<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tolga Erbak</title>
	<atom:link href="http://tolgaerbak.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tolgaerbak.com</link>
	<description>Scrtlg&#039;s</description>
	<lastBuildDate>Sun, 19 Feb 2012 14:41:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Bir galibimiz var!</title>
		<link>http://tolgaerbak.com/2012/02/19/bir-galibimiz-var/</link>
		<comments>http://tolgaerbak.com/2012/02/19/bir-galibimiz-var/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 12:36:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tolga</dc:creator>
				<category><![CDATA[Scrtlg]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tolgaerbak.com/?p=2654</guid>
		<description><![CDATA[Kendi halinde oldukça eleştirisel bir yazıdan bir tek yorumla Scrtlg&#8217;s resmi ikinci ödüllü yarışmasına dönüşen Minus to Plus&#8216;ın da sonuna geldik. Geçen seneki 4 a.m. gibi 6-7 kelime toplayıp 17 dakikada bitirilebilecek kadar kolay değildi bu yılki yarışmamız ama güzel oldukları kadar ultra da zeki Scrtlg&#8217;s okurları için çözülemeyecek bir düğüm de yoktu elbet. Velhasıl, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi halinde oldukça eleştirisel bir yazıdan bir tek yorumla Scrtlg&#8217;s resmi ikinci ödüllü yarışmasına dönüşen <a href="http://tolgaerbak.com/2012/02/15/minus-to-plus/" target="_blank">Minus to Plus</a>&#8216;ın da sonuna geldik. Geçen seneki <a href="http://tolgaerbak.com/2011/04/15/hayir-ben-kazandim/" target="_blank">4 a.m.</a> gibi 6-7 kelime toplayıp 17 dakikada bitirilebilecek kadar kolay değildi bu yılki yarışmamız ama güzel oldukları kadar ultra da zeki Scrtlg&#8217;s okurları için çözülemeyecek bir düğüm de yoktu elbet. Velhasıl, 29 Şubat olan bitiş tarihi bir güzel 18 Şubat&#8217;a çekilmiş oldu.</p>
<p>Öncelikle çözümü açıklamak gerekiyor. Aslıda yorumlarda Türk insanını lise seviyesinde gruplandıran klasik sözel-sayısal hikayeleri vardı hatta bunlardan birine dalga geçer gibi bir cevap da vermiş olabilirim ama aslında hiç düşünmeden benim de bu mantıkla yarışmalar hazırladığım gerçeğini hissettim şu an. Yani 4 a.m. oradan buradan okuduğunu anlamayla anahtar kelime toplatırken Minus to Plus&#8217;sa baya baya sayısal işlem yaptırtıyordu.. Neyse efendim, eksik cümleler vs hikayeydi. Sözlükteki yazı ile blog&#8217;taki arasındaki rakamsal farklıydı kolayca gördüğünüz üzere. Blog&#8217;taki sayılar belirli bir x değişkeninin ikinci ve ücüncü kuvvetleriydi. Yani büyük olanın küpkökü ile küçük olanın karekökü aynı anahtar sayıyı veriyordu ve aradığımız cevap da buydu.</p>
<p>Vee en heyecanlı ana geldik. Bir galibimiz var ve galibimizin de hediyesi olmalı değil mi? O zaman mahkemeye ismini &#8220;Bay Bonkör&#8221; olarak değiştirmek için başvuran ödül sponsorumuz Mr Stingy&#8217;e bağlanıyoruz tekrar..</p>
<p>&#8220;Bay Stingy?&#8221;<br />
&#8220;Aaaa ama Tolga ayıp oluyor. Geçen yılki ödüllerimden sonra hala yeni adımı kullanmıyorsun bozuluyorum bak!&#8221;<br />
&#8220;Aman efendim resmi kanallarla değişmesini bekliyorduk yoksa bonkörlüğünüzün, eliaçıklığınızın sınırı yok maşallah!&#8221;<br />
&#8220;Hahah sorun yok kullananın yeniyi.&#8221;<br />
&#8220;Pekala Bay Bonkör bu yıl neler var elimizde?&#8221;<br />
&#8220;Bilisin ben eşitlikçi adamım Tolgacım o yüzden geçen yılki ödüle benzer bir şey belirledim! Bu sene de Amerikadan gelirken sevgili Scrtlg&#8217;s okurları için bir adettttt (trampetler tam burada çalacak)! Bir adetttttt (trampetler devam)! <strong>iPod nano 6th generation</strong>&#8216;ım var!</p>
<p style="text-align: left;"><img class="aligncenter" title="iPod nano 6th generation" src="https://lh4.googleusercontent.com/-_SIX2qWp34s/T0DsDq8lX1I/AAAAAAAAANs/2nnw2ez4fYs/s512/nano6.png" alt="" width="512" height="460" /><br />
&#8220;Vayyyy iyimiş!&#8221;<br />
&#8220;Heh hehe öyledir. Fotoğraf makinesi ile gözlerine hitap ettiğimiz okurların için biraz da kulakları düşünme vakti değil mi?&#8221;<br />
&#8220;Elbette!&#8221;<br />
&#8220;Eee o zaman Tolgacım sana yazmasın fazla Amerika falan malum… Geldiğimizde görüşürüz.&#8221;<br />
<em>İçses: Zor Stingy&#8217;den kurtulursun sen!</em> &#8220;Pekala Bay Bonkör. Sakıncası yoksa dönüş tarihinizi de okurlarımıza söyleyelim ki, hediyeler için sabırsızlanmasınlar.<br />
&#8220;Aaa haklısın tabi ama zaten söyledik. Cevabı bulan, onu da biliyordur ne dersin ;)&#8221;<br />
&#8220;Haha kesinlikle! Ya kitaplar?&#8221;<br />
&#8220;Kitap bilincini geliştirdik yeterince. Artık kendileri de satın alabilirler değil mi?&#8221;<br />
&#8220;Belki.. Ama benim için rahat etmez. Geçen yılki gibi en hızlı iki isme de <a href="http://tolgaerbak.com/my-readings/" target="_blank">okuduklarım</a> bölümünden seçeceği kitapları yollamayı ben öneriyorum. Maksat kitap kokusu yayılsın :)&#8221;<br />
&#8220;Sende bu işi kapmaya başladın Tolgacım…&#8221;<br />
&#8220;Öyledir..&#8221;<br />
&#8220;Öptüm, bye!&#8221;</p>
<p>Böylecee Scrtlg&#8217;s okurları 2012&#8242;yi de ödülsüz geçmemiş olduk. Aslında birer ikişer ay geri geliş bu sene çok işe yarasa da bunu yılbaşı seviyelerine çekebilirsek gelenekselleştirme anlamında ve Bay Stingy&#8217;nin noel tatili sırasında daha etkili bir ödül sistemi geliştirebiliriz.. Olur mu olur.</p>
<p>Kazananımız Melike&#8217;yi tebrik ederim. Müşterek bahislerde en düşük oranlardan biri kendisindeydi dolayısıyla fazla uğraşmadan geldi ve aldı. Kişisel olarak şaşırmadım.</p>
<p>Ve yarışmaya gerçekten büyük ilgi gösterdiniz ve bunu okuyan, uğraşan herkese gerçekten tek tek teşekkür ediyorum. Biriniz bile olmasa inanın tadı çıkmazdı. İşin doğası gereği herkes kazanamadı belki ama sonuçta eğlendik di mi? Öyle umuyorum :)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tolgaerbak.com/2012/02/19/bir-galibimiz-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>27</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Minus to Plus</title>
		<link>http://tolgaerbak.com/2012/02/15/minus-to-plus/</link>
		<comments>http://tolgaerbak.com/2012/02/15/minus-to-plus/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 14:32:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tolga</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tolgaerbak.com/?p=2644</guid>
		<description><![CDATA[2011&#8242;in yaz ayıydı galiba Google+’ın davetiyesi elime geçtiğinde. Mail adresime gelen ve şu an isimlerini hatırlayamayacağım 271920100 kişiden birinin davetini kullanıp Gmail’e ilişiklendirerek ve bio&#8217;yu oradan, ad soyadı buradan (yok ya o kadar da değildi) kopyalayıp yapıştırarak oluşturuvermiştim hesabımı beş dakikada. Sonra öylee kaldı baya bir süre hayalet kasaba tadında. Birkaç teknolojik arkadaş edinmiştim elbet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2011&#8242;in yaz ayıydı galiba Google+’ın davetiyesi elime geçtiğinde. Mail adresime gelen ve şu an isimlerini hatırlayamayacağım 271920100 kişiden birinin davetini kullanıp Gmail’e ilişiklendirerek ve bio&#8217;yu oradan, ad soyadı buradan (yok ya o kadar da değildi) kopyalayıp yapıştırarak oluşturuvermiştim hesabımı beş dakikada. Sonra öylee kaldı baya bir süre hayalet kasaba tadında. Birkaç teknolojik arkadaş edinmiştim elbet bu sürede..</p>
<p>İlerleyen dönemde Google+ için beklenen davetiyesiz olarak herkese açılacağı gün geldiğinde hafif dalgalanmalar yaşanmadı değil.. Oradan arkadaş, buradan circle, bilmem ne, falan filan.. Eee sonra? Sonrası büyük bir gerileyiş.</p>
<p>Teknoloji dünyasında bir işten sıkılma eşiği vardır. Bu eşiğe gelene kadar piyasanın büyük oyuncaları parsayı toplar, bir daha ne fırtınalar ne depremler olursa olsun, ambarlarında ömürleri boyu yetecek yiyecek ve diğer ihtiyaçları bulunur. İşte Facebook&#8217;un tam da bu rolü oynadığı sıralarda Google+ piyasaya girmeye kalkıştı. Aslında kabul etmek lazım, Google Wave ve Google Buzz&#8217;a göre çok daha ciddi bir şekilde asıldı arama motoru devi bu işe ama yaz gelince kimse mont almaz hesabı, sınırlı davetiye ile uyguladığı arz eksikliği ortadan kalkınca klasik ekonomi kuralları işlemeye başladı (introduction to economics) ve insan enflasyonu karşısında Google+ bekleneni veremeyince bir hayli değersizleşti.</p>
<p>Birde işin etik boyutuna bakalım. Google malum vazgeçilmez bir arama motoru. Bunun sonucunda birisi hakkında Google search yaptığınızda, eğer bu insanın Google Plus hesabı varsa kişisel, kurumsal sitelerinin hepsinin önünde Google+ profili ortaya çıkıyor ilk sırada. Google+ biraz daha ciddi düşünülmüş bir sosyal ağ olsa bile, sosyal medyanın saygınlığı günümüz insanlığında &#8220;zaman geçirme&#8221; tadında algılandığı sürece (ki bunun dışında kullanabilen gerçekten çok az kişi var) Google search&#8217;teki ilk sıradaki bu profil ancak kişilerin imajını zedelemeye yarar. Bununla birlikte Facebook gibi rakiplerinin tarafındaysa olay haksız rekabetten başka bir şeye sebebiyet vermiyor ki, daha şimdiden dava kokuları alınmaya başlanmamış değil (seni seviyorum iki olumsuz).</p>
<p>Son olarak adres satırlarına çok takılırım ben. Google+, plus.google.com gibi bir subdomain’le benim gözümde 1-0 geriden başladı ve bu da yetmezmiş gibi, kullanıcıların kendilerine özel hazırladıkları profiller için de slash’tan sonra 4483962449000 gibi saçma sapan, sallama (üye numarası da olabilir ama umrumda değil) değerler atamaya başladı. Pazara yeni giriş için genel uygulama bu olsa da, Facebook’un halihazırda /username uygulaması ortadayken bu çağdışılık nedendir anlamak mümkün değil. Video’da da hatırlarsanız aynı şey olmuştu. video.google.com ne yaptılarsa tutmamış en sonunda Google, “kıroyum emme para bende” mantığıyla YouTube’u satın almıştı. Bu hesapla Plus da tutmazsa Facebook’u mu satın alacak? Biraz zor..</p>
<p>Sonuç olarak herkes iyi bildiği işi yapsın derler ya; jack of all trades’lik Google’ı sosyal medya işinde şu ana kadar kurtarmadı ve bundan sonra da dalgaların yavaş yavaş çekildiği kumsaldan çıkıp surf yapan bir sporcuya çevirebilmesi zor görünüyor. Daha oynanacak hangi kartları vardır bilmem ama Plus, Google’ın istediği seviyeye çıkarsa çok şaşırırım.</p>
<p>PS: Sen misin adsoyad.com adresimin önünde yarı aktif sallamasyon Plus hesabımı listeleyen? Kapattım gitti ;)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tolgaerbak.com/2012/02/15/minus-to-plus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>40</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tek Başına (Alone) &#8211; Lisa Gardner</title>
		<link>http://tolgaerbak.com/2012/02/13/tek-basina-alone-lisa-gardner/</link>
		<comments>http://tolgaerbak.com/2012/02/13/tek-basina-alone-lisa-gardner/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2012 10:15:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tolga</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Lisa Gardner]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tolgaerbak.com/?p=2621</guid>
		<description><![CDATA[Hayatta ani kararlar almanız gereken anlar vardır. Olay/lar/ın gelişimi gereği daha önceden düşünme fırsatı tanımayan ve içerisinde bulunduğunuz hal gereği bekleyemeyeceğiniz kararlar.. Massachusetts polis teşkilatının özel bir biriminde (STOP) keskin nişancı olarak görev yapan Bobby Dodge, Tek Başına’da, böyle bir anlık karar alması gerekirken buluyor kendini. Karşısındaki apartmanda Jimmy Gagnon’ın silah doğrulttuğu eşi Catherine Rose [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" title="Tek Başına (Alone) - Lisa Gardner" src="http://www.dr.com.tr/DNR_Folders/00000002316/0000000231664_5_1.jpg" alt="" width="160" height="249" />Hayatta ani kararlar almanız gereken anlar vardır. Olay/lar/ın gelişimi gereği daha önceden düşünme fırsatı tanımayan ve içerisinde bulunduğunuz hal gereği bekleyemeyeceğiniz kararlar..</p>
<p>Massachusetts polis teşkilatının özel bir biriminde (STOP) keskin nişancı olarak görev yapan Bobby Dodge, Tek Başına’da, böyle bir anlık karar alması gerekirken buluyor kendini. Karşısındaki apartmanda Jimmy Gagnon’ın silah doğrulttuğu eşi Catherine Rose Gagnon ve oğlu Nathan’ın, o an için hayatta kalabilmelerinin tek şartını kendisinin yapacağı hamle olduğuna inanan Bobby’nin tetiği çekmesiyle Jimmy Gagnon’ın hayatı son bulurken, hikaye de yepyeni bir boyuta taşınıyor.</p>
<p>Catherine Gagnon’ın karşıdaki bir apartmandan görüldüğü kadar aciz durumda olmadığını hatta olayların bu noktaya gelişinde katkısı olabileceğini zamanla düşünmeye başlayan Bobby, bu noktadan sonra birde Jimmy’nin, gerçekleri ne pahasına olursa olsun ortaya çıkarmaya çalışan (veya kendi bildiği gerçeği kanıtlamaya çalışan) yargıç babasıyla uğraşmak zorunda kalır. İşini kaybetme ihtimalinin yanı sıra, haksız yere bir insanı öldürmüş olabileceği gerçeğiyle de yüzleşen Bobby’nin, Catherine Gagnon’ın cazibesine kapılmaya başlamasıysa, Catherine’in sorunlu geçmişiyle birlikte işleri daha da zorlaştırmaya başlar.</p>
<p>Tek Başına, hafif kurgusu, tahmin edilebilir sonu ve tekdüzeliğiyle bana kalırsa hiçbir zaman bir şaheser olarak anılamayacak bir kitap ancak polisiyeler hoşunuza gidiyorsa birçok kitaba göre rahat ve hızlı okunmasının yanında kendisinden beklenmeyecek derecede bir tatmin duygusunu da beraberinde getiriyor ilginç bir şekilde. Son olarak internette yazar hakkında bir şeyler araştırırken Tek Başına&#8217;nın Dedektif D.D. Warren Serisi&#8217;nin bir parçası olduğunu öğrendim. Kitapta bu kadar geri planda tutulan bir karakterin nasıl bir seriye ilham olduğunu anlamak için sanırım Tek Başına&#8217;dan sonraki kitapları okumak gerekiyor. 432 sayfalık Tek Başına’nın elimdeki ilk Türkçe baskısı Martı Yayınları’ndan çıkmış durumda.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tolgaerbak.com/2012/02/13/tek-basina-alone-lisa-gardner/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>F1&#8242;in Çirkin Yüzü: 2012</title>
		<link>http://tolgaerbak.com/2012/02/11/f1in-cirkin-yuzu-2012/</link>
		<comments>http://tolgaerbak.com/2012/02/11/f1in-cirkin-yuzu-2012/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Feb 2012 15:46:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tolga</dc:creator>
				<category><![CDATA[Formula 1]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tolgaerbak.com/?p=2605</guid>
		<description><![CDATA[Formula 1&#8242;de yıl içerisinde şampiyonun belirlendiği anlar kadar, ortada rekabet adına pek bir şey olmadığı halde bile heyecan yaratan zamanlar da vardır. Bu anlardan en etkileyicisi ise, bana sorarsanız yeni araçların tanıtıldığı Ocak sonu Şubat başı dönemleri.. Aslında çok azımız yeni bir Formula 1 aracını görüp, yeni tasarımın mühendislik anlamında ne sonuçlar verebileceğini değerlendirebilecek nitelikteyiz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.f1fanatic.co.uk/wp-content/uploads/2012/02/ferr_mass_jere_2012-41.jpg" target="_blank"><img class="alignright" title="Fernando Alonso - Ferrari F2012 @Jerez" src="http://www.f1fanatic.co.uk/wp-content/uploads/2012/02/ferr_mass_jere_2012-41.jpg" alt="" width="364" height="241" /></a>Formula 1&#8242;de yıl içerisinde şampiyonun belirlendiği anlar kadar, ortada rekabet adına pek bir şey olmadığı halde bile heyecan yaratan zamanlar da vardır. Bu anlardan en etkileyicisi ise, bana sorarsanız yeni araçların tanıtıldığı Ocak sonu Şubat başı dönemleri..</p>
<p>Aslında çok azımız yeni bir Formula 1 aracını görüp, yeni tasarımın mühendislik anlamında ne sonuçlar verebileceğini değerlendirebilecek nitelikteyiz. O azınlık içinde olmadığım için bende diğer tüm F1 taraftarlarının yanında, herkesin bir şeyler gizlediği test seanslarını saymazsak, ilk grand prix&#8217;ye kadar 2012 araçlarını estetik olarak değerlendirmeye çalışacağım.</p>
<p>Ocak ayının sonlarında Caterham&#8217;la başlayan ve Ferrari, Lotus, Force India, Sauber, Red Bull ve diğerlerinin izlediği 2012 araçlarının örtü kaldırma mevsiminin tek bir ortak noktası ve tek bir istisnası vardı: 2012 kurallarına uygun kademeli alçalan bir ön kanat ve her şeye rağmen geleneksel bir tasarımı <a href="http://www.f1fanatic.co.uk/wp-content/uploads/2012/02/mclaren_mp4-27_2012-13.jpg" target="_blank">seçen</a> McLaren.</p>
<p>İngilizce kaynakların tamamına yakınının ortak metni &#8220;ugly F1 cars in 2012&#8243; yani 2012&#8242;deki çirkin F1 araçları oldu. Formula 1 elbette performas başta olmak üzere belki de estetik dışında hemen her şeyin yarıştığı bir motorsporları serisi ama iş sizin benim gibi izleyicilere gelince ve ortada gerçekçi bir tur zamanı da olmayınca konuşacak tek şey de araçların tasarımları oluyor.</p>
<p>Aslında bu çirkin ördek yavrusu etkisinin ilk örneklerini 2009 yılında görmeye başlamıştık. 2000&#8242;lerin ilk yıllarında Michael Schumacher ve Ferrari&#8217;nin dominant performansı belki de -güncel- Formula 1 severleri ilk defa performastan başka alanlara, araçların nasıl göründüğü konusunda kafa yormaya itti. Ferrari&#8217;nin 2003 aracı <a href="http://www.f1fanatic.co.uk/wp-content/uploads/2008/08/barr_ferr_nurb_2003.jpg" target="_blank">F2003-GA</a> ve ona ikiz kardeşi kadar benzeyen Sauber&#8217;in 2004 aracı <a href="http://www.f1technical.net/f1db/cars/images/2004/sauber.jpg" target="_blank">C23</a>&#8216;ün şıklığını acaba unutanınız var mı? Ya da aynı Sauber&#8217;in 2012&#8242;de panda olarak anılan <a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/a3/F1_2012_Jerez_test_-_Sauber.jpg" target="_blank">C31</a>&#8216;ine ne demeli? Peki ya Adrian Newey&#8217;in McLaren&#8217;da teknik problemlerini saymazsak tasarım olarak bir sanat eseri <a href="http://www.carforums.net/reviews/makes/pictures/mclaren11.jpg" target="_blank">MP4-19</a> ve <a href="http://www.formula1.com/wi/597x478/manual/raikkonen01_020205.jpg" target="_blank">19B</a>&#8216;si hala gözünüzün önünde değil mi?</p>
<p>Peki 2009&#8242;dan itibaren ne oldu? Kısaca kurallar değişti. Orantısız büyüyen ön kanatlar, daha yüksek ama dar arka kanatlar özellikle ilk bakışta bu izlenime kapılınmak üzere Formula 1&#8242;de, son günlerin popüler tabiriyle ucubeler yaratmaya yetti. Onu da sineye çektik ve 2010-2011 yıllarında bu tasarımları da benimsedik ve belki eski kurallara ait araçlar gözlerimize garip gelmeye başladı ama 2012…</p>
<p>2012 bana -ve birçok görüşe- kalırsa tasarım anlamında kötünün ötesinde bir çirkinleşme hareketi oldu. Bir F1 aracının en göze batan bölümü ön kanattır ve 2012 kurallarının, tasarım anlamında vurduğu en ağır darbenin de gözlerimizin bizi yanıltmadığını anladığımız an ön kanatlara olduğunu beraberce gördük.</p>
<p>Zamanla buna da alışır mıyız? Alışırız elbet ama FIA&#8217;nın geçmişte hatırlarsınız Sauber&#8217;in ön tarafından kaldırttığı <a href="http://www.formula1.com/news/headlines/2006/7/4683.html" target="_blank">uzun iki paçası</a> gibi daha çok estetik amaçla aldığı kararların, 2012 tasarımlarını da yıl içinde olmasa da gelecek sezonlar için etkileyeceğini düşünüyorum. Tabi FIA&#8217;nın, bunun için teknik bilgisi dışında sporu gözleriyle izleyen taraftarları düşünmeye başlamasını beklememiz gerektiğini de aklımızın bir köşesinde tutmamız lazım.</p>
<p><a href="http://www.f1fanatic.co.uk/wp-content/uploads/2012/02/lotu_raik_jere_2012-2.jpg" target="_blank"><img class="alignnone" title="Kimi Raikkonen - Lotus E20 @Jerez" src="http://www.f1fanatic.co.uk/wp-content/uploads/2012/02/lotu_raik_jere_2012-2.jpg" alt="" width="645" height="430" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tolgaerbak.com/2012/02/11/f1in-cirkin-yuzu-2012/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Descendants (2011)</title>
		<link>http://tolgaerbak.com/2012/02/06/the-descendants-2011/</link>
		<comments>http://tolgaerbak.com/2012/02/06/the-descendants-2011/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 11:52:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tolga</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film & Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Senden Bana Kalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tolgaerbak.com/?p=2602</guid>
		<description><![CDATA[İyi veya kötü yorumunu ayrı tutmak kaydıyla, sadece belirli oyuncular hatta belirli bir oyuncu üzerinden dönen filmler olgusunu kafanızdan geçirin. Senaryo direk bu oyuncu için düşünülsün veya düşünülmesin, ana karakteri, ana karakter yapmaktan öte, filmin tek odağı haline getiren yapımlardır bunlar. Başarının -sonucun da diyebiliriz çünkü işin içinde başarısızlık da vardır- büyük bir bölümü de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" title="The Descendants (2011)" src="https://lh6.googleusercontent.com/-24rDuK4wcVo/Ty-93IsqRTI/AAAAAAAAAMs/lXamPESvpXk/s317/TheDescendants.jpg" alt="" width="214" height="317" />İyi veya kötü yorumunu ayrı tutmak kaydıyla, sadece belirli oyuncular hatta belirli bir oyuncu üzerinden dönen filmler olgusunu kafanızdan geçirin. Senaryo direk bu oyuncu için düşünülsün veya düşünülmesin, ana karakteri, ana karakter yapmaktan öte, filmin tek odağı haline getiren yapımlardır bunlar. Başarının -sonucun da diyebiliriz çünkü işin içinde başarısızlık da vardır- büyük bir bölümü de zaten hikayenin sağlamlığı ve bu rol için düşünülen ve/veya bulunan oyuncunun arasında paylaşılır gider.</p>
<p>The Descendants da, George Clooney&#8217;nin canlandırdığı Matt King karakteri ile tam olarak böyle bir yapım. Çok ağır olmayan bir hikaye üzerine kurulu sağlam bir rol ve bunun hakkını fazlasıyla veren bir oyuncu.. Basit bir formül gibi duruyor ama aldığınız risk gereği, arkasındaki dengeleri de kuşkusuz iyi oturtmak lazım. Mesela klasik başrol uygulamalarında elbette bir ön plana çıkma hissi vardır ama bunlarda; aslında nasıl anacağımı bilmiyorum kelime uydurmak da sonradan yeni bir dil oluşturmaya başlayıp beni anlayanları azalttığım için tercihim değil, o zaman şimdilik The Descendants ayarı filmlerde diyeyim, arkaplanda dönen ve bu esas role alternatif oluşturacak bir girişim dahi olmuyor. Hikaye George Clooney &amp; Matt King ile başlıyor, George Clooney &amp; Matt King ile her anı yaşıyor ve yine George Clooney &amp; Matt King ile bitiyor. Hepsi bu.</p>
<p>Kouya geçersek (spoiler istemeyenler son paragrafa atlasa fena olmaz); Hawaii&#8217;de ailesinden kendisine kalan yüklü topraklara rağmen mütevazi bir hayatı seçen Matt King&#8217;in eşi Elizabeth King&#8217;in (Patricia Hastie) geçirdiği bir tekne kazasıyla başlıyor The Descendants. O güne kadar eşi başta olmak üzere kızları Alexandra King (Shailene Woodley) ve Scottie King&#8217;e (Amara Miller) de işleri sebebiyle ilgisiz kalan Matt&#8217;in sorunlu kızlarıyla başlayan imtihanı, ilk olarak Alexandra&#8217;dan öğrendiği ölüm döşeğindeki Elizabeth&#8217;in başka bir ilişkisi olabileceği gerçeğiyle yeni bir boyut kazanıyor. İlerleyen dönemde eşinin kendi isteği üzerine daha fazla makinelerle yaşatılmayacağı gerçeğini eğer Elizabeth bir ilişki yaşıyorsa o kişinin de bilmesi gerektiğine büyük bir olgunlukla (ve iki çift laf söyleme dürtüsüyle) karar veren Matt, kızlarıyla birlikte, ulaştığı Brian Speer (Matthew Lillard) ismindeki adamı bulma yoluna düşüyor. Ve zamanla, Brian Speer sayesinde Hawaii&#8217;de ailesinden kalan ve sadece kendisinin söz sahibi olduğu son toprakları satma kararını da gözden geçiren Matt&#8217;in tercihi, çoğu kuzenlerinden oluşan aile üyelerininden git gide uzaklaşmaya başlıyor.</p>
<p>Fazla iniş-çıkış olmamasına rağmen 115 dakikalık The Descendants her dakikasında dikkatleri üzerinde toplamasını iyi beceriyor. Bu bağlamda başta dediğim odak noktası ve bu rol için seçilen George Clooney&#8217;nin katkısı elbette göz ardı edilemez ama fazla olmasalar da diğer ön plandaki karakterlerin filme etkisi de gayet olumlu olmuş. Göze batan veya başka türlü olması düşünülen tek bir noktayı şu an hatırlayamamamı, fazla hafızamı zorlamamaktan ziyade bu kez (belki de uzun zaman sonra ve halo effect&#8217;im dışında ilk defa) yapımın sağlamlığına bağlamak istiyorum. Oscar yolunda sadece kağıt üzerinde görülen zayıflıkları sonucu başarısızlığa uğrar mı bilmiyorum ancak The Descendants&#8217;ın, izlenesi film arayanları mutlu edecek bir yapım olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Türkçe&#8217;ye &#8220;Senden Bana Kalan&#8221; şeklinde çevrilen The Descendants için son sözüm de (belki de ilktir aslında) Brian Speer&#8217;in eşi Julie Speer rolünü canlandıran Judy Greer&#8217;e <a href="http://twitter.com/tolgaerbak/status/166270492402135040" target="_blank">gitsin</a>. Hepinize iyi seyirler!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tolgaerbak.com/2012/02/06/the-descendants-2011/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu akşam da</title>
		<link>http://tolgaerbak.com/2012/02/05/bu-aksam-da/</link>
		<comments>http://tolgaerbak.com/2012/02/05/bu-aksam-da/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 23:09:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tolga</dc:creator>
				<category><![CDATA[Scrtlg]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tolgaerbak.com/?p=2327</guid>
		<description><![CDATA[Yoksun sen, Bu akşam da. Saymadım, sayamadım ama Uzun zaman olduğu apaçık ortada. Yeni yüzler görüyorum Bu akşam da. İlla birileri sana benziyor aralarında, Oradaki evde ya da şuradaki barda. Seninle sonsuza dek beraber olmayı umarken, Sesini bile duyamadım, bu akşam da. Beraberliğin umudu yarınları getirecekken bize, Yokluğunun acısıyla tekrar hapsolacağım, bugüne. Yatarken o soğuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yoksun sen,<br />
Bu akşam da.<br />
Saymadım, sayamadım ama<br />
Uzun zaman olduğu apaçık ortada.</p>
<p>Yeni yüzler görüyorum<br />
Bu akşam da.<br />
İlla birileri sana benziyor aralarında,<br />
Oradaki evde ya da şuradaki barda.</p>
<p>Seninle sonsuza dek beraber olmayı umarken,<br />
Sesini bile duyamadım, bu akşam da.<br />
Beraberliğin umudu yarınları getirecekken bize,<br />
Yokluğunun acısıyla tekrar hapsolacağım, bugüne.</p>
<p>Yatarken o soğuk yatağa,<br />
Duymasan da içimden iyi geceler diyeceğim sana, bu akşam da.<br />
Ne yaparsam yapayım bir şeyler eksik olacak yine,<br />
Sen yanımda olmadıkça.</p>
<p>Umut kırıntılarına tutunacağım<br />
Ya da onları kendim yaratacağım, bu akşam da.<br />
Fena halde tek kişilik oyuna dönüşen bu dramda,<br />
Hayali seni arayacağım zifiri karanlıkta.</p>
<p>Seni çok özledim,<br />
Bu akşam da.<br />
İnsan karanlıkta ne kadar yol alabilir bilmem ama,<br />
Işığımın sen olduğu apaçık ortada.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tolgaerbak.com/2012/02/05/bu-aksam-da/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Willows in the Wind</title>
		<link>http://tolgaerbak.com/2012/01/30/willows-in-the-wind/</link>
		<comments>http://tolgaerbak.com/2012/01/30/willows-in-the-wind/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 07:40:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tolga</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film & Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[CSI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tolgaerbak.com/?p=2590</guid>
		<description><![CDATA[“Dile kolay” lafını pek kullandığımı hatırlamıyorum. Sözlü olanları saymak elbette imkansız ama yazılı olanlar için, sırf merakıma blog’ta küçük bir araştırma yaptım ve ulaştığım sayı sadece bir. Ve bilin bakalım o da ne ile alakalı bir yazıda? Evet evet doğru düşünüyorsunuz. Gördüğümde sizden çok beni şaşırtsa da bundan önceki son “dile kolay”ı bir başka CSI [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="https://lh3.googleusercontent.com/-M18ywy-6ets/TyZIe0zNAiI/AAAAAAAAAMM/C0hVPT1_HXE/s500/willowsinthewild1.jpg" alt="" width="500" height="362" /></p>
<p>“Dile kolay” lafını pek kullandığımı hatırlamıyorum. Sözlü olanları saymak elbette imkansız ama yazılı olanlar için, sırf merakıma blog’ta küçük bir araştırma <a href="http://tolgaerbak.com/?s=%22dile+kolay%22" target="_blank">yaptım</a> ve ulaştığım sayı sadece bir. Ve bilin bakalım o da ne ile alakalı bir yazıda? Evet evet doğru düşünüyorsunuz. Gördüğümde sizden çok beni şaşırtsa da bundan önceki son “dile kolay”ı bir başka CSI <a href="http://tolgaerbak.com/2009/04/17/200/" target="_blank">yazımda</a> kullanmışım.</p>
<p>Sonuç çıkarmak için -en azından bu yazıda- erken bir safha olsa da, demek ki CSI dışında uzun vadede beni etkileyebilen böyle bir yapım olmadığını bu sihirli kelimenin eksikliğinden rahatlıkla söyleyebilirim diyor, laf kalabalığından esas konuma dönmeye çalışıyorum..</p>
<p>Dile kolay (işte bu!) 2000 yılından beri tam 12 yıl ve 263 bölümün ardından Marg Helgenberger ve dolayısıyla canlandırdığı Catherine Willows karakteri CSI’dan ayrıldı. Sezon başında zaten açıklanmış bir gerçek olduğu için pek sürpriz değildi ama dizi, sezon ortalarında yaptığı bu karakter giriş-çıkışlarıyla sanki yılda iki final yapar bir havaya büründü.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta “Ms. Willows Regrets&#8230;” ile başlayan ve bu hafta “Willows in the Wind”la tamamlanan Catherine’in çıkış macerası spoiler’dan uzak kalarak söylemek gerekirse genel dayanağı dışında özellikle Langston’lı sezonların (9, 10, 11) finallerine taş çıkartır nitelikte idi.</p>
<p>İyi birkaç bölümün ardından işin birde Catherine Willows’u kaybetme bölümü var elbet. Bu konuda kuşkusuz CSI’ı, Grissom’dan sonra on ikinci sezona kadar tanıdık bir yüz olarak anabileceğimiz en önemli karakteri kaybettik ama gerçeği söylemek gerekirse bu 12 yılın da en büyük etkisini Catherine Willows yani Marg Helgenberger’da görüyorduk. 2000’lerin başında deneyimli kadın CSI bayrağını harika bir şekilde taşıyan Catherine Willows’un günden güne ekranda yaşlanmasını izlemek eminim benim gibi birçok CSI severi rahatsız etmeye başlamıştı. Yani elbette işin yapılıp yapılamayacağı değil bahsettiğim konu ama Catherine’in nasıl hatırlanacağına dair bilhassa son beş yılda çok şey değişti. Erkek oyuncularda daha az hissedilen bu etki, Marg Helgenberger için adeta bir veda çağrısı olmuş, kaybetme hissi yerini ufak ufak rahatlamaya bırakmıştı artık.</p>
<p>Catherine’in veda bölümünde dikkatimi çeken bir nokta da rol gereği Catherine’nin FBI’a geçişini açıkladığı veda anıydı. Nick’in ağlaması ve diğer ekibin süt dökmüş kedi kıvamındaki halleri oyuncuların rolden öte Marg Helgenberger’ın ayrılışına gösterdikleri doğal tepkinin bir ürünüydü bana göre. Örneğine gerçekten az rastlanabilecek böyle bir sahneyi de, ancak CSI böyle bu denli duygusal kılabilirdi. Bununla birlikte geçiş döneminde birkaç bölüm de olsa Gil Grissom’ı (William Petersen) görmek her şeyi daha hoş kılabilirdi ama beklentilerin aksine malesef gerçekleşmedi.</p>
<p>Ve sonrası.. D.B. Russell’a (Ted Danson) bazı eleştiriler olsa da bana göre iyi iş çıkaran CSI yapımcıları, birkaç ay önce Catherine Willows’un yerini Elisabeth Shue’nun canlandıracağı Julie Finlay karakteri ile dolduracaklarını açıklamışlardı. Elisabeth Shue takip ettiğim bir aktris değil o yüzden şu aşamada fazla bir şey söylemek istemiyorum ama dikkat edilmesi gereken noktanın istikrar olması gerektiğini düşünüyorum. Laurence Fishburne ve Lauren Lee Smith örneklerinde yeni eklenen Ray Langston ve Riley Adams karakterlerinin ömrü çok uzun olmamıştı. Eğer yeni bir karakter seçiliyorsa seri için geleceği sağlam isimler olmalı ki zaten yaşanan eksiklikler birde temelleri yıkmaya başlamasın. Bu sebeple Elisabeth Shue’nun canlandıracağı Julie Finlay karakteri için şimdilik tek beklentim istikrardır. Kalanını getirme gücü zaten CSI’ın doğasında fazlasıyla var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tolgaerbak.com/2012/01/30/willows-in-the-wind/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Buz Adam&#8217;ın Dönüşü</title>
		<link>http://tolgaerbak.com/2012/01/25/buz-adamin-donusu/</link>
		<comments>http://tolgaerbak.com/2012/01/25/buz-adamin-donusu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 07:46:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tolga</dc:creator>
				<category><![CDATA[Formula 1]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tolgaerbak.com/?p=2581</guid>
		<description><![CDATA[Hatırlarsınız, hatta nasıl unutabilirsiniz ki? 2009 sonunda kontratını tek taraflı fesheden Ferrari’nin tutumunun ardından belki de “zirvede bırakma” mantığıyla ama zirveden bir hayli uzaklaşmışken ayrılmıştı Kimi Raikkonen, Formula 1’den. Bu karar Fernando Alonso sevdasına 2009 gibi ölçüt kabul etmeyen bir yılı baz alıp Fin pilotu harcayan başta Ferrari olmak üzere kuşkusuz tüm Formula 1 dünyasının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" title="Kimi Raikkonen - Lotus F1 Team" src="https://lh5.googleusercontent.com/-OCMD4tdTVNc/Tx-yGO4RhVI/AAAAAAAAALs/Z--UHksskbo/s512/raik_lotu_vale_2012-2.jpg" alt="" width="320" height="461" />Hatırlarsınız, hatta nasıl unutabilirsiniz ki? 2009 sonunda kontratını tek taraflı fesheden Ferrari’nin tutumunun ardından belki de “zirvede bırakma” mantığıyla ama zirveden bir hayli uzaklaşmışken ayrılmıştı Kimi Raikkonen, Formula 1’den. Bu karar Fernando Alonso sevdasına 2009 gibi ölçüt kabul etmeyen bir yılı baz alıp Fin pilotu harcayan başta Ferrari olmak üzere kuşkusuz tüm Formula 1 dünyasının kaybı oldu. Otuzlu yaşlarının başında ve spora belki de en faydalı olacağı bir çağda F1 dışında kalan Raikkonen’in ardından kuşkusuz bundan sonra ne yapacağınden öte, Formula 1’e geri dönüp dönmeyeceği konuşuluyordu.</p>
<p>Kişisel olarak kafamda bu sorunun cevabıyla yaşıyordum sanki.. Bana göre Kimi Raikkonen Formula 1’e aitti ve ait olduğu yere bir gün dönecekti. Bu düşüncem, Fin pilotun ayrıldığını açıkladığı gün, WRC’de yarışmaya başladığı zaman, farklı serilerde başarısız sonuçlarla “alışma” evrelerinde olduğu dönemler veya F1’den sıkıldığını üstüne basa basa söylediği anlar; hiçbirinden etkilenmedi ve değişmedi. Neden ve nasıl oluştuğu konusunda en ufak bir fikrim olmasa da benim gibi bu düşünceyi paylaşan Formula 1 takipçileri eminim ki geçtiğimiz aylarda Fin pilotun eski ismi Lotus Renault GP olan Lotus F1 Team’le yaptığı 2 yıllık anlaşma sonrası “ben demiştim” havasına girmişlerdir.</p>
<p>Peki Raikkonen Formula 1’e na katar? Aslında Fin pilotun F1’den ayrıldığı dönem tam da Red Bull hakimiyetinin ilan edildiği ve yarış heyecanının günden güne düştüğü bir döneme denk geldi. Eğer Kimi Raikkonen, Ferrari dışında bir takımla anlaşıp bu iki yıldır yarışıyor olsaydı da teknik anlamda elinden fazla bir şey gelmeyeceği ortadaydı ama Raikkonen’in esprisi biraz da pist dışında görünüyor bana göre. Örneğin her filmde belli başlı karakterler vardır ve hepsi birbirini tamamlayacak şekilde izleyiciye sunulur. Raikkonen de bu bağlamda kuşkusuz F1 sahnesinin en önemli oyuncularından biri. Örneğin yağmurdan kırmızı bayrak sallanmış bir havada herkes araçta şartların düzelmesini beklerken pite dönüp dondurma &amp; kola ikilisine sarılan, gazetecilere grid’te çoğu zaman hak ettikleri ukala cevapları veren veya dünya yıkılsa umrunda olmayacak havasıyla ortalarda gezinen bir isim yoktu Formula 1’de bu iki yıldır. Elbette Raikkonen’in yeteneği de tartışılmaz ama kendini gösteremediği yıllarda bile Raikkonen, kendi soğuk havasının aksine bu halleriyle Formula 1 için fazlasıyla eğlenceli biri oluyordu.</p>
<p>2012 sezonunda Lotus F1 Team’in ne kadar rekabetçi olabileceğinin ilk örneklerini gelecek ay başlayacak olan kış testlerinde göreceğiz ama takım nasıl bir araç ortaya çıkarırsa çıkarsın, Kimi Raikkonen’i F1’e kazandırmak gibi bir misyonu hayata geçirmesinin, en azından kısa vadede daha büyük bir kazanım olduğuna inanıyorum. Sonuçta bu noktadan sonra Lotus’un olası başarısızlıkları dahi, Raikkonen’in rekabetçi takımların ilgi odağı olmasını engelleyemez.</p>
<p>Görelim bakalım neler olacak..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tolgaerbak.com/2012/01/25/buz-adamin-donusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hot chocolate &amp; Chess II</title>
		<link>http://tolgaerbak.com/2012/01/22/hot-chocolate-chess-ii/</link>
		<comments>http://tolgaerbak.com/2012/01/22/hot-chocolate-chess-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 00:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dery</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okurlar, yazar olursa..]]></category>
		<category><![CDATA[Scrtlg]]></category>
		<category><![CDATA[HC&C]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tolgaerbak.com/?p=2559</guid>
		<description><![CDATA[Was a very very funny night in Kadikoy. First of all Scrtlg&#8217;s perfect hot chocolote &#38; chess coctail turned to the beer &#38; chess on tonight. It wasn&#8217;t a offical name change but Tolga -king of the names- absolutely didn&#8217;t like this action. Despite this, he drank a lot too :) After that he tweeted [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://lh5.googleusercontent.com/-MdKaXEVz7Eg/Txsvb_w2HkI/AAAAAAAAALU/dRNkUphYMF8/s640/hccii.jpg" target="_blank"><img class="alignnone" src="https://lh5.googleusercontent.com/-MdKaXEVz7Eg/Txsvb_w2HkI/AAAAAAAAALU/dRNkUphYMF8/s640/hccii.jpg" alt="" width="512" height="386" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Was a very very funny night in Kadikoy.</p>
<p>First of all Scrtlg&#8217;s perfect hot chocolote &amp; chess coctail turned to the beer &amp; chess on tonight. It wasn&#8217;t a offical name change but Tolga -king of the names- absolutely didn&#8217;t like this action. Despite this, he drank a lot too :) After that he <a href="https://twitter.com/#!/tolgaerbak/status/160805487498100736" target="_blank">tweeted it</a> to the his huge followers with a small horse lie. According to him when Dery and FW get drunk, they tried to use horse like U and M moves. He closed his iPhone before sleep that&#8217;s why we could&#8217;t delete this tweet&#8230; So please don&#8217;t belive him :D</p>
<p>First game was between Dery and Frank Williams. Actually Dery is a perfect player but in first HC&amp;C she was unlucky. (I&#8217;m not writing this as a Dery, it&#8217;s obvious right getlemen? :)) Today, in HC&amp;CII she teared up FW. She lost just two pawns, a horse and a bishop in the hole game. After 9 minutes, FW was criying and Dery in the final.</p>
<p>Second game was Tolga&#8217;s and Heisenberg&#8217;s game. We don&#8217;t need a lot of words. Heisenberg was a weak rival for Scrtlg and their game was about 4 minutes. Tolga beat him with classic bishop &amp; queen move in the grand opening. Heisenberg didn&#8217;t cry but he had to buy a lot of beer :))</p>
<p>In final, Scrtlg and Dery fought for the championship. The big final was about 27 minutes and unfotunately Dery has lost. (Yeah it&#8217;s about to be a writer :)) Complicated game and after when Dery lost her queen, it was easy for Tolga. Everybody wanted to see Dery as a champion but Tolga didn&#8217;t let it. (No problem I&#8217;m OK)</p>
<p>Third &amp; fourth place game was (of course) not interesting. Two amateur: FW and Heisenberg played and Scrtlg &amp; Dery didn&#8217;t even watch that rubbish game. According to amateurs, FW won and he became the third best player in HC&amp;CII. Heisenberg fourth like in the first HC&amp;C. What a loser ha? :)</p>
<p>After the games, we drank, we watched fringe 4&#215;9, we drank and we did a lot of funny activity together. Even though I lost, it was a perfect night and day by day it&#8217;s going to be a rituel. But we missed my best friend Nil &#8216;Colly&#8217;. I wanna say her please come back honey and beat that Scrtlg! :))</p>
<p>It&#8217;s midnighttt! I need to sleep folks. Goodnight :)</p>
<p>Dery.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tolgaerbak.com/2012/01/22/hot-chocolate-chess-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alçak Lisans</title>
		<link>http://tolgaerbak.com/2012/01/16/alcak-lisans/</link>
		<comments>http://tolgaerbak.com/2012/01/16/alcak-lisans/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 20:38:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>tolga</dc:creator>
				<category><![CDATA[Scrtlg]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tolgaerbak.com/?p=2549</guid>
		<description><![CDATA[Bir sene önce Ales&#8217;e girip yüksek lisans peşinde koşacağımı söylese biri, yurtdışına bu amaçla gidip nasıl döneceğini şaşıran biri olarak gülerdim herhalde. Neyse, nasıl hızlı geliştiğine hala inanamadğım pek muhtelif nedenler sayesinde önce başvuruların son günü Ales&#8217;te sonra da yine sona yakın zamanlarda okullara başvururken buldum kendimi. Adı yüksek olmasına yüksek de, bazı detaylar bana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir sene önce Ales&#8217;e girip yüksek lisans peşinde koşacağımı söylese biri, yurtdışına bu amaçla gidip nasıl döneceğini şaşıran biri olarak gülerdim herhalde. Neyse, nasıl hızlı geliştiğine hala inanamadğım pek muhtelif nedenler sayesinde önce başvuruların son günü Ales&#8217;te sonra da yine sona yakın zamanlarda okullara başvururken buldum kendimi. Adı yüksek olmasına yüksek de, bazı detaylar bana bu işin biraz alçalmaya başladığını hissettirdi..</p>
<p>Öncelikle Ales. 86 kuşağı olarak biz ki ilkokulu beş sene okuyan son nesil, biz ki iki kez Anadolu &#038; Fen Lisesi sınavlarına girmeye hak kazanan (ya da iki kez sömürülen) tek nesil, biz ki mavi önlü… (yok ya o daha önceydi :)), biz ki…. O kadar sınava girdik ki biz, Ales sınav değildi. Nasıl değildi? Biraz hızlı okuyabilme ve vasat anlayabilme kabiliyetine sahip herkesin Türkçe olarak andığı bölümü gözü kapalı yapacağı, matematiği ise annesinin karnında öğrendikleriyle (annem dört haneli iki sayıyı kafadan çarpabilir) götürebileceği bir komediydi. Hal böyle olunca iddalı olmasa da yeterli bir puanı alabilmek için kitap-defter sayfası açmanıza gerek olmadığı konusunda sizinle uzun uzun tartışmaya girebilirim. (Aynı durumda alamadıysanız sizi anti-üstün zeka ekibimizin nahif ellerine bırakacağız ya da daha basiti; niye çalışmadınız tembeller! :)) Lisans eğitiminin üzerine çıkabilmek için her ne kadar işime gelmese de bana göre çalışmak gerekirdi. Birinci alçaklık.</p>
<p>İkincisi ise özel okullar. Ya bir kontrol mekanizması var elbet ama lisansa oranla bana göre ipleri fazla gevşek bırakılmış. Hayır kalıba sokulmaya alışık olduğumuza mı diye düşünüyorum ama birbirleri arasında bile o kadar çelişiyorlar ki, beynimin standartlardan sorumlu bölümü şu an iflas etmiş durumda. Biri geliyor 10 kontenjan, diğeri diyor kaç kişi başvurursa hepsini alıyoruz, bölümler arası sonradan olası transferler, yine sonradan tezli-tezsiz değişimleri, bir anlaşyış, bir hürmet… Benim açımdan iyi, şikayetçi olmak için mazoşist olmak lazım ama sistemin geneli açısından esneklik had safhada. Fazla elastikiyet de iyi değildir benden söylemesi..</p>
<p>Aslında daha eklesem eklerdim ama uykum geldi. Sözün özü, ımm ne desem bakın nasıl da standart koyamaz oldum… Hah buldum! Sözün özü, &#8220;Nur kurada mızıkçılığa sebep olan isimdi&#8221; cümlesinde doğru yere virgül koyabiliyorsanız ve 271920100&#8242;ün karekökünü alabiliyorsanız, (hadi kafadan alamasanız da ne anlama geldiğini bilin) üstüne birde 10K silkelenirseniz yüksek lisansa hoş gelirsiniz. Ne kadar yüksek ne kadar alçak yorum sizin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tolgaerbak.com/2012/01/16/alcak-lisans/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

