Hatırlarsınız, hatta nasıl unutabilirsiniz ki? 2009 sonunda kontratını tek taraflı fesheden Ferrari’nin tutumunun ardından belki de “zirvede bırakma” mantığıyla ama zirveden bir hayli uzaklaşmışken ayrılmıştı Kimi Raikkonen, Formula 1’den. Bu karar Fernando Alonso sevdasına 2009 gibi ölçüt kabul etmeyen bir yılı baz alıp Fin pilotu harcayan başta Ferrari olmak üzere kuşkusuz tüm Formula 1 dünyasının kaybı oldu. Otuzlu yaşlarının başında ve spora belki de en faydalı olacağı bir çağda F1 dışında kalan Raikkonen’in ardından kuşkusuz bundan sonra ne yapacağınden öte, Formula 1’e geri dönüp dönmeyeceği konuşuluyordu.
Kişisel olarak kafamda bu sorunun cevabıyla yaşıyordum sanki.. Bana göre Kimi Raikkonen Formula 1’e aitti ve ait olduğu yere bir gün dönecekti. Bu düşüncem, Fin pilotun ayrıldığını açıkladığı gün, WRC’de yarışmaya başladığı zaman, farklı serilerde başarısız sonuçlarla “alışma” evrelerinde olduğu dönemler veya F1’den sıkıldığını üstüne basa basa söylediği anlar; hiçbirinden etkilenmedi ve değişmedi. Neden ve nasıl oluştuğu konusunda en ufak bir fikrim olmasa da benim gibi bu düşünceyi paylaşan Formula 1 takipçileri eminim ki geçtiğimiz aylarda Fin pilotun eski ismi Lotus Renault GP olan Lotus F1 Team’le yaptığı 2 yıllık anlaşma sonrası “ben demiştim” havasına girmişlerdir.
Peki Raikkonen Formula 1’e na katar? Aslında Fin pilotun F1’den ayrıldığı dönem tam da Red Bull hakimiyetinin ilan edildiği ve yarış heyecanının günden güne düştüğü bir döneme denk geldi. Eğer Kimi Raikkonen, Ferrari dışında bir takımla anlaşıp bu iki yıldır yarışıyor olsaydı da teknik anlamda elinden fazla bir şey gelmeyeceği ortadaydı ama Raikkonen’in esprisi biraz da pist dışında görünüyor bana göre. Örneğin her filmde belli başlı karakterler vardır ve hepsi birbirini tamamlayacak şekilde izleyiciye sunulur. Raikkonen de bu bağlamda kuşkusuz F1 sahnesinin en önemli oyuncularından biri. Örneğin yağmurdan kırmızı bayrak sallanmış bir havada herkes araçta şartların düzelmesini beklerken pite dönüp dondurma & kola ikilisine sarılan, gazetecilere grid’te çoğu zaman hak ettikleri ukala cevapları veren veya dünya yıkılsa umrunda olmayacak havasıyla ortalarda gezinen bir isim yoktu Formula 1’de bu iki yıldır. Elbette Raikkonen’in yeteneği de tartışılmaz ama kendini gösteremediği yıllarda bile Raikkonen, kendi soğuk havasının aksine bu halleriyle Formula 1 için fazlasıyla eğlenceli biri oluyordu.
2012 sezonunda Lotus F1 Team’in ne kadar rekabetçi olabileceğinin ilk örneklerini gelecek ay başlayacak olan kış testlerinde göreceğiz ama takım nasıl bir araç ortaya çıkarırsa çıkarsın, Kimi Raikkonen’i F1’e kazandırmak gibi bir misyonu hayata geçirmesinin, en azından kısa vadede daha büyük bir kazanım olduğuna inanıyorum. Sonuçta bu noktadan sonra Lotus’un olası başarısızlıkları dahi, Raikkonen’in rekabetçi takımların ilgi odağı olmasını engelleyemez.
Görelim bakalım neler olacak..

Tamam tamam farkındayım “hiçbiri” yanıtı da yetmedi. Öyleyse sadede gelelim. Bonomo, Türkiye’yi Mayıs ayında Bakü’de yapılacak olan 2012 Eurovision Şarkı Yarışması’nda temsil edecek ismin soyadı. Birde adı var elbet: Can, Can Bonomo. (“My name is Bond, James Bond” gibi oldu :))
Güzel bir hediye olması için almıştım Az’ı. Galiba 1,5 ay falan oldu.. Esasen Hakan Günday dünyasına Azil’le yaptığım ilk girişin ardından genel mantığa uyup yazarın çıkardığı kitapları kronolojik sırasına göre takip erme gibi bir düşüncem vardı ancak o 1,5 ay; amacına ulaş(a)mayan o 1,5 ay boyunca gelip gittiğim her dakika gözüm ona takıldı. Belki hala yapacak bir şeyimin olduğu gerçeği gözlerimi oraya kilitledi, belki de Azil’den aklımda kalan Hakan Günday portresini devam ettirme isteğim. Gerçekten bilmiyorum. Tek bildiğimse, çok sık yaşamadığım bir kitap tamamlayamama seansının daha sonrasında, sürpriz yaşamadan sevebileceğim, bağlanabileceğim bir şeyler okumaktı..
