olur bilemem ama dizi Laurence Fishburne’ün canlandırdığı Raymond Langston karakterinin öncülüğünde devam edecek. Oyuncunun büyüklüğüne zaten bir sözümüz yok ama devraldığı yer psikolojik olarak zor doldurulacak olan bir konum olduğundan yadırgamalar ve beğenilmemeler de olacaktır ve bu çok doğaldır. Ama şunu söylemeliyim ki Raymond Langston’ın ilk bölümde gösterdiği performansın kalıcılığı sağlanabilirse bu dizi daha birçok sezonu çıkarabilecektir.

Son bir notta yeni intro‘ya gitsin. Tamam filmde olması gerektiği gibi supervisor konumuna Marg Helgenberger’in canlandırdığı Catherine Willows karakterini getirdiniz ama filmin açılışında 9 yıldır orada olan insanların önüne, yani en başa Laurence Fishburne’ü koymak biraz haksızlık olmuş gibime geldi. Anlaşılan Grissom’un hikayede doldurulamayan yeri gerçek hayatta doldurulmaya çalışılmış. Artık ne kadar dolduysa..

0