Category: Alihan

“Son”y Erics”son”

Sony’nin hiç var olmadığı bir markete, Ericsson’ın -o an için düşük bile olsa- marka tecrübesi ve bilinirliğiyle girmek istemesi sonucu oluşmuştu bu ortaklık. Ericsson, Nokia ataklarına karşılık verememiş ve dibe gidiyordu. Sony ise yatırım yapacak yeni bir sektör arıyordu. Sene 2001’di. Ve birleştiler. Özünde ying yang’i baz alan yeni logo, yenilikçi dizaynlar, T serileri, Z serileri… Sony Ericsson’ın joystick anlayışı, ilk renkli ekran, Communicam olayı, T610 ve kardeşlerinden ilham alan yeni K serileri, kameralı modellerde bir devrim olan C serileri, Cybershot olayı ve en bilineni Walkman serileri. Tabii neredeyse yıllardır hiç değişmeyen -son modellerde flash ile de desteklenen- renkli ve cıvıl cıvıl kullanıcı arayüzü ve arada bir kaç tane olan symbian’lı özel, yer yer dokunmatik P serileri. Ha bir de hakikaten dandik şarj girişleri.

Hayatımıza bu ürünleri soktu bu şirket. Yalnız nedense, Nokia’ya göre daha şık, kibar ve Nokia’ya kullanılabilirlik olarak bayağı yakın olsalar da bu telefonlar istedikleri pazar payına bir türlü hakim olamadılar. Şirket kendisine bir ekol yarattı, burası gerçek. Kim Walkman serilerinin ses kalitesinden ya da Cybershot’ların kamera olanaklarından şikayet edebilir?

Fakat yetmedi. En son atılımlar da canlandıramadı bu ortaklığın gücünü. Bildiğimiz adlandırma stratejisinin dışına çıkan Sony Ericsson Aino gibi cihazlar da isteneni veremedi. Taa ki Xperia gelene kadar. Adını aynı Windows XP gibi experience kelimesinden alan ilk Sony Ericsson Xperia Z1 bir Windows Phone idi. Resistive dokunmatik, 65.000 renkli bir qwerty keyboard sahibi, Windows Mobile 6.1 Professional yüklü arkadaştı. Çok tuttu. Hatta bir mobil telefonda birden çok masaüstü deneyimi yaşatan ilk cihazlardan biriydi. Bu ortaklığın ilk Windows Phone’u olmasına rağmen bayağı beğenildi, bizim ülkeye hiç gelmedi resmi olarak, o ayrı.

O zamanın önemli mobil işletim sistemlerinden biriydi tabii Windows Mobile, onlar da Symbian yerine onu seçmişlerdi. 2008’de Symbian artık vasat bir işletim sistemi olarak sayılmaya başlamıştı. Üstün bir cihazda komplike bir işletim sistemi sunmak istemişlerdi. Şimdi ki Xperia’ların atası da aratmıyordu varislerini zaten. iPhone’dan sonra kızışan bu akıllı telefon piyasasında Android artık belirli bir güç haline geldiğinde Xperia serisini buna adapte etmeyi uygun gördüler ve bunu yaptılar. İlk Android’li Xperialar yine de tam umulduğu gibi heyecan yaratmadı, ama hamle doğruydu. Şimdi geldikleri noktada ciddi olarak iyi cihazlar yapıyorlar. Yer yer “eh işte” düzeyinde modellerle gelseler de, Xperia serisini canlı tutmayı ve rekabet edebilir düzeyde tutmayı başarıyorlar.

Ortaklıktan tam 10 sene sonra, 2011’de, Android de inanılmaz geliştiği için artık Sony, bunu kendi cihazlarıyla bir bütün olarak sunması gerektiğini gördü. Apple’ın kendi cihazları arasındaki muazzam bütünlüğü yakalamaya dair bir adım olduğu anlaşılabiliyor buradan. Zaten sinyalini önceki aylarda PlayStation phone ile vermişlerdi. Sony Ericsson’ın da yıllara yayılmış bir bilinirliği vardı pazarda fakat bu çok yüksek bir marka saygınlığı imajı yaratmıyor tüketicinin aklında. İnsanların aklı şirketin kâr edemeyen yıllarına gidiyor, içinde Ericsson geçtiği için “"bu Ericsson da iyiydi ama çevresi kötüydü, bitti, gitti…” şeklinde yorumlar oluşmasına yol açıyordu. Daha doğrusu Ericsson kelimesi ister istemez insanlara 1990’ları hatırlatıyordu çünkü şirketin damgasını vurduğu yıllar o zamanlardı. Bu eski çağrışımlardan kurtulmak için şirketin hem ürün anlamında hem marka iletişimi anlamında yenilenmesi gerekiyordu. Xperia’lar bu durumu cihazlar tarafında pozitife çevirdi. Fakat Sony daha fazlasını istedi, resmen namusunu temizlemek istedi bir bakıma. Bu yüzden şirketin %50 ortağı olan Ericsson’dan tüm hisseleri $1.5 milyar dolar’a satın aldı.

Ericsson’ın mobil birikiminden bu kadar faydalandıktan sonra artık kendi başlarınalar bu koskocaman pazarda. Bu büyüklüğü devam ettirmek doğru donanım seçimleri, doğru kalite anlayışları ve doğru platform tercihleriyle kendini gösterecek. Tüm bunları da müşteriyi ve pazarın gereksinimlerini merkeze alarak devam ettirmeliler. Mobil ürün gamının sadece Xperia ile sınırlı kalması doğru teknolojilere de odaklanılmasını ve belirlenmiş stil çizgisinin dışına çıkılmamasını sağlayacak ve yerini sağlamlaştıracaktır.

Şimdi, bu yeni vizyon çerçevesinde, önümüzdeki Xperia’ların artık sadece Sony Xperia olarak tanıtılacağını ön görmek zor değil. Şirketin faal olduğu 4 büyük alanda 4 farklı ve güçlü kimlikli ürün gamı yaratıyorlar: Sony Bravia, Sony Xperia, Sony PlayStation ve Sony Vaio. Diğer üçünün ne kadar iyi olduğunu biliyoruz, sanırım 4.‘de de yanılmayız. Yanıltmayacaklardır.

Alihan

0

iPhone 4 vs Android

Biliyorsunuz geçtiğimiz cuma günü iPhone 4 resmi olarak, distribütör garantisiyle beraber Türkiye’de satışa sunuldu. Sim kilitsiz ve kontratsız satış fiyatlarını da en baştan belirtirsek; 16 GB olanı 1570 TL ve 32 GB olanı 1900 TL’den fiyatlandırıldılar.

Gayet doğal olarak üç gündür sitelerde bitmek bilmeyen yorumlar, eleştiriler, beğeniler, aşağılamalar okumaktayım. Benim neyim eksik, ben de bir şeyler karalayayım dedim. Yalnız, ben ne bir programcı, ne bir donanım uzmanıyım. Sadece teknoloji sever bir -siz nasıl diyor; “geek”- olarak karşılaştırmalı bir detaylamaya girişeceğim. Neyi karşılaştıracaksın derseniz, iPhone 4’e rakip olarak görülen Android serisi cep bilgisayarlarını tabii ki. Şu an piyasada birbirine en yakın olan modeller bunlar. Blackberry ile karşılaştırmak içimden gelmiyor, alanları cok farklı. Nokia, Sony Ericsson falan ise zaten ötede bayılmış durumdalar. (Hele nokia n8’in cıkısı da ertelenmişken)

Step step gidelim:

1- İşletim sistemleri olarak genel bazda iOS 4 ve Android 2.2 gerçekten iyi yerdeler su an. iOS 4’ün getirdiği multitasking iPhone 4’e çok büyük bir değer kattı. E bugüne kadar olmaması ve eleştirilmesi çok doğruydu ama artık var ve eleştirilmesi gereksiz. Android ise zaten çoklu işlemlerle bayağı zamandır basa çıkabiliyordu, simdi 2.2 ile yine çıkıyor ve eskisinden çok daha iyi. Burada işletim sistemleri açısından değerlendirilebilecek tek husus, geriye dönük destektir kanımca. Android’in daha 1.5, 1.6 versiyonlarının üstünden çok geçmemesine rağmen artık 2.2’ye gelindi ve geriye dönük programlar veya eski versiyonların güncellenmesi ile ilgili hususlar konuşulmuyor. Yani cihazını 1.6’yla alan 1.6’yla kaldı gibi bir şey. Ha diyeceksiniz iPhone 2g ve 3g’ler de ios4’ten mahrumlar. (iPhone 3g’ye yükleyebilirsiniz ama cok yavaşlıyor alet.) fakat iPhone 2g ve 3g’nin üzerinden neredeyse 3 yıl geçti. Ona rağmen gecen seneye kadar update aldılar. Android ise update vermemesiyle gözümden düşüyor. Bazı cihazlarına verse dahi atıyorum “önce Vodafone’un telefonlarına verirken ondan 2 ay sonra Turkcell’lilere veriyor, belki Avealılar’a vermiyor bile” gibi bir tutum içine giriyorlar. Sebebini bilmiyorum fakat hoş değil. Herkese aynı anda cıkartmaları daha yerinde bir karar olur. Ha daha sonra anlatılan root işine girerek üstesinden gelinebilir, ama ne gerek var ki o zorluklara?

Ve bunu ayrı bir paragrafta söylemek lazım, kullanıcı arabiriminin en pratik ve kolay kullanımı iPhone’da. Bu cok fazla kişisel gerçi. Sanki HTC’de de altı üstü menüye girip bir application simgesine dokunuyoruz ve açılıyor. Özünde aynı şey. Özünde Windows 95 ile Windows 7’de aynı şey, System 2 ile Mac OS 10’da… Çok çok kişisel görüşüm, pratiklikte iPhone’un bir numara olduğudur.

2- Dış görünüş; bir kere ben kendi adıma bir mobil cihaz aldığımda göze hoş gelmesini isterim. Hem tasarımıyla, hem de içeriği yani işletim sisteminin kullanıcı arabirimiyle. Aramızda iPhone’un işçilik kalitesi için herhangi bir negatif yorum cıkacağını düşünmüyorum. Yek pare mükemmel bir tasarım var ortada. Android kullanan mobil bilgisayarlarda ise (ki artık ben onları HTC’nin tekelinde kabul ediyorum. Yazının bundan sonrasında da HTC üstünden gideceğim.) HTC markasının ürettiği telefonlar da gerçekten kaliteli. Metal alaşımlı, çizilmez camlı harika telefonlar hepsi. Yani işin dış kısmındaki işçiliğinde ne iPhone ne HTC cihazlar birbirinden farksız diyebilirim. Hepsi sağlamlık hissini veriyor, şüpheniz olmasın.

3- Yazılım yönüne dönersek, iPhone’da iOS’un gerektirdiği şekilde bir widget kullanımı yok. Yani aman ekrana hava durumu bilgisi koyayım kendini update etsin, bir yandan facebook akışları gözüksün, twitter’dan yeni tweetler gözüksün, rss’ler feed edilsin falan bunları ana ekranda görmeniz imkânsız. Zaten iPhone’un bildiğimiz tarzda bir masaüstü ekranı yok. Tuş kilidini açtıktan sonra direk menüdesiniz. Bu yüzden zaten bu widgetları koyacak yer yok. Bu gibi şeyler için iPhone’unuza gerekli appleri kurmalı ve o appler ile bu işleri takip etmelisiniz. Ayrıca ana ekrana hareketli resimler, animasyonlar koyabilmek mümkün değil. Bildiğiniz sabit duvar kâğıtları kullanılıyor iPhone’da.

Android’lerde ise ana ekran önemli. Hatta HTC sense arabirimi bu konuda bayağı iddialı. Birden çok masaüstü ekranı kullanımınıza sunulabiliyor. Çeşitli sosyal ağlarla ilgili bilgiler, dünya saatleri, takvim, hava durumu, borsa bilgileri gibi bilgiler interaktif olarak ana ekranda kendiliğinden güncellenebiliyor. Yani bunlar için ekstra programlar kurmaya gerek kalmayabiliyor. İsterseniz tabii siz yine kurun, Android market’tan indirin. Android’lerde ayrıca hareketli masaüstü wallpaperları/screensaverları mevcut. Bunlar da tabii göze hoş gelen detaylar.

Kişisel görüş olarak ben ana ekranımda “kaliteli” widgetlar görmeyi severim aslında. (Samsung’unkiler çok traş mesela.) ekranımda devamlı hareketlilik olması, bir aktif durum olması cihazın sanki yaşayan bir alet oldugunu işaret ediyor. HTC’ler bu konuda (özellikle Android 2.2 Froyo ile) gerçekten iyi yerdeler. Yine de, cihazın ekranının gün içinde nispeten offline yani screensaver durumunda, ışıksız, göstergesiz duracağı düşünüldüğünde widgetların aktif kullanımının, insanın aklında ilk oluştuğu kadar da mümkün olmadığı görülüyor. Yani o widgetları zaten gün içinde çok görmeyeceksiniz. Ayrıca güncellenmeleri için wireless ya da edge/3g üstünden belirli zamanlarda internete ulaşmaları ve arka planda çalışmaları acısından devamlı şarj yemeleri ve işlemciyi meşgul etmeleri de cabası. Herkesin her zaman internete bağlanma lüksü olmayabilir sonuçta. Bu yüzden bu ana ekranlar bazında kafanıza eseni, hoşunuza gideni yapabilirsiniz. Benim tercihim dediğim gibi ekran genelde kapalı kalacağı veya ekran açık bile olsa menüde/programda olacağımdan iPhone’u bu konuda birinci seçmek.

4- Ekran kalitesi. iPhone 4’te en öne çıkan özelliklerden biri retina display denen olgu. 3.5" bir LED-LCD ekran ve 640×960 çözünürlük. Bu açıdan detaysal olarak gerçekten iyi durumda iPhone 4. HTC’nin buna karşı verdiği cevap olan HTC Desire HD’de ise 4.3"‘lik s-LCD (amoled artık pahalı ve üretim/kullanım üstünlüğü Samsung’ta) ekran ve 480×800 bir çözünürlük var. Ufak bir kıyasta, HTC’de ekran ebadının büyümesine karşın çözünürlüğün küçük kaldığını görmek mümkün. Bu demek ki detaylarda ufak pürüzler yakalanabilir. Ama sanılmasın ki ezici fark var. HTC Desire HD’nin ekranı da mükemmele yakın. Aslında iPhone’da IPS teknolojisi gibi ekranda görünen yazıları daha rahat okumamızı sağlayacak şeyler de var lakin son kullanıcı bazında iki tarafın da ekran konusunda harikalar yarattığını söylemek lazım. iPhone dediğim gibi çözünürlük açısından bir adım önde. HTC’lerdeki tek kusur, neredeyse her telefonunda farklı bir ekran büyüklüğü ve farklı bir çözünürlük görmek. Böyle olunca bir telefon ekranında tam oturan bir program diğerinde sorun çıkartabiliyor. (Burada kusur yazılım geliştiricide de olabilir ama yine de bu kadar çok model olması da esneklik açısından bir engel teşkil ediyor. Hangi birine uygun yapılacak bu program?)

5- Batarya konusu. HTC Desire HD’de (bu telefondan örnek vererek gidiyorum çünkü iPhone 4 karşısına tam manasıyla bu alet cıkabilir. Diğer HTC modelleri bambaşka farklılıkları nedeniyle öyle ya da böyle iPhone’dan daha geride durmaktadır.) 1230 mAh’lik bir batarya var. Buna karşın iPhone 4’te ise 1420 mAh’lik mevcut. iPhone 4’ün batarya ömrü görüldüğü gibi daha uzun. Ama son kullanıcıya direkt etki eden olay ise en baslarda belirttiğimiz arka planda widget çalışmaması, işletim sistemi optimizasyonu ve led ekranın kendisinden gelen ekonomik enerji kullanımı. Siz iki telefonda da arka planda çalışır durumda application bırakırsanız yine kısa sürede şarj yolları gözükecektir. Arayüzünün cafcaflı olmaması yüzünden animasyonların yoksunluğundan kaybedilen görselliği, tasarrufta kazandırıyor iPhone. Güzel bir kullanımda ikisinin arasında “yarım gün” oynayacağını tahmin ettiğim bir fark olacaktır. Tercih sizin olmakla beraber zaten her halükarda 2-3 gecede bir şarj göreceksiniz derim.

Bir de şu bataryanın çıkarılamaması hususu var. açık söylemek gerekirse bugune kadar hiçbir telefonumda oyuncak gibi bataryayı çıkarıp takmadım, herhangi bir bataryam ömrünü tamamlamadı (yani 3-4 senelik kullanımda bile hala iyi kapasitesi var) veya şarjım yetmez diye yanımda yedek bir batarya taşıdığım olmadı. Üçüncü dediğimi yapanlar için diyecek sözüm yok, haklılar, değiştirme imkanınız yok yolda, otobüste vs. ama genel bir son kullanıcı için ben şu bataryanın değiştirilme hususunun çok önemli olmadığını düşünmekteyim. Ama bir şey olduğu zaman da Apple’a gönderdiğinizde cihazı, “yüksek denebilecek bir meblağ” ile değiştiriyorlar bataryasını. HTC’lerin arka kapakları cıkabiliyor, doğal olarak bataryasını değiştirebilirsiniz. Batarya fiyatları hakkında bilgim yok gerçi. Eğer bu bir avantaj ise top HTC’de burada.

6- Application store’lar, yani uygulama marketleri. Bu konuda tartışmasız lider Appstore’la iPhone. Android Market da 90.000 seviyesinde applicationa ulaştı. Appstore’da ise durum 250.000 civarı. Açık ara fark var. Ama bu farkı oluşturan uygulamaların bir kısmı gerçekten gereksiz. Atıyorum telefonun mikrofonuna üfleyerek ekranda baloncuk çıkartabildiğiniz bir uygulama işlevsel değildir. Eğlencelidir, zaman geçirtir ama avantaj sağlamaz. Öte yandan gitarınızı iPhone’a takıp pedallar ve amfi olanaklarıyla ses alabileceğiniz yani cihazı bir processore dönüştürebileceğiniz ilginç uygulamalar da var. (bunlar iPhone’dan örnekler) aynı şekilde Android için de yararlı ve yararsız sürüyle application mevcut. Tamamen seçimi size kalmış yani. Ama Türkce uygulamalarda ise Appstore önde yine. Bildiğiniz gibi neredeyse tüm büyük bankaların iPhone/iPad şubeleri var, CNBC-e’nin, YemekSepeti’nin, gazetelerin vs. iPhone yazılımları var. Bu gibi -işe yarar/yaramaz orası ayrı- programların da telefona değer kattığı bir gerçek, bunu gözardı etmemek gerek. Yani şu anki güncel ve popüler her şey ne yazık ki sadece iPhone üzerinden oynanıyor. Ne Symbian, ne Bada, ne Blackberry OS, ne de Android için bu denli bir Türkce ve iş gören program bolluğu yok.

Uygulamalar için bir değinilmesi gereken diğer konu da, iPhone için geliştirilen bir uygulamanın (ki bu yalnızca bir Mac sistemde geliştirilebiliyor, Windows’ta olmuyor, burası kötü.) Appstore’da yerini alabilmesi için Apple onayından geçmek zorunda oluşu. yani uygulama geliştirici eğer oradan onay alamazsa, programı her ne kadar güzel olursa olsun appstore’da yayınlanmıyor. Ama… Her cihazın (iPhone için jailbreak, Androidler için root) değiştirildiğinde bu tarz engellerinin ortadan kalktığını belirtelim. Bu jailbreak edilişinden sonra iPhone’a Appstore için imzalanmamış programlar da kurabiliyorsunuz. Yani Apple’ın kısıtlamalarından kurtulmuş oluyorsunuz. (jailbreak, jail apple oluyor, break yapan da siz 🙂 android’leri de root erişimine geçerek, Android ile standart gelen yazılımı, daha iyi optimize edilmiş, daha yeni programlarla donanmış olan güncel romlarla değiştirebiliyorsunuz. Bu da size daha uzun pil ömrü ve performans artışı sağlayabiliyor!

7- Flash desteği. iPhone’da yok, Androidlerde var. Bu o kadar göreceli ki… Flash animasyon kullanan sitelerle ilgilenenler için belki kutsal anlamda önem taşırken, benim için nispeten önemsiz bir ayrıntı olarak duruyor. Kesinlikle tercih bazında Android seçilir tabii, web dünyası için büyük bir fark. Yok ilgilenmiyorum diyenler iPhone’la devam edebilirler. Bu eksikliği zaten hep eleştiri konusu olmustur. Olacaktır. Olmalıdır. Belki iPhone 5’te gelir, kim bilir?

8- iTunes olayı; bir iPhone’unuz olduğunda onu “sadece ve sadece” iTunes yazılımıyla bir pcye bağlayabilir ve senkronize edebilirsiniz. Hem de sadece “tek bir pc"ye ve o pc sizin olsa iyi olur 🙂 Bu program dışında hiçbir şekilde bağlayamazsınız cihazı bilgisayarınıza. Kötü bir kısıtlama tabii. Dandik Nokia’larda bile kabloyu takıp ister telefon ister ekstra bellek olarak bağlayabiliyorken koca iPhone’da bunu yapamamamız kötü. Bunun olmaması sürükle bırak tarzı kolay dosya taşımayı da yok sayıyor. Yani kısacası, iTunes’a feci şekilde bağımlısınız. Hani o yoksa iPhone çöp diyebilirim. Android’te ise böyle bir kısıtlama yok. İstediğiniz şekilde kurcalayabilirsiniz. Atarsınız, tutarsınız, rahat cihazlardır vesselam.

9- Hafıza kapasitesi; iPhone’da bildiğiniz gibi fix. 16 veya 32 GB alıp keyfinize bakacaksınız, arttıramazsınız. Androidlerde ise SD kart teknolojisi ne kadarına izin verirse o kadarına kadar yolunuz acık neredeyse. Kendi tahminimce mesela 32 GB’lık Class 6 SD kartı ağzına kadar dolu bir Android, 32 GB’ı agzına kadar dolu bir iPhone’dan yavaş çalışacaktır. Bu tamamen harici belleğe erişim ve işleme hızıyla orantılı bir karşılaştırma. Normal telefonlar için de geçerli bu. Dahili hafıza her zaman harici hafızadan daha hızlı yazma ve okuma özelliğindedir. Tabii bu yine kişiden kişiye değişiyor. Ha ama illa bir artı vereceksek, artı gider Android’e.

10- HTC Desire HD’de “hot spot” özelliği vardır. Nedir bu? Telefonun bir kablosuz routera dönüştüğünü düşünün. Böylece laptopınızdan wireless bağlantılardan telefonunuzu bulup onun üstünden internete çıkabilirsiniz. Ayrıca yanınızdaki arkadaslarınız da sizin telefonu kullanarak kendi telefonlarından internete cıkabilirler. Güzel bir özellik. Ama pratik manada ne zaman işe yarar işte o tartışılır. Sonuçta günümüzde artık her yanımız wireless ağlarla örülü. o yüzden o açıdan bir ihtiyaç olacağını düşünmüyorum. Ama atıyorum bir tatil beldesinde, bir yazlıkta falan iki arkadaş laptoplarınızı almış sahilde takılıyorsanız, işte o anda bu özelliği aktif ederek (ha bir de gprs/edge/3g parasını bölüşerek heheh:) iki laptopa da internet erişimi verebilirsiniz. iPhone’da bu yok tabii.

11- Bluetooth mevzusu; bu hakikaten iğrenç. Kaç versiyon oldu Bluetooth ile cihazlar arası dosya alışverişi hala yok sayılır iPhone’da. (jailbreak ile belki bir derece mümkün olabilir, o yüzden yok sayılır diyorum.) Yani iki iPhone arası bile yok. “Facetime”ı bile yaptılar iPhone 4’ler arasında ama şunu yapamadılar. Nedenini bilmiyorum. Android’te ise kuş kadar özgürsünüz, istediğinizi yapabilirsiniz, hiçbir sorun yok bu açıdan.

12- Donanımlarına da çok ufaktan değinelim. Günlük kullanımda hız bakımından işlemciye düşen önem büyük. iPhone’da Apple A4 1 GHz işlemci var. HTC Desire ve HTC Desire HD’de ise Qualcomm Snapdragon modeli 1 GHz’lik işlemciler var. Yakınlar birbirlerine bayağı. RAM konusunda ise HTC Desire HD 768 MB’la çılgın atmakta. Bu değer, bir mobil bilgisayarın sahip olduğu en güçlü RAM değeri şu anda. iPhone 4’te de 512 MB’lık ram mevcut. İkisi de yoğun kullanımı gayet karşılayabilirler, günlük koşuşturmacada ikisi de harikalar yaratan aletler. Hatta HTC Desire bile iyi bir kullanım sağlayabilir. (576 MB RAM var onda da.)
Şimdi genel bir sonuca varalım. Dokunmatik kullanımın işlevselliği bakımından, her şeye rağmen, iPhone hala lider. Bu deneyimi gidip deneyin teknoloji marketlerinde, kullanıma etkisini görün ve karşılaştırın HTC modelleriyle. Bakın, kesinlikle HTC kötü demiyorum, gittim kullandım, gerçekten o da harika. Ki ben HTC Hero’yu denemiştim, Desire ve Desire HD’de biraz daha iyileştirilmiş olacağını beklemek yanlış olmaz. Ama bu gelişmelerine rağmen iPhone’daki akıcılık yakalanmıyor. Belki reseptörden, belki yazılımdan ama gercekten o ekran baska. Fanboy’luk acısından değil, bir son kullanıcı gözüyle söylüyorum bunu.

Bu büyük karsılastırma gösteriyor ki, HTC, özellikle son cihazıyla, iPhone’a kesinlikle kafa tutabilir, hatta işinin ehli, donanımda, yazılımda ve yazılım teknolojileri üstüne uzmanlasmıs kişilerin elinde bir azman olabilmekte. Çok net, eğer konu hakkında bilgiliyseniz, elinizin altında da sıkı donanım varsa Android’i dizginlemek zor. Ve önümüzdeki yıllarda çok şey bekliyorum kendinden.

AMA!.. Senelerdir süregelen "Abi Linux Windows’un eline verir! (özür dilerim boyle yazmak zorundayım), Yaşasın açık kaynak kod!” tarzı heyheylere rağmen son kullanıcı acısından Linux hiçbir zaman bir numaralı tercih olmadı, olamadı. (diğer örnek de OpenOffice.org mesela.) Güzide bilgisayar dergilerimiz bazı aylarda, bazı sürümlerini bedava olarak vermesine rağmen Linux gerekli yüzdeyi ülkemizde yakalayamadı. Dediğim gibi, bilgisayar mühendisleri, sistem yöneticileri, developerlar ve ultra geek gruplar muhakkak ki Linux’ı beğeniyorlardır, haklılardır da ama ben kendimi Linux’ı kullanacak kadar bilgili görmüyorum. Eminim ki teknolojiye ilgisi olan herkes bu görüşümü destekleyecek. Yani biz de mükemmel olarak bu işlerin işleyişini bilmek isterdik ama son tahlilde kullandığımız sistemler Windows’lar, Mac OS’lar oluyor. Ne yazık ki, aynı tekel üstünlüğü mobil cihazlarda da gözlemlemek olası. Açık kaynak kodlu Android gerçekten çok hızlı bir yükselişte ve arkasında büyük markalar olmasına rağmen son kullanıcı tercihini genellikle iOS üstünden kullanıyor. Bu işler böyle. (Yeni Windows Mobile 7 çıkınca onu da göreceğiz. Ama Microsoft yıllardır mobil sürümüne gereken önemi vermediği için şu anki hali Android’in cok gerisinde. Dediğim gibi 7’yi beklemek lazım. [21 Ekim’de geliyor.])

Tüm bu değerlendirmelerin sonucunda iPhone sıradan diyebileceğimiz sadece adı için alan kitle veya yazılımlarının kullanılabilirliği ve cihazın genel kullanıcı dostu arabirimiyle ilgilenen ve bu yüzden alan kitle için bir seçim oluyor. Fiyatının en düşük 1570 TL olması, en azından Türkiye’de böyle ve bu paranın yaklaşık 400-450 TL’lik kısmı vergi olarak devlete gidiyor, bir engel gibi dursa da çıktığı gün kapışılabiliyor. Bunun nedeni ilk cümlemizde saydıklarımızdan başkası değil. 1- Prestij, 2- Kolay kullanım. Böyle yazınca yine o ihtiyacı hissettim. Androidler’in kullanımı zor değil. iPhone’un kullanımı Androidler’den daha kolay. Söylemek istediğim bu.

Bu tüm tercih hakkını iPhone’dan yana kullandırtan özellikleri tabii ki HTC’nin rekabetçi fiyat olayını ön plana çıkartıyor. Tahmini olarak HTC Desire HD ülkemize 1500-1600 seviyesinden, HTC Desire ise 1300 seviyesinden girecek. Bu aralardaki farklar (16 GB’lıkla cok değil belki ama 32 GB’lik iPhone’la arada 400-500 TL fark olacak) kişinin kullanım pratikliğine olan yatkınlığı ve yakalamak istediği prestijin fiyatı. Yani iPhone’da da, her Apple ürününde olduğu gibi, işlevden cok markaya para veriyorsunuz.

Ekstra olarak, 1.5 senede bir çıkan bir telefon tipi ile 5-6 ay aralıklarla çıkan telefonlar arasında doğal olarak hem ilk fiyatta hem de ikinci elde ciddi değişimler oluyor. Hepimiz görüyoruz ki hala iPhone 3G ve iPhone 3GS fiyatları yukarıda. Kaç sene oldu ama düşmediler. Neden? Çünkü Apple çok fazla sayıda yeni model çıkartmıyor. Böylece eskisinin de değeri düşmüyor. (İktisatcılar için; arzı kısarak talebin değerini yükseltiyor.) Yeniler tabii ki daha hızlı, daha kapasiteli, daha şık olabiliyorlar ama işlevsellik hepsinde neredeyse aynı olduğundan eskiler de tercihleri “nispeten” uygun fiyatlarıyla hep kendıne cekiyor. İster HTC’nin, ister Nokia’nın, en üst düzey -amiral gemisi dediğimiz- modelleri haricindeki hiçbir modeli 1-1.5 sene sonra ikinci el piyasasında en az %50 fiyat düşürmeden boy gösteremez. Hele ki şu hızlı gelişen teknoloji çağında. Bunu hepimiz yaşayarak görüyoruz, bu konuda eleştirilecek bir yan yok. Ha şu denebilir; “Ama onlar çok çeşitli müşteri tipine yönelik aletler yapıyorlar.” Doğru, bu bir pazarlama ve gelişme taktiği zaten. Ama bunun eksisi de ikinci el pazarında görülüyor. Çünkü bu kadar çok yenilenen bir mal eskisini eziyor. Ezmek zorunda çünkü yoksa yenisini nasıl satabilir? Apple ise “Benim duruşum bu, hitap ettiğim kesim de bu. Müşteri farklılaşmasına, ürün farklılaştırmasına gitmiyorum, bizi beğenen bunu alsın.” diyor. Çok tek görüşlü, çok firma bazlı bir yaklaşım olmakla beraber, yaptığı işte iyi oldugu için hala yüksek bir ilgiyle, yüksek bir fiyata satın alınıyor. “Kapitalizm böyle köleleştiriyor işte insanları bık bık..” Yine doğru, evet, haklısın fakat boyle bir cihaz istiyorsan, bu kalitede bir şey istiyorsan bunu seve seve alacaksın kardeşim. Ne zaman HTC de uçurur kendisini, çığır atlar hem app konusunda hem kullanım konusunda, o zaman piyasada rekabet tam olarak oluşur, hem fiyatlar düşer, hem kalite daha da artar. Aslında HTC Desire HD ile işte o günlerin yaklaştığını işaret ediyor sanki.

Bir de hepsi neredeyse 1500 TL civarında olan bu değerli cihazlar hakkında “iPhone’u almak mallık abi, HTC var daha ucuz aynı şeyi yapıyor..” demek de bana göre gereksiz. 1500 TL’nin az para olmaması yüzünden her iki tercih de saygı duyulmasını gerektirir. Nihayetinde Nokia n97 Mini de yapıyor onların yaptığı “her şeyi” ve 900 TL. Aynı olay değil. Piyasa böyle, kapitalizm böyle, ha bir de insanoğlunun doğası böyle. Her zaman fazlasını ister. Ama illa bir mallık varsa ve o nerede diye sorarsanız, Appstore’un yanından geçmeden, jailbreak etmeden iPhone’u alo demek için alanlar, (İş adamları ve akil insanları, büyüklerimizi hariç tutuyoruz. Onlar kullanım kolaylığını tercih ediyor olabilir ve bu bile başlı başına bir ürün başarısıdır zaten.) işte onlar şüphesiz ki maldır. Aynı şekilde HTC’yi de root yapmadan, çeşitli romları ve applicationları denemeden düz kullanım için alanlar da öyle. Bu çok acık ve ne yazık ki doğru. İşini bilen HTC alır, işini bilen iPhone alır, işini bilen Blackberry alır ama işini bilmeyen iPhone alırsa işte bugünkü acayip çıkarımlara çanak tutar. (Hayır bir de yaptığını savunuyor, o cok kötü.) Ve sırf o tipler yüzünden böyle güzel bir cihazı yersiz eleştirmek mantıksız olur. iPhone mükemmel değil. HTC de değil. Belki iki marka da 1500 TL’lik fiyatları hak etmiyor? Ama durum su anda bu ve kolay kolay da değişebilecek bir şey değil.

Bütün yazıda belki iPhone önde duruyor, onun tarafındaymısım gibi gözüküyor. Kesinlikle hayır. Ama tüm şartlar altında o son kullanıcı için en pratik, en geniş kapsamlı, en renkli ve en heyecanlı deneyimi sunuyor.(Bazı hallerde anteni yeterli gücü gösteremese bile!) Apple’ı tebrik ediyorum bu pazarlama ve Ar-Ge yatırımları için. HTC’den de yakında bir trend-setter cihaz bekliyorum. Böyle bir yazıyı inşallah onun hakkında da yazdığım günleri görürüz.

Esenlikler diliyorum her kim buraya kadar okumayı başarabildiyse. Tebrikler arkadaşım. Evet. Tebrikler. İnşallah seçimini doğru yaparsın! 🙂

Alihan Koçoğlu | alihan@istanbul.com

0